İyileştirmek tıbbın ideolojisi

Yani ne sağlık nede hastalık tanımları sabit olmayıp, toplumdan topluma, zamandan zamana ve hatta bireyden bireye hızlı değişiklikler gösterir. Farklı sosyal, kültürel, coğrafik ve ekonomik durumlara göre değişir. Kısacası bir Amerikalı ile bir Afrikalının sağlık ve hastalık tanımları birbirinden farklıdır. Genellikle Amerikan tıbbını esas alan batı, yerleşmiş geleneklere sahip doğu-şark tıbbına empozisyona başladığında işte bu durum “tıbbın ideolojisi” haline geldiğini yada ideolojik olduğunu gösterir. Zira Amerikan tanımları diğer kültürlerinkinden farklıdır ve “sektörel-ekonomik kaygılar” taşır.


Tıbbın büründüğü ideolojiye göre, hemşire, doktor, hasta, hastane ve yöneticilerine çeşitli roller biçilir. Bu rollere uygun beklentiler oluş(tu)rulur. Buda tıbbi örgütlenmenin biçimini belirler. Tıbbın ideolojisi oluşunca, kasten geniş bir çerçeve oluşturulurki, yayılmacılığı sağlayabilsin. Giderek daha geniş kesimler, örneğin siyasetçiler, düşünürler, bizatihi devletin bürokratları, cihaz üretici-satıcıları ile ilaç şirketleri de tıbbın ideologlarına dönüşürler.


Uygulayıcı olmaktan çıkılıp, ideolog haline dönüşüldüğünde tıp başlı başına “hastalıklı” olmaya başlar. Burada kaygı ve beklentiler, artık hastanın iyleşmesi veya ızdırabının dindirilmesi olarak değil, daha ziyadesiyle “ekonomik kazanç” şeklinde tezahür eder. İdeologlar arasında karşılıklı ilişkiler, çerçeveyi belirler. Hasta eksenli olmaktan sıyrılan tıp ve ideologları, mediko-sosyal bir otorite elde etmeye başlarlar.


İşin en tehlikeli yönü, medikal ideologların, diğer ideolojilerdekilere benzer(yani sempatizan, inanmış, davaya gönül vermiş)lerinden seçilmeleri yerine, elit bir kesimin ancak sahip olabileceği bir “sertifika(diploma)” ile bu vasıflara haiz olmalarıdır. Tabiri caiz ise “zorunlu taraftarları” olan olan hastalar da bu ideolojinin tebasıdırlar. Bu ideolojide yönetende, yönetilende de “irade kullanma, tasarruf veya tercih” sözkonusu değildir. Biyolojik bir varlık olarak insan, yaşamının bir döneminde mutlaka hastalanacağından, ister istemez kendisine dayatılan medikal ideolojinin taraftarı oluverir. Bu taraftarların oy kullanma, yöneticiyi yada hangi kulvarda koşacağına dair seçme hakkı bulunmamaktadır.


Üstelik, biyolojik olarak “sağlıklı olmak veya kalmak” zorunda olan insan, kendisine dayatılan bu sağlık hakkını bir lütuf ve nimet gibi algılamaktadır. Oysa medikal ideologlar, örneğin kapitalistlerse, bireyin sağlığını “verimliliği” ve sağlık sektörüne yaptıkları “katkı”larıyla özdeşleştirilirler. Komünist toplumlarda ise işçilik standardında bir sağlıktan ancak bahsedilebilmektedir. Her durumda sağlık bir “değer” değildir. Karşıt olarak “sağlık hakkı” nı elde etmeye çalışan sendikacılık faaliyetleri gelişir. Sağlık, yukarıda sözü edilen tüm örgütlenme biçimlerinde bir “hak” veya bir” nimet” şekline büründürülür ve parametrik skorlarla ifade edilir.


Oysa sağlık erdemdir, değerdir ve olmadığında hiçbir şeyin anlam ifade etmediği yüce bir statüden skor yada maddi parametrelerle izah edilemez.İdeologların siyasetçi, yönetici yada sağlık çalışanlarının/uygulayıcılarının tasarruf ve tekeline bırakılmayacak bir olgudur. Hastanın varlıklı yada yoksul olması bu durumu değiştiremez. Sağlık evrensel ve insanlığa ait bir sorun olup, çözümü sadece hekim ve ilaç şirketlerine bırakılamaz. Sağlığın bedeli, arz-talep ilişkisiyle dengelenmemelidir.


Sağlığa olan talebi etkileyen unsurların sağlam olması elzemdir. İlaç kartellerinin propagandalarına ve onlarla işbirliği içinde olan tıbbıyelilere bırakılmamalıdır. Zengin-fakir, çocuk-yaşlı, kadın-erkek, zenci-beyaz, doğulu-batılı herkes coğrafik sınırlar yok farzedilerek dünyanın her yerinden ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetine ulaşabilmelidir. Yani yerküre, sınırları kaldırılmış bir “sağlık küresi”ne dönüştürülmelidir. Bu, asla ütopik ve imkansız değildir. Tüm insanlığın hayrına olanda budur.


Düşük gelirliler, sağlık hizmetlerinden adaletsizce faydalanmaları ve kapitalist toplumlarda, sağlık hizmetinin birey çalışmasının bir yan ürünü gibi sunulmuş olması hazin bir durumdur. Ülkemizde, hükümetin son günlerde dillendirdiği “18 yaşın altındaki herkese ücretsiz sağlık hizmeti”nin verilmesi bu nedenle takdire şayandır. Bir ülkede varlıklıların yaşadıkları kesimlerde, sağlık personeli yoğunlaşacağından, doktorlar gerçekten ihtiyaç duyulan bölgelerde çalışmaktan alıkoyacağından, sağlığın “coğrafik” ve “ekonomik” aktörlere göre değerlendirilmesinde fayda vardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here