Yerli yerinde

Her şeyi yerine, kendime göre olması gereken yere oturtuyorum, kendimi kandırmıyorsam. Bir bakıma toplumsal yaşamdan el çekiyorum. Dünyayı kocaman yalanlarıyla ve her şeyiyle dışta bırakıyorum. İlgisiz kalmayı, bir şeylerden çokça etkilenmemeyi öğreniyorum. Artık hiçbir şeye şaşmıyorum, bundan tedirginlik de duymuyorum. Seksene merdiven dayamış olmanın güzelliği ancak böyle bir güzellik olabilirdi. Buna bir tür kaçış ya da işlevsizlik diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Gene eskisi gibi canla başla çalışıyorum. Topluma karşı görevlerimi canla başla sürdürüyorum. Sessizliği dinginliği hatta zaman zaman durallığı yaşamanın tadını çıkarıyorum bu arada. Daha yapmam gereken ne çok iş var. Bunların bir bölümü elbette yarım kalacak. Olsun. Tamamladığımız işler de az değil. Her an her şeye hazır olarak yaşamını sürdürüyor olmanın bir rahatlığı var, azçok iğretilik duygusu verse bile.

Buna gerçekten her şeyi yerli yerine oturtmak diyebilir miyiz? Diyebiliriz bence, neden diyemeyelim. Artık askıda bir işimiz kalmamıştır, gözümüz geçmişte kalmamıştır, gelecekten bir beklediğimiz yoktur, yeni bir hastalık kapıyı çalana kadar işler yolundadır. Siz vereceğinizi verdiniz, alan da oldu almayan da. En güzel şeyleri elinin tersiyle itenler de oldu, çok az sayıda olmakla birlikte güzellikleri yaratmak yolunda bir şeyler edinmeye çalışanlar da oldu. Buna da şaşmamak gerek. Önemli olan bir takım güzelliklere ulaşmak için çırpınanların dünyaya olan katkılarıdır: insanlık bu katkılarla büyüyor ve gelişiyor. Bazıları yaratıcı olacak, bazıları da bu akışta sürüklenip gidecekler. İnsanlığın yazgısı bu, kendi eliyle yarattığı yazgısı. Hep iyi şeyler istemek ve iyi şeyler düşlemek güzeldir, gerçekliğin toprağından kopmamak koşuluyla. Zaman zaman garip duygulara kapılırım: şu çarşıda pazarda avare avare dolaşan, orada burada çene çalan, kahve köşelerinde vakit öldürmeye çalışan, meyhanede günü geçiren, boş işlerde saatler harcayan ve genelde hep sıkılan insanlar şimdi sevinçle bir şeyler okuyup yazıyor olsalardı ne güzel olurdu diye düşünürüm.

Yaşamım boyunca sık sık duyduğum, şimdilerde koyu koyu duyduğum başlıca duygu yalnızlık duygusu falan değil düpedüz kimsesizlik duygusu oldu. Bunun nedeni de güvendiğim bazı insanların benim ölçülerime göre çürük çıkmış olmasıdır. Bu çürüklük benim ölçülerime göredir, yoksa çürük çıktı dediğim insanların çoğu toplumsal yaşamda başarılı olmuş kimselerdir. Genel ölçüler içinde düşününce, başarı denilen o son derece kaygan şeyi de önemseyince beni başarısızlar listesine yazabilir onları başarılılar listesinin en başına koyabilirsiniz. Beni üzen onların yalnızca kendileri için ve yakınları için yaşamış olmalarıdır. Başta insanlığa ve bu arada toplumlarına borçlu olduklarını düşünmediler. Bizler teker teker kalkındıkça insanlık da toplumumuz da kalkınır diye düşündüler belki de. Bu da bir görüştür, hayır diyebilir miyiz?

Büyük yakınlıklarımız olsun isterdim, dostluklardan öte birlikteliklerimiz olsun isterdim. Hepimiz bir masanın başında dünyamız için bir şeyler üretmeye çalışıyor olalım isterdim. İsterdim ki genç insanlar gelip kapımı çalsınlar, şu konuda bize yardım et desinler. Olacak şey değil. Korkunç bir durağanlık içinde kendi ekseninde dönüp duruyor yaşam, böyle dönüp dururken yeni değerler ortaya koyamadığı gibi varolan değerlerini de yitiriyor. Bundan sonra biliyorum kimse kolay kolay insani bir amaç uğrunda kendini ortaya koymayı bir şeyleri göze almayı düşünmeyecek. Daha da gündelik yaşanacak bundan sonra, herkes gene çıkarlarının gösterdiği yolda bir şeyler elde etmeye çalışacak. İnsanlar birbirlerinden biraz daha kopacaklar. Birbirlerini sevenler birbirlerine yeni yalanlar söyleyecekler. Biraz duyarlı olanlar kimsesizlik duygularını enine boyuna yaşayacaklar ama derinden derine düşünme alışkanlığı edinemedikleri için bu duygularının nedenlerine inemeyecekler.

Her şeyi kendi yerine yerleştiriyorum ya da öyle yaptığımı sanıyorum. Bir ihtiyarlık oyunu olabilir bu. Ben şimdi kendi köşesine çekilme olanağı bulmuş biriyim, mutlu azınlıktan biriyim. Zengin olmadığım ve kendime yetecek kadar gelirim olduğu için mutluyum. Bazılarının insanlık adına iyi şeyler yapmakta olduğunu gördüğüm için mutluyum. Şu sıra bir yerim ağrımadığı için mutluyum. Şiir yazabildiğim için mutluyum. Lekesiz bir geçmişim olduğunu bildiğim için mutluyum. Kimsenin yoluna çıkmadığım kimsenin önünü kesmediğim kimsenin ekmeğiyle oynamadığım kimsenin yaşamına karışmadığım için mutluyum. Mutsuzluklarım da var elbet. Zaten o yüzden her şeyi kendi yerine yerleştirmeye çalışıyorum. Kötülerden etkilenmemeyi öğreniyorum. Büyük zavallılıklara bile şaşmamayı öğreniyorum. Kendini başkalarından korumaya çalışman biraz geç olmadı mı diye sorabilirsiniz. Haklısınız, bence de geç oldu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 − 9 =