Yıldıran yakınlıklar

Yıldıran yakınlıklar

0
PAYLAŞ

Sevilmek güzeldir. Birinin sizi arayıp sorması güzeldir. Beklemediğiniz bir anda telefon çalıyor ve siz bir insan sesi duyuyorsunuz. O sırada belki de biriyle konuşacak durumda değilsiniz. İşinizin başından kalkıp bir süre sizi arayanla sohbet ediyorsunuz. İşinizin başına döndüğünüzde bir şeylerin uçup gittiği duygusunu yaşıyorsunuz. Yeniden denklenmek yeniden uyarlanmak yeniden havaya girmek kolay olmuyor. Görüşelim sözü beni bazen pek tedirgin eder. Ne diye görüşeceğiz, önemli bir şey mi var? Karşıdaki şunu söylese içiniz rahatlayacak: “Sevgili ağabeyim, ne olursun beni hoşgör, ben seni adam etmekle, yanlış yollardan döndürmekle, sana bazı doğruları buldurmakla yükümlüyüm. Bu konuda senin bükülmezliğini de gözden uzak tutmayarak bir süre dost havasında kafanı ütülemek durumundayım. Anlıyorsun değil mi beni?” Neyi nasıl düşünmem gerektiğini, dünyaya nasıl bakmam gerektiğini, nelerden uzaklaşmam ve nelere yaklaşmam gerektiğini dünyaya hiç emek vermemiş birinden öğrenmek durumunda kalmam beni derinden yaralıyor.

Programlanmış ya da kurulmuş insanla neyi tartışacaksınız? Zaten adam size tartışmak için gelmiş değil. Kısaca durumu bildiriyor. Falanca şairi yerme, öbürünü övme, falanca insanları sana ters bile gelseler yıkıcı bir biçimde eleştirme, roman yazma, yazacaksan adam gibi yaz, bak doğru dürüst roman yazanlar bir vuruşta üç yüz bin satıyor ve milyarları kaldırıyor. O da biliyor sizin bu gözdağı vermelere aldırmayacağınızı. Sonra o gidiyor, günün ya da akşamın uygun ya da uygunsuz bir saatinde gene telefon çalıyor, bir başkası geliyor. Aynı ya da benzer sorunlar bu defa bir başka tepsiyle sunuluyor size. Bu arada hem kel hem fodul olanlar, size saldıranlar ve tehdit edenler de oluyor. Bu kafaya gidersem neler neler gelebilirmiş başıma.

Oysa ben ne yapıyorum? Kendi dünyamda yaşıyorum. Sokak köpekleri gece saatlerinde havlamalarıyla uykumu iyiden iyiye parçalamadılarsa azçok dinlenmiş olarak güne erkenden başlıyorum. Kimseyi özlemiyorum ve kimseyi aramayı düşünmüyorum. Kahvaltıya kadar iyi çalışıyorum. Sonra uzunca bir yürüyüşe çıkıyorum. Eve döndüğümde biraz peynir ekmek yiyip gene çalışmaya koyuluyorum. O ara akşamın yemeğini kotarmak gibi bir görevim de var. Bazen akşamüstüne doğru biraz uzanıyorum. Dinlenmek için kitap okuyorum ve azcık kestiriyorum. Akşam yemeğinden sonra gücüm varsa yeniden çalışmaya oturuyorum, yoksa televizyona bakar gibi yapıyorum. Bütün amacım kültür açısından iyiden iyiye dağılmış bir toplumun genç insanlarına bilgi ve görgü sunan yapıtlar ya da yazılar verebilmek. Çünkü ben siyasete inanmıyorum. Bana göre bir toplumu sıkıntılardan kurtaracak olan tek şey kültür değerleridir. İnsanlar bu değerlerden uzak kaldıkları zaman hem kendileri hem de başkaları için tehlikeli olmaya başlıyorlar.

Görüyorsunuz, kafa kesenler karın deşenler yangın çıkaranlar kadınlara saldıranlar bomba atanlar ve buna benzer eylemleri gerçekleştirenler açısından verimli bir toplumda yaşıyoruz. Bu tür işleri yapanların birer canavardan çok birer zavallı olduklarını düşünmüyor musunuz? Şuna çılgınlık deyip geçebilir misiniz: kadın iki küçük çocuğunu zehirledikten sonra kendini öldürmeye kalkıyor. O kadının o çocukları dünyaya getirmek için çektiği eziyeti düşünün. İnsanın dünyada öldürebileceği en sonuncu kişi çocuğu olabilir. Adam oğluna kızmış, bıçağı fırlatınca oğlan ölüp gitmiş. Beyimiz çok pişmanım diyor ama dimdik ayakta. Ne biçim bir cinsel açlık içinde ki yirmi yaşında delikanlı seksenlik nineye saldırıyor. Koca koca adamlar küçük yaşta çocukları cinsel isteklerine alet ediyorlar, bu yolda topluca suç işliyorlar ve bu çirkinlik pek kimseyi yadırgatmıyor, hatta bunlar alttan alta yakınlık görüyorlar.

Bizim çabalarımız bu tür zavallılıkları yaşamayan ya da daha az yaşayan bir toplumun oluşumuna katkıda bulunmak içindir, çabalarımızın başka hiçbir anlamı yoktur. Kendilerini akıllı sananlar dünün olanaklarını kötüye kullanarak bugünün bu içinden çıkılmaz koşullarını yarattılar. Onlar bugün canımızı yakan kötülüklerde paylarının olduğunu elbette düşünmüyorlar ve gelenek durumuna getirdikleri baskıcı tutumlarında direniyorlar. Bu kargaşada biz suçlu oluyoruz. Zamanın suçsuz suçlularıyız biz. Bunlara alışmalıydın diyecekiniz. Hayır alışmamalıydım ve alışmadım. Sorumluluklarımız rüzgara göre düzenlenmiş değildir. Doğruların neler olduğu öncelikle bizden sorulur. Bu hakkımızı biz gece gündüz demeyip verdiğimiz emeğin gücünden alıyoruz.

BİR CEVAP BIRAK