Yerel tohumlara veda!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Köylülerin binlerce yıldır üretim yaptığı hayat sigortası niteliğindeki atalık tohumlara sertifika zorunluluğu getirilmesi kırsaldaki tarımsal üretime büyük darbe vuracak…
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hazırladığı yönetmelik, binlerce yıldır küçük çiftçilerin hayat sigortası olan yerel tohumlara sertifikasyon zorunluluğu getiriyor. 19 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ‘Yerel Çeşitlerin Kayıt Altına Alınması, Üretilmesi ve Pazarlanmasına Dair Yönetmelik’ başlığını taşıyan düzenleme kapsamındaki hizmetler ile sertifikasyon belgelerinin ücrete tabi olacağına dikkat çeken ZMO İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, yerel tohum takas şenlikleri kapsamında ücretsiz dağıtılan “Tarım politikası üretmek yerine ithalat odaklı kurgulanan, çiftçisinin hızla tarım alanlarını ekmekten vazgeçerek kentlere göç ettiği, hayvanı ve onun yiyeceği yemi dahi ithalat yoluyla karşılayan bir ülkede gerek çiftçilerin gerekse gönüllülük temelinde çalışan sivil toplum örgütlerinin bu yönetmelik hükümleri çerçevesinde yerel çeşitlerin devamlılığını sağlayabilmeleri mümkün değildir” diye konuştu.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hazırladığı, 19 Ekim’de ise Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ‘Yerel Çeşitlerin Kayıt Altına Alınması, Üretilmesi ve Pazarlanmasına Dair Yönetmelik’, domatesten patlıcana, fasulyeden nohuda, buğdaydan kavuna yüzlerce yerel tohum çeşidi için tartışma yaratan düzenlemeler getiriyor.

BAKANLIĞA GÖRE AMAÇ ‘GENETİK EROZYONLARI ENGELLEMEK’

Türkiye’de yetiştirilen tarla ve bağ-bahçe bitkileri ile diğer bitki türlerine ait yerel çeşitlerinin genetik erozyonlarını engellemek amacıyla çıkarıldığı belirtilen yönetmeliğin amaçları, “tohumluklarının çoğaltımı, pazarlanması, yerinde idamesi ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili kurallar getirerek, ticareti yapılacak yerel çeşitlerin kayıt altına alınması, tohumluk üretimi ve tohumluklarının piyasaya arzı ve bu konudaki denetimlere ilişkin usul ve esaslar” olarak belirlendi.

15 YILDA BELÇİKA BÜYÜKLÜĞÜNDE TARIM TOPRAĞI TERK EDİLDİ

Ekim 2006 yılında çıkartılan ve yerel tohumların ticari olarak satışına yasaklama getiren 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile ilgili diğer yasalara dayanılarak hazırlanan yönetmelik, hatalı tarım politikaları yüzünden son 15 yılda yaklaşık Belçika büyüklüğünde (3 milyon hektar) tarım arazisini terk eden üreticilere yenilerinin eklenmesine neden olacak yaptırımlar içeriyor.

YEREL TOHUMLARA ÜCRETLİ KAYIT SİSTEMİ GELİYOR

Buna göre ‘atalık’ tohum olarak adlandırılan ve her yıl ürettiği üründen aldığı tohumlarla üretimini sürdürebilen küçük çiftçiler bundan böyle tohumlarını yerel çeşit listesine kaydettirmek zorunda kalacak. Tohumlarını tarlasına ekmek isteyen çiftçilerin kayıt işlemleri için başvuru inceleme, tescil, üretim izni, genetik kaynaklar, laboratuar kontrolleri, etiket, yayın, belgelendirme, sertifikasyon ve standart tohum kaydı gibi birçok başlık altında ücret ödemeleri gerekecek.

ÜRETİM YAPMANIN YOLU YEREL ÇEŞİT KAYIT KOMİTENDEN GEÇECEK

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yetkilendirdiği meslek kuruluşları, üniversiteler ve yerel idareler aracılığıyla yürütülecek olan yerel çeşitlerin kayıt altına alınması işlemleri, Yerel Çeşit Kayıt Komitesi tarafından sonuçlandırılacak. Üreticiler Bakanlık tarafından yayınlanan başvuru formunu doldurarak, üretmek istedikleri çeşidin tohum, yaprak vb. kısımlarını detaylı biçimde gösteren fotoğraflar eşliğinde bulundukları bölgedeki yetkili kuruluşlara başvuracaklar. Başvuru yapan çiftçiler tohumunun kayıt altına alınıp alınmadığını ise ilgili kuruluşun internetten yayınlamasıyla öğrenebilecek.

MESLEK ODALARI VE ÇİFTÇİ SENDİKALARI YÖNETMELİĞE TEPKİLİ

Ancak meslek odaları ve çiftçi sendikaları yönetmeliğe tepkili. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, küçük çiftçilerin uzun yıllar süresince seleksiyon yoluyla ıslah ettikleri ve bulundukları yöreye uyum sağlamış kültür bitkisi olan yerel çeşitlerin hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı olduğuna dikkat çekerek, yüksek kalite özelliği taşıması yönünden de önemli olduğunu dile getirdi.

YEREL ÇEŞİDİ KAYIT ALTINA ALDIRMAYANA 10 BİN TL PARA CEZASI

Tohumluk üretim ve ticareti ile ilgili düzenlemelerin, 2006 yılında çıkarılan 5553 sayılı Tohumculuk Yasası kapsamında yürütüldüğüne değinen Atalık, şunları dile getirdi: “Tarımsal bitki türleri çoğaltım materyaline ait çeşitlerin ve genetik kaynakların kayıt altına alınması, tohumlukların üretimi, sertifikasyonu, ticareti, piyasa denetimi ve kurumsal yapılar ile ilgili düzenlemeler bu Yasa kapsamında kurallara bağlandı. Önemli bir istisna olarak, ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak şartıyla çiftçiler arasında yapılacak tohumluk değişimleri Yasa hükümlerinin dışında tutuldu. Ülkemizde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kayıt altına alınmış çeşitlerin ticaretine izin verilmektedir. Bu nedenle çiftçinin kendi geliştirdiği yerel çeşidini kayıt altına aldırmadığı sürece satışını yapması yasaktır. Uymayanlar hakkında 10 bin TL para cezası verilmektedir.”

YEREL TOHUMLARIN KAYIT ALTINA ALINMA SÜRECİ NASIL İŞLEYECEK

Hazırlanan yeni yönetmeliğin Tohum Yasası kapsamında çıkarıldığını kaydeden Atalık, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bundan böyle yerel çeşit tohumlukların çoğaltımı ve ticareti, Yerel Çeşit Kayıt Listesine kaydı ile mümkün olabilecek. Yerel çeşitlerin kayıt altına alınması için ilgili meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, kamu araştırma kuruluşları, yerel idareler ve üniversitelerin Bakanlık İl Müdürlüklerine başvuruda bulunmaları gerekiyor. Burada ön kabul incelemesine tabi tutulacak olan başvurular, uygun görülmeleri halinde Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğüne, oradan da Yerel Çeşit Kayıt Komitesine gönderilecek. Yerel çeşidin kayıt altına alınması işi Komite tarafından yapılacak.Yerel Çeşit Kayıt Komitesi; Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü, Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü, ilgili il müdürlüğü, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü, Türkiye Tohumcular Birliği, ilgili alt birlik, Türk Patent ve Marka Kurumu ve üniversitenin ilgili bölümünden birer uzmanın katılımı ile oluşturulacaktır.

ÜRETİCİLER HER YIL TOHUMLUK BEYANNAMESİ VERECEK

Yerel çeşidin doğal olarak uyum sağladığı ve kendine özgü karakterleri gösterdiği coğrafi alan (menşe bölge) için kayıt altına alınan yerel çeşide ait tohumluklar ancak o bölgede üretilebilecek. Üretilen tohumluklar yalnızca menşe bölgesinde ticarete sunulabilecek ve tohumluk üretimi amacıyla ekilip dikilebilecekler. Yönetmelik ile yerel çeşitlerin üretimini yapacakların Tohumculuk Sektöründe Yetkilendirme ve Denetleme Yönetmeliği çerçevesinde üretici/yetiştirici belgesi alma zorunluluğu getirildi. Üreticiler her yıl yapacakları üretime dair bilgileri içerir Tohumluk Beyannamesini il müdürlüğüne verecekler. Tohumluk Kontrolörlerinin yaptıkları denetimde üretilen yerel çeşitlerin Milli Çeşit Listesi, Alt Liste, Standart Tohumluk Çeşit Listesi, Meyve ve Asma Çeşit Listesi, Süs Bitkileri Çeşit Listesi gibi kayıt listelerinde yer alan bir çeşit olduğunun belirlenmesi halinde üreticiye Tohumculuk Yasasındaki ceza hükümleri uygulanacak.”

‘BU YÖNETMELİKLE YEREL ÇEŞİTLERİN DEVAMLILIĞI MÜMKÜN DEĞİL’

Yönetmelik kapsamında sunulan hizmetler ile onaylanan ve düzenlenen belgelerin ücrete tabi olacağına da değinen ZMO İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, “Çiftçilerin yoğun emek harcayarak geliştirmiş oldukları yerel çeşitlerin kaybolmasını önlemek ve tarımını tekrar yaygınlaştırmak üzere sivil toplum örgütleri tarafından organize edilen ‘Yerel Tohum Takas Şenlikleri’ kapsamında ücretsiz olarak dağıtılan tohumlukların çoğaltılmasının bu yönetmelik hükümleri dışında olduğuna dair hiçbir hüküm yer almamaktadır. Tarım politikası, üretmek yerine ithalat odaklı kurgulanan, çiftçisinin hızla tarım alanlarını ekmekten vazgeçerek kentlere göç ettiği, hayvanı ve onun yiyeceği yemi dahi ithalat yoluyla karşılayan bir ülkede gerek çiftçilerin gerekse gönüllülük temelinde çalışan sivil toplum örgütlerinin bu yönetmelik hükümleri çerçevesinde yerel çeşitlerin devamlılığını sağlayabilmeleri mümkün değildir” diye konuştu.

‘DÜNYA TOHUM PAZARININ YÜZDE 65’İ DÖRT ŞİRKETİN ELİNDE’

Bugün dünyada tarımda kullanılan girdilerin en önemlilerinden biri olan tohum pazarının yüzde 65’inin sadece dört ulusötesi şirketin elinde olduğunu vurgulayan Atalık, “aynı şekilde tarım kimyasalları pazarının yüzde 84’ü, gübre pazarının yüzde 21’i, hayvan sağlığı ilacı pazarının yüzde 56’sı, tarım makinaları pazarının yüzde 54’ü yine dört ulusötesi şirketin elindedir. Tahıl ticaretinin yüzde 90’ından fazlasını yine dört ulusötesi şirket gerçekleştirmektedir. Yine sadece dört ulusötesi şirket yiyecek ve içecek sektöründe yüzde 54 pazar payına sahiptir. Görüldüğü üzere tarımsal girdilerin pazarından ürünlerin ticaretine ve pazarlanmasına kadar dünyada sadece birkaç ulusötesi şirketin egemenliği vardır. Diğer bir deyişle dünyadaki doğal varlıklar ulusötesi şirketlerin egemenliği altındadır. Bu nedenle de gerek beslenme açısından gerekse biyolojik çeşitlilik açısından hızlı bir gerileme söz konusudur” görüşünü dile getirdi.

MEVZUAT ÜRETİMİ KISITLAYICI DEĞİL KOLAYLAŞTIRICI OLMALI

Günümüzde bitkilerin ve hayvanların döllenme sorunu, kuraklık, sel ve mevsim kayması şeklinde kendini hissettirmeye başlayan iklim değişikliği çerçevesinde; biyolojik çeşitliliğin ve yerel çeşitlerin öneminin giderek daha da arttığının altını çizen Atalık, “Gıda egemenliğini hedefleyen bir tarım politikası için biyolojik çeşitliliğin ve bağlantılı olarak yerel çeşitlerin koruyucusu ve geliştiricisi küçük çiftçilerin, özellikle de genç çiftçilerin sözde değil özde desteklenmesi, mevzuatlarda çiftçinin geliştirdiği çeşitlerin üretim ve satışını kısıtlayan değil kolaylaştırıcı hükümlerin yer alması, biyolojik çeşitliliğin zenginleşmesine gönül vermiş sivil toplum örgütlerinin desteklenmesi gelecek nesillerimizin refahı açısından önem arz etmektedir” ifadelerini kullandı.

ÇİFTÇİ-SEN: ‘UYGARLIK TOHUMLA BAŞLADI’

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-Sen) Yönetim Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada ise İnsanların, tohumu üretimde kullanmasıyla tarım ve gıda üretimin, ardından ise yerleşik düzene geçilerek uygarlığın başladığına dikkat çekilerek, şöyle denildi: “O günden bu güne üretici köylü ve ekoloji birlikteliğiyle tohumlar ıslah edilerek geliştirildi. Geliştirilen bu tohumlar sayesinde köylüler ürün ürettiler, ürettikleri ürünler ile de insanları beslediler. İnsanlar giyimlerini de tohumlardan elde ettikleri ürünlerden sağladılar. Fakat 2006 yılında AKP Hükümeti çıkarttığı 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile tohumun kontrolünü şirketlerinin birliği olan Tohumcular Birliği’ne verdi.

‘TOHUMA SAHİP OLAN GIDAYA SAHİP OLUR’

Herkes bilir ki, eğer toprağa tohum ekmezseniz, istediğiniz kadar gübre saçın, ilaç atın, hiç ama hiç ürün elde edemezsiniz. Ama tohum ekerseniz gübre saçmasanız da, ilaç atmasanız da çok fazla olmasa da mutlaka ürün elde edebilirsiniz. İşte bu durumun somut gerçekliği bize tohuma sahip olanın, tarım ve dolayısıyla ürüne (gıdaya) sahip olacağını gösteriyor.”

‘KÖYLÜLERİN TOHUM KONUSUNDA EVRENSEL HAKLARI VAR’

Köylülerin tohum konusunda evrensel hakları olduğuna vurgu yapılan Çiftçi-Sen açıklamasında, ‘BM Köylü Hakları ve Köyde Yaşayan Diğer İnsanların Hakları Bildirgesi’nin 19. maddesinde ‘Tohum Hakkı’ başlığıyla yer alan düzenlemeye atıfta bulunularak şu görüşlere yer verildi: “Köylülerin evrensel haklarının tohumlar ilgili 19. maddesi bize AKP Hükümetinin 2006 yılında çıkarttığı 5553 sayılı kanunun köylülerin tohum hakkındaki haklarını gasp ettiğini gösteriyor. Bu nedenle kanunun siyasi irade tarafından kaldırılması gerekmektedir. Köylülerin tohum hakkındaki haklarını teslim etmek için kanunu kaldırmak yerine Tarım ve Orman Bakanlığı çıkarttığı yönetmelikle yerel tohumların köylüler tarafından kullanımını ve erişimini daha da güçleştiriyor. Ne ücretleri ödeyebilecek, ne de bu mevzuatı takip edip gerçekleştirebilecek çiftçi bulunur. Yerel tohumlar bir ülkenin hazinesi niteliğinde varlıklardır. Ayrıca Türkiye coğrafyası 3 bini endemik toplam 13 bin bitki çeşidine sahip olan adeta bir gen bankasıdır. Biyoçeşitliliği koruma ve geliştirme ve kayıt altına alma işi öncelikle kamunun sorumluluğunda olmalıdır.

‘YEREL TOHUMLA ÜRETİM YAPMAK OLANAKSIZLAŞIYOR’

Yönetmelik, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu’yla başlayan tohumun köylülerden koparılması ve şirketlere devir edilmesi sürecini tamamlayan niteliktedir. Çiftçilerin yerel tohumlar ile üretim yapmasını olanaksızlaştırmaktadır. Yönetmelik geri çekilmelidir. 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu da ‘BM Köylü Hakları ve Köyde Yaşayan Diğer İnsanların Hakları Bildirgesi’nin 19. Maddesine uygun bir şekilde yeniden düzenlenmelidir. Yerel tohumlar, adıyla sanıyla belirlenmeli, ‘yöresel isimleriyle’ belirlenip kamu tarafından kayıt altına alınmalıdır. Kayıt altına alınan bu yerel tohum çeşitleri ortak varlık olarak tescil edilmelidir. Ortak varlıkların hiçbir koşulda özelleştirilmemesi için yasal güvence sağlanmalıdır. Böylece ülkenin hiçbir koşulda dokunulamayacak modifiye edilemeyecek bir yerel tohum envanteri ortaya çıkartılmış biyoçeşitlilik korunmuş olur.”

BM KÖYLÜ HAKLARI BİLDİRGESİ NELERİ KAPSIYOR?

Çitçi-Sen’in açıklamasında atıfta bulunduğu ‘BM Köylü Hakları ve Köyde Yaşayan Diğer İnsanların Hakları Bildirgesi’nin 19. Maddesi, şu düzenlemeleri içeriyor:Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların tohum hakkı vardır, bu hak aşağıdakileri kapsar: Gıda ve tarım için bitki genetik kaynaklarıyla ilgili geleneksel bilginin korunması hakkı; Gıda ve tarım için bitki genetik kaynaklarının kullanımından doğan faydaların paylaşımına adil katılım hakkı; Gıda ve tarım için bitki genetik kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımıyla ilgili konularda karar verme sürecine katılma hakkı; Atalık tohum/üretme ve çoğaltma malzemelerini  saklama, kullanma, takas etme ve satma hakkı.  Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların tohumlarını ve geleneksel bilgilerini sürdürme, kontrol etme, koruma ve geliştirme hakkı vardır.

‘DEVLETLER KÖYLÜ TOHUMLARINI TEŞVİK ETMELİ’

Devletler: Tohum hakkına saygı duymalı, onu korumalı ve gerçekleştirmeli ve ulusal mevzuatlarında bu hakkı tanımalıdır. Köylülere yeterli kalitede ve miktarda tohumun, ekim için en uygun dönemde, uygun bir fiyat ile sağlanmasını garanti altına almalıdır. Köylülerin ellerindeki tohumları veya tercih ettikleri yerel olarak ulaşılabilir diğer tohumları kullanmak ve yetiştirmek istedikleri ekine ve türlere karar verme haklarını tanımalıdır. Köylülerin tohum sistemlerini desteklemeli, köylü tohumlarının kullanımı ve tarımsal biyoçeşitliliği teşvik etmelidir. Tarımsal araştırma-geliştirmenin köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların ihtiyaçlarına yönelik olmasını sağlamalı; deneyimlerini dikkate alarak, bu kişilerin, önceliklerin tanımlanması ile araştırma-geliştirme sürecine aktif katılımın sağlamalı ve köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların ihtiyaçlarını karşılayan nadir ürünlerin ve tohumların AR-GE’sine yatırımı artırmalıdır, Tohum politikalarının, bitki çeşitliliğinin korunması ve diğer fikri mülkiyet haklarının, belgelendirme programlarının ve tohum pazarlama mevzuatının köylülerin haklarına, özellikle de tohum hakkına saygılı olmasını ve onların ihtiyaç ve gerçekliklerini dikkate almasını sağlamalıdır.”

 

Önceki haberMilyonluk proje savaş alanına döndü!
Sonraki haberİttifakın ardından ilk yerel seçim anketi!
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here