YÖK Tasarısı’nın anlamı üzerine

YÖK Tasarısı’nın anlamı üzerine

0
PAYLAŞ

Teslim etmek gerekir ki, AKP misyonunu başarı ile sürdürmektedir. Bu başarıda çok iyi çalışan bir destek program ekibi olduğu kesin gibi gözüküyor. Öyle ki, devamlı program değiştiriliyor ve her gün yeni bir klip hitabet yoluyla gündeme sokuluyor. Böylece her gün sudan olaylarla gündem değiştirilerek dikkatler meşgul ediliyor ya da başka bir yere çekilerek, alttan misyonerlik hizmetleri ulusun ve insanlarımızın aleyhine sürdürülüyor. Bir gün idam, bir gün başkanlık, bir gün harçlar kalkıyor, bir gün sakatlara yönelik ufak bir şey, bir gün Trakya’da kanal açmak, vs sürdürülüyor. Adeta, her gün dizide yarın ne olacak diye merakla bekliyoruz. Kabahat bunu böyle yapan siyasetçilerde değil, kabahat bu tuzağa düşerek, bu konuları ciddiye alıp, aptalca tartışmakta ve tartışanlardadır.
Günlük dizi bombardımanları arasında dikkatler paralize edilirken alttan alta çok ciddi misyoner programlar yürütülüyor. Mimar ve Mühendis Odaları’na yeni şekil veriliyor, eğitime yeni şekil veriliyor, TÜBİTAK’a yeni şekil veriliyor, üniversiteye yeni şekil veriliyor, yargıya yeni şekil veriliyor vs. Kısacası tüm kamu kurumlarına yeni şekil veriliyor, yeni elbiseler giydiriliyor. Hepsinin üzerinde de anayasaya yeni şekil veriliyor. Öyle görülüyor ki, “Emperyalizmin Helal Cumhuriyeti” oluşturuluyor.
YÖK konusunu da bu bağlamda ele almak ve tasarlanan değişikliği buna göre yorumlamak gerekiyor. O zaman görülür ki, değişiklik YÖK ile sınırlı olmayıp, ilk ve orta eğitimdeki düzenlemenin uzantısı olarak bir nesil yetiştirme projesi niteliğindedir ve gelecek nesilleri ve tüm toplumu kapsamaktadır. O nedenle, mesele ne salt asistan ya da öğretim üyeleri meselesi ne de halen öğrenci konumunda olan gençler meselesidir. Mesele çok geniş ve geleceğe matuftur.
Meselenin vüsatini detaylandırmadan önce şunu belirtmem gerekiyor ki, bu denli yaygın ve tüm geleceğimizi ilgilendiren bu konuyla sadece üniversitelerin çok ufak bir bölümü ve sendikal topluluğunun da bir tanesi ilgilenmektedir. Oysa bu mesele bütün sendikaların mücadeleye katılacakları topyekûn bir cephe savaşını gerektirmektedir. Ne hazindir ki, tüm sendikalar, sair toplum kuruluşları ve sivil toplum örgütü olarak bilinen ve demokratik örgütler olarak tanımlanan hiçbir kuruluş bu mesele ile ilgilenmemekte, mücadeleye katılmamaktadır. Aynen özelleştirmelerde o an özelleştirme konusu dışında kalan sendikaların duruma seyirci kalması gibi, şimdi de tüm sendikalar ve örgütler sessiz ve sakin olarak köşelerinde oturmaktadır. Ne demeli ki, belki de bütün bu melanetleri hak etmiş oluyoruz!
Şimdi gelelim temel noktalara. Bir defa, üniversite özelleştirilmekte ve emperyalizmin gerisinden onun hizasına sokulmaktadır. İkincisi üniversite sadece parasal olarak değil, yönetsel ve beyinsel olarak özelleştirilmektedir. Üçüncüsü, üniversite seviyesi düşürülüp tek-tipleştirilmektedir. Dördüncüsü ise, fidan aşamasında insanlara sermaye ve güç karşısında eğilme aşağılığı huy edindirilerek kurum içten terbiye edilmeye çalışılmaktadır. Kısacası, üniversite emperyalistlerin ülkede at koşturmasına engel oluşturmamak, siyasilerin sermaye hizmetkârlığını topluma yansıtmamak, toplumsal çıkar aleyhine oluşan ekonomik ve siyasi oluşum ve kararları eleştirmemek şekilde terbiye edilmekte ve ehlileştirilmektedir. Böylesi kapsamlı bir ehlileştirme operasyonunu şekillendiren yasa da doğal olarak kapsamlı olur. Nitekim tasarı anlamsız derecede kapsamlı olduğu gibi, sonradan çıkarılacak düzenleyici yönetmeliklerle de inanılmaz boyuta ulaşacaktır. Yukarıda adetlendirdiğim değişiklik projesinin alt başlıklarının açılımı ne denli karmaşık ise, yasa ve yönetmelikler de o denli karmaşık ve çok maddeli olacaktır.
Hitler nasıl bir “saf Alman” ırkı üretme projesi oluşturmuşsa, şu anda eğitim üzerindeki operasyonlarla benzer proje uygulanmaya çalışılmakta, projenin son aşamasına doğru yaklaşmaktayız. Bu çok tehlikeli gidişi ne tek başına üniversite ne de tek bir sendika göğüsleyebilir. Demokrat Parti yönetimi üniversite hocasına “kara cüppeli” lakabını yakıştırmıştı. Şimdi artık okullarda kıyafet serbestîsi olduğundan, hoca da cüppesini çıkararak, en fazla vergi ödeyenin ya da üniversiteye en büyük bağış yapanın elini öper, rektör olmak için de hiç sıkılmadan siyasetçinin ağzına bakar hale getirilmektedir.
Siyaset üniversiteden korkar, çünkü üniversite siyasete eleştirel bakar, medyada söz söyler. Emperyalistler üniversiteden korkar, çünkü üniversite ekonomik sömürü mekanizmasını anlar ve halkına anlatır. Sermaye üniversiteden korkar, çünkü üniversite sermayenin hükümet aracılığı ile nasıl avantajlar sağladığını, toplumun çıkarı aleyhine nasıl işbirliklerine girebileceğini görür ve bunları halka yansıtır. O zaman üniversite kapatılamayacağına göre, çeşitli yöntemlerle değersizleştirilecek, hükümete ve sermayeye bağımlı kılınmalı ve “hesap verilebilirlik” aldatmacası altında devamlı denetim altında tutulmalıdır. Bu hain projede ayağa kalkmayan akademisyenler ve ilgililer tarihin önünde ulusa ve insanlığa karşı sorumlu olacaklardır.

BİR CEVAP BIRAK