Yılmaz Özdil üzerinden köşelere köşeli jeton!

Yılmaz Özdil üzerinden köşelere köşeli jeton!

0
PAYLAŞ

Ben köşe yazarı olsam, okuyucu kitleme periyodik anketler uygularım. Frekans uyumumuz nedir? Tam örtüşüyor muyuz? Ne anlıyorlar? Yazılarım yerine gidiyor mu? diye devamlı araştırırım., Bu verilerle,, beni okumayan kesimin neden okumadığını öğrenmeye çalışır, onlara bilinç nakli adına ulaşma yolları geliştiririm.

Mesela Yılmaz Özdil okuyan profilin çoğu self- deşarj denilebilecek bir kirli enerji boşaltımı yapmak için okuyor onu muhtemelen. Okuyor, gazını atıyor, yazının öznesine küfürünü sallıyor, kendince o üretken olmayan bilinç dağarcığına o yeni edindiği harmanlanmış bilgileri de alıp, orda hapsediyor.

Okumayan ise, ya ön yargılı otistik bir düşmanlık yüzünden, ya da espriden anlamayan bir karşı görüş dogmatiği olduğundan okumuyor.

Konumuz okuyan kesim. Eğer böyle ise, yani o edinilen kanaatler kolektif bir sinerjiye değil de, karadelik gibi içine dönük çökmüş bir enerjiye dönüşüyorsa,  kim düze çıkaracak bu ülkeyi? Yılmaz hocam, incele bak, okurların katkılı, herkes kendi fikir ürününü karşının ağzına dayayıp yedirmeye çalışıyor.

Okurlarının yorumlarını oku, uyan, aydınlan… Hala, “feminizm ayrımcılık mı, yoksa bir özgürlük savaşı mı” bunu tartışıyorlar. Aktar ile nalburu karıştıran, suratsızlığı cool olmak sanan inorganik yeni nesilin yazılarını anlayacağını mı sanıyorsun? Yok, horozun dediği gibi, ” ben yazar geçerim ” diyosan ve bu sığ yorumlara bulaşmıyorsan, sen de mastürbatif amaçlı ve ekonomik öncelikli yazıyorsun demektir. O zaman, senin de halkla bütünleşik kıvamda pişip pişmediğin kitlence tartışıldığı gün, toplumsal kişiliklerde binlerce yıldır vuku bulmayan bir gelişme umudu yeşerecek demektir.

Barbunya pilakisini sadece konserve yemiş, rakıyı viski gibi içen, kişnişi maydanoz sanan, plastik bardakta çay dayatılan, pilicin gerdanının tadını bilmeyen, karıncalar yemişse mantarın zehirli olmadığını anlayamayan, deniz kestanesinden kestane şekeri yapılır mı diye soran,  kazandibini kazanın dibinde arayan, taze fasulyeyi kurutup, kuru fasulye olmasını bekleyen % 90’ı süzme salak bir nesile yazıyorsun Yılmaz hocam. Zaten kitapların da ondan çok satıyor…

Yazılarının okunma oranı, anlaşılma oranı, kitle profilin konusunda bilgin yoksa ben sana yaklaşık ve kabaca söyleyeyim, sen ordan çıkar. Durgun zaman sendromuna kapılmış bu lay lay lom toplumda, sen güldüremezsen düşündüremezsin. Çoğu da düşünmek için değil, gülmek için okuyor. Kendi toparlayıp, diyemediklerini orda buluyor, tatmin oluyor. Tatmin nedir, boşalımdır. Se aktivistliğe en teşne kitleyi boşaltıyorsun hocam. Bi de üstüne, az emekle,  derleme kitaplarını dayıyorsun. Halk TV’ de kankan Uğur Dündar kanalıyla, Sözcü’ de, kendi sütununda bedava tanıtımlarını yapıp hemde hiç ucuz olmayan fiyatlarla milyonlar satıp, sana inanan halkı, iktidardan farksız yöntemlerle uyutup, kullanıyorsun…

” Ucuza satayım, halk alabilsin ki, aydınlansın…” demiyorsun.  Çoğu köşe yazarı, hem de bu tarafta konuşlanıp, kontra tepkilerden beslenme zinciri oluşturup bu istismarı yapıyorlar, yaparken üstelik, halkı benim şu yazımdan daha beter aşağılıyorlar.

Bunları seni kıskandığımdan yazmadım. Sadece halkın medet umduğu odakların, kendini adadığı adakların, kerestelerdeki budaklar, yukarı tırmanan sadaklar olduğunu afişe etmek ve bu malzemeyle bu kadar barındığımıza şükretmemiz için yazdım… Eleştiri yazılarını oku, kıyas bilgin gelişsin, dağarcığın yaratıcılığa odaklansın…

BİR CEVAP BIRAK

20 − 11 =