Yeni YÖK Stratejik Raporu…

Yeni YÖK Stratejik Raporu…

0
PAYLAŞ

Toplantıya İMF, Dünya Bankası yanında yabancı bilim insanları da davet edilerek dünyadaki tecrübeler de dinlenmişti. YÖK’ün bugüne kadar Türk Yüksek Öğretimi için yaptığı en önemli çalışma Stratejik Planlamadır. Söz konusu toplantıda alınan kararlar ve Prof. İlhan Tekeli’nin çabaları ile hazırlanan yeni bir “Yükseköğretim Reform Stratejisi” oluşturularak 3 Temmuz 2006 tarihinde Cumhurbaşkanına sunulmuştur.


21. Yüz yılda artık merkeziyetçi, hiyerarşik ve katı YÖK yasası ile üniversiteleri ileriye taşıma şansı kalmamıştır. Bilimsel geçmişi son derece zayıf olan ülkemizin YÖK ile başlayan verimsiz ve hantal yapılanmasında akademik kadroların liyakati, ilke ve ölçütlere dayanmadan “adamına göre” eleman alımı yanında hiçbir ölçüte bağlı olmayan seçim sistemi maalesef üniversiteleri bugün çalışamaz hale getirmiştir. Rekabet ve verimlilik performansının olmadığı, iç denetimin çalışmadığı üniversiteler bugün tam anlamı ile ders veren kurumlar (dar anlamda medrese) haline gelmiştir.  


Prensip olarak çoğumuzun benimsediği ve arzuladığı bir çok konuya az çok değiniliyor. Hepsinden önemlisi YÖK’ün kendisi içinden ve dışından araştırmacılara hazırlattığı tarihi nitelikli belge Milli Eğitim Politikası ve YÖK uygulamaları ile ülkemizin geleceğini yakalamayacağını somut örnekler ile ortaya koymaktadır.  


Yükseköğretim Strateji belgesi bugünkü yüksek öğretimin genel bir durum değerlendirmesini yapıyor.


Bugüne kadar üniversitelerin verimliliğini engellediğini belirttiğimiz bütün konulara raporun durum tespiti kısmında detaylı olarak yer verilmiş. Mevcut YÖK sistemi ve üniversitelerin aksaklıklar ve işlevsiz unsurları gizlenmeden bugüne kadar öğretim üyelerinin vurguladığı şekli ile aktarılmış.


Raporda ağırlıklı olarak üniversitelerin genel verimliliği, ortaöğretimden üniversiteye geçişte kaynaklanan sınav sitemi ve artan yüksek öğrenim talebi karşısında üniversitelerin karşılaştığı akademik kadro yetersizliği ile mali sorunlar detaylı olarak işlenmiştir.


Tanıtımda ayrıca dünyada değişen üniversitelerin işleyişi, ile Türkiye’dekiler karşılaştırılarak olası bir Yüksek Öğretim Reformu için de bazı öneriler içermektedir.


Strateji belgesi durum tespiti yanında mevcut sistemin aksayan yanlarını ve verimsiz alanlarının verimli duruma dönüştürmek veya ileride olası bir yeni yasa hazırlanmasında alternatif öneriler de oluşturmaya çalışmış. Yönetim organlarının yapılanması ve akademik yükseltmeler için değişik alternatifler önerilmektedir.


Öneri olarak merkeziyetçi bir sistemden daha katılımcı bir sisteme geçişin aşama aşama gerçekleşmesi şeklinde ifadeler satır aralarında işleniyor. 


Üniversite tarihini, tanımı ve etkinliği konusunda olması gerekenler tarihi perspektif içinde işlenmiş.


Öğretim üyesi koposizyonu, profili ve beklentileri yanında üniversitelerin yaşadığı sorunlar işlenmektedir.


Türkiye’deki bilimsel çalışmaların nicel ve nitel kalitesi, gelişmeler ve uluslararası alandaki etkinliği belgeleri ile detaylı olarak sunulmaktadır. Strateji raporunun önemli bir tespiti de uluslararası atıf endeksleri tarafından tanınan dergilerde yayımlanan Türkiye kaynaklı yayınlarda son 20 yılda 30 kat artış ile 43. sıradan, 20. sıraya yükselme başarısını göstermiş olmasına karşın Türkiye kaynaklı yayınlara yapılan atıf sayılarının düşüklüğünü vurgulamasıdır.


Artık nicel büyüme değil nitel dönüşüme önem verilmesi için alınması gerekli stratejiler önerilmektedir.


 Strateji belgesi bir bütün olarak Türkiye’deki eğitim ve öğretim sistemini değerlendirmekte, nüfus gelişimi ile okullaşma arasındaki süreci işlemektedir. Ülkenin nüfus gelişimi uzun vadedeki okullaşma oranı, olası gelişmeler ve alınması gereken tedbirler detaylı olarak işlenmiştir.


Orta öğretimden üniversiteye geçiş ve yaşanan sorunlar değerlendirilmektedir. Değişik ölçütler bakımından yapılan saptamalar, gerek genel liseler düzeyinde, gerek meslek liseleri düzeyinde olsun, orta öğretim sisteminin öğrencilere yükseköğretim için yeterli temeli veremediği somut verileri ortaya koymuştur.
Metin önemli derecede istatistik’i bilgi sunarak üniversiteye başvuran adayların geldikleri Liseler, bölgeler ve sorulan sorulara verdikleri cevapları karşılaştırma bakamından son derece önemli. Özellikle planlamacıların yararlanacağı çok bilgi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca üniversiteye girişte alınması gereken önlemler konusunda ufuk açıcı bilgiler sunmaktadır. Dikey yönetim yerine demokratik yatay yönetim şekli kısmen benimsenmiş.   


Bazı Önemli Değişiklik Önerileri


1. YÖK Genel Kurul toplantılarına öğrenci temsilcisinin katılabilmesi


2. YÖK’ün bugünkü yetkilerinin bazılarının Üniversitelerarası Kurul’a, bazılarının da doğrudan üniversitelere devredilmesi


3. Yükseköğretim Genel Kurulunun dağılımında Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) tarafından gönderilen üye sayısının ağırlıklı duruma gelmesi


4. YÖK’ün yetkilerinin kullanımında nesnel ölçütlerin geliştirilmesi ve saydam bir yaklaşımın benimsemesi


5. Akademik yükseltmelerin ve atamaların asgari koşullarının belirlenmesi, bunların ÜAK’ın yetki ve görev alanında olması


6. Üniversite Yönetim Kurulu (ÜYK) dekanlardan oluşurken senatonun fakültelerden seçilerek gelen temsilcilerden oluşması.  ÜYK ve Senatonun yetki alanlarının yeniden düzenlenmesi


7. Rektörlerin görev süresi içinde saydamlık ve hesap verebilirlik ilkeleri öncelikle gözetmesi. (Bunun sözde kalan bir ilke olmaktan kurtarılması için gerekli kurumsal mekanizmalarla donatılması da istenmektedir)


8. Rektörün görev süresinin 5 yıla çıkartılarak, tek dönemle sınırlanması – Seçimin kendi başına bir amaç olmayıp en uygun rektörü seçmenin bir yöntemi olması


9. Rektör seçimlerinde, seçim öncesi aşamanın geliştirilmesi istenmektedir. Örneğin rektörlüğe yalnızca ilgili üniversiteden değil, tüm Türkiye üniversitelerinden aday olunabilmesi özendirilmeli ve desteklenmelidir. Rektör seçimi için birkaç öneri sunulmakta. Adayların oyların %50 sinden fazlasını alma şartının önerilmesi anlamlı. Rektörler “dönem ortası raporu” sunmaları ve çalışmalarda saydamlık ve hesap verebilirlik ilkesine uyup uymadıkları işlenmektedir. Ayrıca başarısız rektör için yeniden görevden alınma koşulları işlenmektedir. Ancak seçilme ölçütlerinden bahsedilmemektedir.


10. Rektör yardımcılıklarının sayısının üniversiteye bırakılması işlerin hızlı yürümesi için önemli görülmekte. Benzer durum Fakülte dekan yarımcılıkları için de önerilmekte.


11. Fakültelerin biraz daha bağımsız duruma gelmeleri önerilmekte. Fakülte kurullarının senato modeline dönüşmesi, dekanın yerinde belirlenmesi, en önemlisi de lisansüstü eğitimde fakültenin görüşünün dikkate alınması.


12. Yüksek lisans ve doktora programlarının enstitüler eliyle yürütülmek yerine fakültelere bırakılması, yalnızca fakülteler arası nitelik taşıyan programların enstitülere bırakılması etkinliği artıracağı düşünülmektedir. Bu konudaki tercihin üniversitelere bırakılması da düşünülmektedir.


13. Fakülte dekanlarının seçimi için öneriler geliştiriliyor. Dekanın da dönem raporu sunması önerisi işlenmekte.


14. Meslek yüksek okullarının işlevi, beklentiler ve cazibesi konusunda istenilen yere gelmemelerine karşın yükseköğretim sistemi içinde % 30’luk bir paya sahip olmaları nedeniyle YÖK içinde ayrı bir MYO’lar birimi oluşturulması önerilmekte.


15. En önemli gelişme üniversiteye girişte önerilen yaklaşımdır. Öneriler akılcı ve ayrıştırıcı niteliktedir. Mesleki eğitimin özendirici hale getirilmesi, yanında üniversiteye giriş için nitelik arayışı süreci önerilmektedir. Merkezi olarak iki sınav ve dört yerleştirme programı öngörülmektedir. Orta öğretimi bitirme sınavı konulması yanında üniversiteye giriş sınavı için dört farklı sınav daha önerilmektedir. Alanlara göre sınav başarısı arayışı önerilmekte.


16. Etik konusu detaylı olarak işlenmiş ve etik kurullarının çalışması benimsenmiş.


17. Öğretim üyelerinin ücretlerinin belirlenmesinde ve mesleğin saygınlığını koruyacak şekilde önlemler alınması önerilmekte.


18. performans esasına göre farklılaşabilecek bir ücretlendirme sisteminin kurulması da önerilmekte. Ancak mevcut personel yasası ve 5018 yasadaki  bağlayıcı hükümler ne adar süreci gerçekleştirir bilinmez. Ayrıca bunun objektif olarak uygulanacağı konusu şüphelidir.


19. Önemli konuların başında gelen Türkiye’de üniversitelerde öğretim üyeliğine atamalarda kendi öğrencisini atama (inbreeding) eğiliminin yüksekliğinin yarattığı olumsuz sonuçlar işlenmekte. Bir üniversitede doktorasını alan bir kişiyi yurt içinde ve dışında başka üniversitelerde çalışmalarda bulunmadan aynı üniversiteye öğretim üyesi olarak atamaktan kaçınmalı denilmekte. Türkiye üniversitelerinin verimsizliğinin en önemli ayağını inbreeding oluşturmakta.


20.  Türkiye’nin akademik kadro durumu geleceğine ilişkin de önemli tespitler bulunmaktadır. 2023 tarihine kadar ülkenin gereksinimi olan öğretim üyesi açığının kapatılması için başta doktora öğretiminin özendirilmesi için burs vs ayrıntılı olarak işlenmiş.  Doktoraya alınacak öğrencilerin liyakat esasına göre seçilmesinin de yeknesaklık sağlamak için ÖSYM’nin düzenlediği (TUS benzeri) bir merkezi sınav önerilmekte.


Doktoranın yapılacağı kurumun alt yapı ve yeterli öğretim elemanından kaynaklanan kalite konusundaki kaygıları azaltmak için YÖDEK’in katkıları aranmakta aynı zamanda  doktora yeterlilik sınavlarına merkezi bir nitelik kazandırılması düşünülmekte. Doktora çalışmasının yapıldığı yer ve konu dışında ve en az altı ay ile bir yıllık bir bölümü yurtdışında geçirilecek biçimde öneri getirtilerek kalitenin artması öngörülmekte.


21. Üniversitelerde giderek artan doktoralı nitelikli öğretim üyesi talebine kaşı doktora eğitimine olan ilginin de,  Ar-Gör kadrolarının da hızla azaldığı görülmekte. Rapordan çarpıcı bir ifade devlet üniversitelerinin toplam araştırma görevlisi sayısı 2002 yılı sonunda 20.650 iken, 2005 yılı sonunda 20.736 olmuştur. Aynı dönemde öğrenci sayısında % 22’lik bir artış olmasına rağmen araştırma görevlisi sayısındaki artış % 0.4’te kalmıştır. Bu durum ileride artan üniversitelerin gereksinim uyduğu akademik kadro sıkıntısı çekeceğinin açık göstergesidir.


22. Türkiye üniversitelerinin işleyişinde tam anlamı ile liyakat arayışlarının değil sadakat ilkelerinin hakim olduğu sık sık işlenmekte. Bu durumun özellikle de akademik yükseltme ve kurum içi yönetim mekanizmalarında yaygın olduğu belirtilmekte. Üniversitelerde akademik kadroların oluşmasında inbreeding anlayışının yaygınlaşmasının yarattığı verimsizlik üniversiteleri uzun süreli işlevsiz bırakacak düzeye gelmiş. Kuruma alınan kişilerin uzun süreli kadroda kalmaları nedeniyle uzun sürede inbreeding’in etkisi süreceğe benziyor. Bazı birimlerin kendi kendini yenileme şansı en azından bir çeyrek yüzyıl kapanmış durumda.


23. Halı hazırda YÖK tarafından “Yükseköğretim Kurumlarında Akademik Değerlendirme ve Kalite Geliştirme Yönetmeliği” ile başlatılan süreçle, ulusal boyutta, yükseköğretim kurumlarının kalite düzeylerinin değerlendirilmesi ve geliştirilmesi konusunda yükseköğretim kurumları, Yükseköğretim Akademik Değerlendirme ve Kalite Geliştirme Komisyonu(YÖDEK)’nun kurumsallaşması benimsenmekte.


24. Öğretim kadrosunun niteliğinin yükseltilmesinde öğretim üyelerinin hareketliliğine dayanan planlamalar önerilmekte. Ayrıca Erasmus Programı benzeri ülke içindeki üniversiteler arasında da misafir öğretim üyesi özendirmesi yapılmakta.


25. Akademisyenliğin ilk aşaması olan öğretim üyeliğine atanmada olgunlaşma ve kendini geliştirmek için doktorasını vermiş bir öğretim üyesinin bir yıl öğretim görevliliği yaptıktan sonra yard.doç kadrosuna atanması, 4-5 yıl çalıştıktan ve doktora çalışması dışında yeni araştırma yapmak fırsatı elde ettikten sonra doçentliğe başvurması verimli bir akademik yaşam için gerekli görülmekte.


26. Profesörlük atamalarının üniversitelerin kendi iç değerlendirmesine bırakılmasının sakıncalarının giderilmesi için profesörlük atamaları, merkezden belirlenen asgari koşulların sağlanması yanında jüri üyelerinin ikisi o alanda konularında başarılı bir konuma ulaşmış profesörlerden oluşan jüri üyeleri listesinden ad çekmeyle belirlenmek üzere üç profesörün görev yapacağı merkezi profesörlük jürileri yoluyla da yapılabilir. Böylece adamına göre jüri oluşturma süreci ortadan kaldırılmış olur denmekte.


27. Öğretim üyelerinin kendini bilimsel olarak yenilemeleri için “sbetical” benzeri öneriler getirerek bilim adamlarının aralıklarla ücretli izin ile dışarıya gitmesi öneriliyor.  


27. Değişik amaçlı ihtisas üniversiteleri veya belirli alanlarda güçlü üniversite önerileri sunmaktadır.


Eksik Kalanlar


1. Durum tespiti bakımından metin önemli bilgi içermekle beraber, halen eğitim ve öğretimin kalitesinin artırılması konusunda felsefi ve tarih ağırlıklı sorgulayıcı ve eğitici unsurların metne yansımadığı görülmektedir.


2. Üniversitelerin bilim politikalarını oluşturmaları için özerklik anlayışı ağırlıklı olarak OECD anlayışına yakın olan mali özerklik ile bütünleştirilmiştir.


3. YÖK’ün bazı yetkilerinin Üniversiteler arası kurula, bazılarını üniversiteye bırakmak istemesi yanında halen yetkilerin merkezi olarak kendisinde  kalması benimsenmektedir.


4. Üniversitelerin kurumsallaşması açısından yönetim organlarının üstleneceği fonksiyonlar işlenmemiş.  Üniversitelerin en ciddi sorunu olarak genel kabul gören yetkilerin tek elden Rektörde toplanmasının yarattığı tıkanıklık yeterince işlenmemiş.


5. Rektör adaylarında aranması gereken ölçütler ortaya konulmamış. Benzer durum diğer idari kadrolar için hiç değerlendirilmemiş.


6. Üniversite öğretim görevlilerinin özlük hakları yeterince işlenmemiş.


7. Bir diğer önemli kesim olan çalışanlar ve teknik personelin özlük haklarına hiç değinilmemiş.


8. Üniversite bilimsel ve idari yönetimlilerinin yarattığı olumsuz etkilere yeterince değinilmemiş.


9. Üniversite rektörlerinin en zorlandıkları ve aynı zamanda en çok ilgilendikleri alt yapı ve mali sorunların ayrı bir işlev kazanması konusuna değinilmemiş.


10. Anabilim, Ana sanat ve Bölümler ve organlarının belirlenmesi ve işlevleri üniversitelerin alt organları olarak büyük görevler almaktadırlar. Bölüm başkanlarının daha dinamik bir yapılanma ile ilgili bilim dalından da belirli niteliklere göre ve yüksek eleme sistemine göre atanması önerilebilir. Batıdaki bilimsel başarıların temelinde alt birimlerin istikrarlı çalışması esas en alt birim olan ana bilim dallarının verimli çalışması gelmektedir. 


11. Norm kadroya hiç değinilmemiş. Üniversite akademik kadrolarının ağırlıklı olarak batıda konuşlandığını, Anadolu’daki üniversitelerde ders yükünün fazlalığına işaret edilerek kadroların eritilmesi benimsenmiş ancak yinede ürkek bir tavır sergilenmektedir. Norm kadro uygulaması akademik özerklik konuları yeterince işlenmemiş.


12. Norm bütçe konusuna değinilmemiş. Bölümlerin, fakültelerin bağımsız bütçelerinin oluşması, öğretim üyelerinin bütçe kullanma kolaylığı konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır.


13. Üniversite öğretim üyeliği saygınlığının yeniden kazandırılması için, doçentlik ve profesörlük tezleri ve deneme dersleri yanında konusunun yetkili organlarının da olumlu onayları ile atanması konusu eksik bırakılmış.


14. Lisans ve Yüksek lisan eğitiminin kalitesinin artırılması için nitelik arayışı konusu yeterince işlenmemiştir.


15. Öğrencilerin üniversitelilik bilincinin gelişmesi için bazı açılımlar ürkek olarak önerilmiş, ancak yeniden anayasanın ilgili maddelerini atıfta bulunularak üniversite eğitimi yerel ölçek içinde değerlendirilmesi benimsenmiştir. Doğal olarak bazı tespitlerin bizim açımızdan eksik veya yanlış bilgilendirmeden kaynaklanması sonucu eksik yapılmaktadır. Örneğin, son yıllarda, üniversitelerde yapılan bahar şenliklerine olan ilginin öğrenciler tarafından benimsendiği ve öğrencilerin sosyalleşmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirmektedir (s. 182). Ancak öğrencilerin inisiyatifi dışında gelişen ve tamamen dışarıya yönelik ve para kazanmaya dayalı bahar şenlikleri üniversitelerde yarar yerine kültür erozyonuna neden olmakta ve öğrenciler tarafından her geçen yıl daha az ilgi yaratır duruma gelmiştir. Bunların niteliği ile ilgili değerlendirmeler eksik kalmış.


16. En önemli eksiklerden biri de “akademisyen” tanımı getirilmemiş olması (Akademisyenin yetki ve sorumlulukları açıklığa kavuşturulmalı. Yetkisiz akademisyenle üniversite ve özerklik olası gözükmüyor).


17. Yine “öğrenci” ve “öğrencinin yetki ve sorumlulukları” da hiçbir şekilde öngörülmemekte.


18. Üniversitelerin mali özerkliği konusunda kaynak yaratma konusu yetersiz kalmış. Özellikle daha nitelikli akademisyen yetiştirmek için nasıl bir mali kaynak oluşturulacağı yetersiz kalmış.


İleriye yönelik öneri ve katkıları bir başka yazıda işleyeceğim.


Özet olarak Strateji belgesi son derece önemli tespitlerde bulunmakla beraber, yine de merkezi bir yapılanmaya gereksinim olduğunu batı eksenli liberal üniversite anlayışı ile klasik üniversite arasında bir yol çizmeye çalışmaktadır.


Belirli konular atlanmış, bazı konular ayrıntılı olarak işlenmiş. Strateji belgesi bir bakıma ürkek bir özeleştiri niteliğini taşıyor.


Umarım bu belge ilgili çevrelerin katkısı ile zenginleştikten sonra ülkeyi, gençliği ve insanlığı ileriye taşıyacak yeni bir yüksek öğretim yasası hazırlanır. Ancak konu çok yönlü ve ekonomik temelli olduğu için bir devlet politikası olarak ele alınması gerekiyor. 21 yüzyılı yakalamanın tek yolu güçlü bir bilim politikası ve yüksek öğretim yasasından geçecektir. Bugün Kuzey Amerika, Avrupa ve Uzak Doğu ekseni eğitim ve bilimde öncü olma konusunda kıyasıya bir yarış söz konusudur. Batı temel bilimlerin Uzak doğuya kaymasından büyük kaygı duymaktadır. Bizler ise halen kendi aramızda türban ve imam hatip okullarının üniversiteye alınıp alınmamasına takılmış kalmışız. Konu çok ciddi. Eğitim ve bilim konusunda bu ülkenin varlığı ve yokluğu durumuna gelmiş durumdayız. Bilgi çağında bu kadar genç nüfus ile kendi yerimizi belirlemek için daha büyük ve stratejik düşünmek zorundayız. Bu açıdan rapor değerli bilgiler içermektedir.


Rapor; üniversitelerde hiyerarşik anlayışa dayalı yapılanmanın, kısır tartışmalar ve yönetim kilitlenmelerinin yaygın sorun haline geldiğini; YÖK, rektör ve dekanlara tanınan yetkinin aşırılığını; her bir iş için uygun ölçütlerin geliştirilmesi gereğini, lisansüstü programlara özel bir önem verilmesini, kadroların liyakate uygun oluşturulmasını, ders-araştırma dengelerinin sağlanmasını, Açık öğretim ve MYO yığılması ve nitelik kaybının önüne geçilmesini… ve daha pek çok noktanın altını çizmekte; öncelikle mevcut yapının reforma ihtiyaç duyduğunu, bunu demokratik ve üniversal bir anlayışla gerçekleştirebileceğimizi, üniversiteler ve toplumsal taraflar görmezden gelinerek yapılacak girişimlerin başarı şansının olmayacağını, eğitimin anaokulundan doktoraya kadar bir süreklilik arz ettiğini vurgulamaktadır.


Yine de rapor üniversitenin esasını oluşturan bölüm, anabilim dalı, akademisyen ve öğrenci tanımlarını, bunlar arasındaki yetki ve sorumluluk paylaşımını yeterince dikkate almamış; norm kadro ve norm bütçe tartışmalarına hiç değinmemiş, çoğu önerisinde de dengeci ve çekingen davranmış. Gelen önerilerle bu boşlukların da doldurulması uygun olacaktır.


Hepsinden önemlisi rapor her konuda bir çok SEÇENEK ORTAYA KOYARAK KONUNUN TARTIŞILMASINI  kendiliğinden başlatmış oluyor.


Ancak yapılan tespitler iyi niyetle yapılmış olup bu süreci zenginleştirerek hayta geçirmemiz gerekir.  


Yeni açılımlara vesile olmasını diler, ilk izlenimlerimi sizlerle paylaşırım. 


Selamlarımla.


______________


* Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi, iortas@cu.edu.tr 

BİR CEVAP BIRAK

1 × five =