Yine meydanlardaydık

Yine meydanlardaydık

0
PAYLAŞ

Dondurucu soğuk bir gün. Halbuki dün, ılık bir öğleden sonra Alexandra Park’da çocukların kuğulara ekmek atışını, salıncaklarda neşeli çığlıklar atarak eğlenişlerini seyretmiştim. Burası İngiltere. 4 günde dört mevsim izlemek olanak dahilinde.

Eşimin “dikkatli ol, kavga çıkabibilir” temkinlerine kulak tıkayarak evden ayrılıp tren istasyonunun yolunu tutuyorum. İstikamet Portland Place. BBC televizyon Merkezinin önü. Heyecandan toplantı saatinden 45 dakika erken varmışım oraya. Civardaki bir kafeye giriyorum. Kahvemi yudumlarken omuzuma bir el deyiyor. Gülümseyen, dost bir yüz. Ambargolular! Başkanı sevgili Fevzi. Faal bir sendikacı. İletişim Sendikasının ileri gelenlerinden. Kahvelerimizi içip toplantı yerine doğruluyoruz.

Cumartesi. 21 Mart 2015. Birleşmiş Milletler Uluslararası Irkçılıktan Arınma Günü. Sembolik, ama önemli bir gün. Sevgililer Günü gibi değil. Bugün ırkçılığa karşı farkındalık yaratma, bilinç artırma günü. Dünyanın her yerinde yürüyüşler, gösteriler düzenleniyor bu günde.

Karşılaştığımız tablo müthiş. Binlerce gösterici, ellerinde renkli yaftalar, panolar, armalar, küme küme yürüyüşün başlamasını bekliyorlar. Bölge tam bir renk ve ses cümbüşü içerisinde. Kulak zarlarını zorlayan düdük, boru sesleri, slogan atan gençlerin çığlıkları bölgeye bir karnaval havası veriyor. Bugün burada çeşitli ırktan, kültürden gelen insanlar ırkçılığa karşı tek bir yumruk, tek bir ses olmak için, dayanışmalarını perçinlemek için gelmiş bulunuyorlar. Kalabalığın çoğunluğunu gençlerin, özellikle öğrenci gruplarının oluşturması etrafımda konuştuğum herkesi mutlu ediyor. Bir de çoğunluğun ırkçılıktan en az etkilenen beyaz kesimlerden olması çok sevindirici.

Etkinlik, Mayıs ayında yapılacak Genel Seçime çok yakın olduğu için daha fazla bir önem kazanıyor. Özellikle UKIP partisinin tırmanışından ödü kopan ve ırkçılara, kafatasçılara yaranmak için birbirleri ile yarışan siyasi partilere “biz de varız” demek için iyi bir fırsat.

Garip bir hafta idi geçtiğimiz hafta. Haftanın başında “Britanyanın Irkçı Seçimi” isimli tüyler ürpertici bir televizyon programı izledik. 1964 yılında Birmingham şehrinin Smethwick bölgesindeki ırkçı seçim kampanyası ile ilgili idi program. Muhafazakar Parti adayı öğretmen Peter Griffiths’in Enogh Powel gibi kişilerin desteği ile yürüttüğü ırkçı seçim kampanyasını yansıtıyordu program. Karaib adalarından bölgeye yeni yerleşen göçmenlere karşı bölge halkı cephe almıştı o yıllar. Programa katılan şimdi yaşlı kadın “halbuki bizi Kraliçe davet etmişti. Ama korkunç bir ırkçılıkla karşılaştık” demişti. O yıl Birmingham K.K.K (Ku Klux Klan) branşı başlatılmış. İnanamadım. Bilmiyordum bunu. Bölgedeki göçmen halkın mücadelesini destelemek için Michael X’in Amerikadan çıkıp geldiğini de program sayesinde öğrendik. Ve o yıl Griffiths, İşçi Partisinin kalesi olan o semtte seçimi kazanmıştı. Ancak Harold Wilson 18 ay sonra erken seçime gittiğinde ırkçı Griffiths seçimi kaybetmişti.

O program, şimdiki parti liderlerinin konuşmalarından küçük parçalarla kapanmıştı. Cameron, Milliband ve Faraj. Faraj’ın ne söyleyeceği malum. Ama ne yazık ki diğer iki lider de ondan pek farklı şeyler söylemiyorlardı konuşmalarında. Üçü de halkın göçmenlere karşı ayrımcı tutumlarını desteklercesine şeyler söylediler. Görülüyor ki 1964 yılından pek öğrenmemişler.

Yine geçen hafta UKIP lideri Faraj Irk Eşitliği Yasalarının artık kaldırılması gerektiğini söyledi. Tabi her zamanki gibi argumanını desteleyici makul sebebler sunamadan. Makul sebeb zaten olamaz.

Uzun yıllar bu yasaların savunucusu olan Trevor Phillips de bir programda bu yasaları savunurken “yapılan yanlışlıklardaki” rolü için adeta özür diledi. Statistikler vererek değişik etnik azınlık grupların değişik suçlar işlediğinden bahsetti. “Statistikler yalan söylemez” diyerek. Ona göre bu “gerçekleri” kabul edip açıkça konuşmamak beyazları bunları konuşurlarsa ırkçılıkla suçlanacakları korkusuna yitmiş, bu da olumsuz sonuçlar yaratmış. Ama Trevor suçlardan bahsederken sadece etnik azınlık toplumların işlediği suçlara değinerek hala hazırda varolan ayrımcı görüşleri körüklemekten başka bir şey yapmadı. Nitekim ertesi gün Daily Mail gazetesi tarafından kahraman ilan edildi. Kimbilir, bakarsınız gelen yıl ünvan alarak Lordlar Kamarasına çıkar.

Engelli bir yaşlı kadın kızına: “bırak biraz olsun ben de bu kalabalıkla yürüyeyim diyor, ve tekerlekli sandalyesine oturmayı reddediyor. Biraz ileride baş örtülü genç bir kadın arabada oturan çocuğunu yitiyor. Çocuğun elinde “Irkçılık ve İslam Fobisine Son” yazan bir yafta. Bu sahneler karşısında, soğuğun tesiriyle zaten sulanmış gözlerimden birkaç damla yaş akıyor.

İngiltere’nin en zengin caddesi Regent Street’ten geçiyoruz. Sağlı sollu meşhur mağazalardan çıkan turistler, ellerinde meşhur markaların poşetleri kaldırımda durmuş bizi seyrediyorlar. Çoğu kameraları ile, cep telefonları ile bu renkli sahneyi görüntülüyorlar. Kimisinin yüzlerine tasvip etmediklerinin belirtileri yansıyor. Kırmızı suratlı bir ihtiyar yürüyüşteki kalabalığa karşı tükürüyor.

Karşıda Piccadily Circus. Coca Cola neon reklamı parlıyor. Londra’nın tam merkezi olduğu söylenen Eros heykelinin altında toplanmış 20 civarında ırkçı ellerinde İngiliz bayrakları ile göstericileri bekliyorlar. Etraflarında sayılarının üç misli polis onları koruyor. Göstericilerden bir grup etraflarını sarıp onlara küfürler yağdırmaya başlıyorlar. Suratları nefretten çirkinleşmiş, kırmızılaşmış ırkçılar bayraklarını daha fazla sallıyorlar. Kortej dalga dalga Trafalgar Meydanına doluyor. Orada ardarda sahneye çıkan konuşmacıları dinliyoruz.

Değerli arkadaşım Fevzi ile birbirimize kendi toplumlarımızdan hemen hemen kimseyi yürüyüşte görmediğimizden yakınıyoruz. Onlara İkinci dünya Savaşı sırasında papaz Niemöller’in söylediklerini hatırlatmak isterim. Hani “Önce Sosyalistler için geldiler. Sosyalist değildim, sesimi çıkarmadım” diye başlayan ve “Sonra benim için geldiler. Benim için sesini çıkaracak biri kalamamıştı” diye biten sözlerini.

BİR CEVAP BIRAK

six + ten =