Yeni yılda kriz olasılığı var mı?

Teknik olarak krizden konuşmak için büyüme oranının eksi olması, hatta eksi büyümenin iki ve daha uzun süre devam etmesi gerekiyor. Durum şimdilik böyle değil, ancak ileriye ait görüntü de çok net değil. Bütçe toparlanamıyor, cari açık kapatılamıyor, üretimde umut yeşertecek ilerleme sağlanamıyor, istihdam ve enflasyon umut verici gelişmiyor, vs. Kısacası, şimdilik teknik anlamda krizden söz edilemezse de, ileride böyle bir olasılık uzak değil.
Yaşadığımız durgunluk ya da resesyonun aşılması özel kesim marifeti ile söz konusu olamaz. Bu durumda kamu kesiminin müdahalesi gerekmektedir. Ancak, özel kesimin toparlanamadığı durumda kamu kesiminin devreye girmesi, ciddi enflasyon riskini gündeme getirir. Enflasyon, gelir dağılımını bozma etkisi yanında, hem yatırımları baltalar, hem de ekonomide güven unsurunu zedeleyeceğinden sermaye girişini engeller. Bu durumda elde tek formül kalmakta, o da dış kaynak sağlamaktır. Dış kaynak olasılığına AKP iktidarı şimdilik sıcak bakmamakla beraber, 31 Mart seçimlerinden sonra hava değişiyor olabilir. Dış kaynak olarak IMF’nin devreye sokulması, hem harcamaların denetlenmesini, hem de ölümüne iktidarda kalma hırsı ile girişilen hesapsız mega yatırımların kontrolünü ve kısıtlanmasını gündeme getireceğinden istenmiyor olabilir. Bu durumda tek olasılık kalmaktadır, o da borcu borçla döndürmek, teknik ifadesi ile Ponzi finansman yöntemine başvurmaktır. Bu yöntem, kendi içinde borcu sarmal halinde büyüteceği gibi, bunun da ötesinde AKP iktidarının “benden sonrası tufan” mantığı ile bugün geldiğimiz noktanın çok daha ötesine sürüklenmemize yol açılabilecektir. Kısacası, bugün kriz değil de durgunluk var diye biraz rahatlamak, gelecekte krize davetiye çıkarmak olacaktır. Öyle anlaşılıyor ki, AKP iktidarında akılcı borç yönetimi gündeme gelemeyecektir.
AKP iktidarı, kapitalizmin kâr sıkışması krizini yaşanırken ve uluslararası arenada bol finans kaynağı mevcutken etkin kaynak kullanmayı beceremediği için bugün buralardayız. Kısacası, AKP zihniyeti kriz üreten sistem olan kapitalizme uygun değildir. İş kotarma mantığı devlet yönetiminde uygulanamaz. Zira kaynak bulma tahdidi ile daima karşı karşıya gelen iş insanı kararını verirken belirli risk olasılıklarını zorunlu olarak göz önünde bulundurur. Buna karşın, devlet yöneticiler vergi salma veya para ihracına gitme ya da mülk satışı, hatta Türkiye’de olduğu gibi yanlış sisteme oturtulmuş “Varlık Fonu” gibi bir kuyuya sahip olduğu düşüncesiyle kaynak sorununu gündeme almadan fevri kararlara yönelebilir. AKP iktidarının bu konudaki fevriliğini bir zamanlar yaşanmış olan bol dış kaynak da ciddi olarak tetiklemiştir. Hesapsız yürünen yolun sonunda önümüze koyulan fatura ekonomiyi resesyona sürüklemiş, muhtemele gelecek yılda daha da derin sorunlara itecek gibi gözükmektedir.
İşin ilginç yanı kriz özel kesimde kimilerine fırsat yaratır, kimilerine külfet yıkar. Kapitalizm, bir sistem olarak, insanı düşünmez, sistemi tökezletebilecek modası geçmiş sermayeyi ise piyasadan siler. Piyasaların sıkıştığı dönemlerde sermaye-insan ilişkisi piyasa sürecinde otomatik olarak, sermaye-sermaye ilişkisi ise sermayenin yaşamsal mücadelesi bağlamında iradi olarak tahrip edici şekilde yaşanır. Yaşanan durgunlukta hafif, fakat kriz sürecinde daha şiddetle gelişen toplumsal yıkım ve yaşam mücadelesi önlenebilir olmaktan uzaktır. Bazı konuşmalar ve yazılarda ifade edildiği gibi, krizde mağdur olan emekçileri ve halk kesimini kurtarmak çoğu zaman olanaklı olamaz. Halka bu yönde telkinde bulunmanın mücadele ortamı oluşturmada olumlu etkisi olabileceği gibi, konuyu sistemin sonucu olarak görüp, mücadele hedefinin netleştirilmesini engellemesi bakımından sakıncalıdır. Çünkü kriz sistemik bir oluşumdur ve bu süreçte sistemin dışına itilan üretim güçlerini, özellikle de ana unsur olan emekçileri krize karşı korumak, kaynak gereksinimi nedeniyle fazla olası görülemez. Kapitalizm kriz vasıtasıyla sisteme uymayan üretim güçlerini temizleyerek, bir kısmını piyasadan silip, bir kısmını da ikame ederek, daraltılan alanda yeni güçle ayağa kalkmaya çalışır. Kısacası, kriz kapitalist sistem için gereklidir. Ancak, kriz sonrası görülen parıltı kriz öncesi alanın tümünü kapsamaz, çünkü alan daralmıştır.
Kapitalist krizin olumsuz sonuçlarına çare olarak düşünülen iki önlemden biri işten atılan emekçilerin işe iadesini zorlamak, ikincisi ise işsiz kalanlara sosyal devlet anlayışı ile yaklaşmaktır. Emekçilerin işlerini korumaları piyasa hacminin de korunması anlamına geleceğinden, bu durum sistem mantığına aykırıdır, sistem bu uygulamayı dışlar. Bu konuda ikinci önlem ise sosyal devlet politikaları ile yoksullaşan emekçi ve genel halk yığınlarına destek sağlamaktır. Doğal olarak sosyal politikalara bir itiraz söz konusu olmamakla birlikte, maalesef, sosyal politikalara en yoğun gereksinme duyulduğu dönemlerde kamu bütçe olanaklarının bu külfeti kaldırma gücü zayıflar.
Devamlı olarak resesyon ya da kriz konuşulmakta, hatta reçeteler dahi topluma sunulmaktadır. Fakat dünyada da, Türkiye’de de etkili önlemler geliştirilememekte, geliştirilenler ise fazla işe yaramamaktadır. Çünkü kriz sistemik reflekstir ve kapitalizmin kendisini yenileyerek daha güçle yaşam süresini uzatma çabasıdır. Bu konuda bilim insanı görüntüsünde söylenen çare veya çözümler, sistemi perdeler ve toplumda anlamsız beklenti oluşturur. Oysa mücadelenin hedefi, kısa dönemde hesapsız siyasi kararlar, uzun dönemde ise sistem olmalıdır.
Kapitalist sistemlerin devlet ve hükümet yapıları, tüm çabalarına rağmen sermaye birikiminin sağlanması ve krizlerin önüne geçilmesinde çaresiz kaldıkları gün gibi ortadadır. Devlet ve hükümet yapıları sosyal devlet politikalarını devreye sokarak bazı önlemleri almaya çalışmıştır, ancak böylesi politikalar sistemi canlandırıcı değil, sürükleyici işlev gördüğünden başarılı olamamış ve kendi içinde krize sürüklenmiştir. Kapitalist sistem krizi sistem dışı müdahaleleri dışlayarak, kendi kaderini belirleme sürecidir. Lütfen sistemi ve işleyişini anlayalım ve siyasi tercihimizi ona göre yapalım. Aksi halde, kapitalist ailede yaşanan resesyon ya da kriz her geçen gün çevreden merkeze kaynak çekerek, merkez lehine çevrede yoksulluk adacıkları oluşturmakta ve çevreyi despotik yönetimlere sürüklemektedir.
Her olumsuzluk olumlu yürüyüşe kapı aralar. Aralanan kapıdan ise hesabını iyi yapabilen geçer.
Mutlu yıllar, sağlıklı günler!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here