Yeni yıl, bu ülkenin işçilerine ne getirdi?

12 Ocak 2018 de meclis önünde bir işçi kendini yaktı. 16 Ocak, 2018 günü bir işçi de İş Kurun önde soyunarak işsizliği protesto etti. Açlık sefalet bu ülkede savaş çığırtkanlığı arasında kaybolmakta. Ey Amerika, Ey Avrupa diye diye insanların ölüm cenderesine sürüklüyorlar.

Öbür yandan da elleriyle yarattıkları bir darbe çığlığı atılmakta. OHAL uygulamasıyla insanları içeri tıkmaktalar. Yasa hukuk deyince de: O da ne? “Reis” var ya! Bu yetmiyor mu diye bağırmaktalar. Her şeyi bilen adamlar ülkesinde ölümlerden ölüm beğenin noktasına geldik. Hapishane mi istersin yoksa açlık mı seçenekleri önümüzde duruyor. Bunlardan hangisini seçersek seçelim, seçmek özgürlüğümüz var! Ama eleştirme, yerme özgürlüğü suç sayılır…

Gazeteci ya da politikacı olarak sesi çıkanlar, iktidarı eleştirenler, zorunlu ikametgaha olan ceza evine gönderiliyor. Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan, Türkiye’nin 3. Büyü partisinin başkanı olan siyasetçi Demirtaş konuşmasından dolayı suçlanıyor! Hem de, keyfi hukuk normları, hukuk normu olarak kabul edilerek bu suçlamalar yapılıyor. Yasalar geriye işletilerek, terör tanımı yeniden kurgulanarak, icat edilerek, bunlar yapılmakta…

Bu kirin, pasın içinde. Darbe ve Feto savunmasında Ahmet Şık Avrupa’ya delil olarak sunulurken bir yandan da Feto suçlamasıyla içeride tutulmakta. Bu kara mizaha ne diyeceğiz? Buna çelişki demek ona bir düzey belirlemek olur ki bu hiçte uygun bir tanım olmaz. Bugün, ülkeyi yönetenlerin düzeyi de, hukuk normları da olabildiğine kalmamış! Ülke hapishaneler ülkesi olmuş. 220 binden fazla insan içeride tutuluyor. Suçlananlar suçunu bilmiyor. Yığınla insan, Feto’cu suçlamasıyla bir devlet sopasının altında inim inim inletilmekteler.

Devleti yönetenler Feto’ya hasret beyitleri dizdikleri günleri unutarak, sıradan insanlara dayak atarak, Feto belasını bitireceklerinin söyleyip duruyorlar. Bizlerde dur bakalım diyerek bekliyoruz. İki yüzlülük almış başını gidiyor. Yönetenler bir Aynaya baksalar: Feto uzakta olmadığını görecekler. Ama buna cesaret edemiyorlar. Asıl yargılamaları gereken Feto, içlerindeki Feto’dur. Bu ülkeyi yönetenlerin her bir, ayrı bir Feto olduğu asla unutulmaması gerekir.
Onun için, bu ülkede işçileri açlığı, sefaleti görülmüyor. İnsanları tecavüze uğraması umursamamak-talar, yayın yasağı altında tecavüzleri gizlenmekteler. Ülke çocukları, her gün, anlamsız o savaş gerçeğinde ölüp gitmekteler. Onun için bu ülkede Ölüleri, tecavüzleri görmez olduk! Savaşı kanıksadık! Tecavüz ve açlık yaygınlaştıkça sıradanlaştı! Ensar vakfındaki tecavüz için bir kereden bir şey olmaz diyenler! Bugün yeni tecavüzler karşısında yayın yasağı getirtmekte çok mahir olduklarını gösterdiler…

İnsanlar yanıyor! İnsanlar ölüyor! İnsanlık kanıyor! Mülteciler ve yerli halk tecavüze uğruyor! Politikacıların, Gazetecilerin Özgürlükleri ellerinden alınıyor, hayatları çalınıyor. Bu Ülkeyi yönetenler Lale devrini yaşıyor… Sokaktaki halk, işçiler açlıktan inlesinler! Bu kimin umurunda! Yönetenler Saraydan halka gülücükler gönderiyor ya, o yetmez mi? Sokaklar , parklar lalelerle bezenmiş, açlık kimin umurunda!!! Ölümü, kim düşünür…
Cumhur dediğimiz halkın kaderine açlık, sefalet, ölüm, tecavüz düşerken yöneticileri kaderine Bin odalı saraylar ve Laleli refah düşüyor! Bu Ülke de Lale Devrini yaşanıyor Lale….

____________

Not: Hukuksuzluğun girdabında yeni hukuksuzluklar yaşarken Hran Dink’i Anıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × one =