Yönetici günlüğü (7)

Bir süredir edindiğim izlenimler ışığında,  oluşturmaya çalışacağım takımı,  uygun yerlere yerleştirmeye başladım. Kişinin kabiliyetine göre yerleştiriyordum. Bunu yaparken hissi davranmamak gerekirdi.
        
Bu yaptığım yerleştirme kesin değildi. Sadece bir başlangıç olacaktı. Takımı yerleştirdikten sonra çalışmaları takip edecektim. Hangi bölümde aksaklık olursa, oraya farklı birini yerleştirecek ya da oradakini yönlendirmeye ve da motive etmeye çalışacaktım. Buna rağmen olmazsa yerini değiştirecektim.
        
Bu arada, herkesin,  çalıştığımız kurumun çalışma şartlarını, imkanlarını, hedeflerini bilmesi gerekirdi. Bu eğitim çalışmalarını da kısa toplantılarla ve ayrıca ferdi olarak yapacaktım.  Eğer ekip elemanları aynı hedefe kilitlenmemiş ve aynı heyecanı duymuyorsa ekip ruhu oluşmamış demektir. Ekip, birkaç kişinin bir araya gelerek iş bölümü yapması değildir. Bu hususta en büyük hata burada yapılmaktadır.


Yeri gelmişken kurumsallaşmanın da çok yanlış anlaşıldığını söylemek isterim. Bir firmada, yeni servisler açmak, yeni görev bölümleri açmak  kurumsallaşmak değildir. Kurumsallaşabilmek için temel şart, firma çalışanlarının ortak hedefte birleşmeleri ve hedefe giderken aynı heyecanı paylaşmalarıdır. Burada, şeffaf olmak gerektiği anlaşılıyor.
        
Çalışanların bana güvene duymaya başladıklarını hissediyordum. En azından şimdilik, samimi olduğuma inanmışlardı.
         
 Daha önce yazdığım gibi, oluşturulan gruplaşmalar çözülmeye başlamıştı. İlk başta iyi niyetli olanlar takıma ayak uydurmaya başlamışlardı. Diğerlerine de gerekli mesajlar veriliyordu. Ya olacak…Ya olacaktı.


Herkesin önünü açtım. İhtiyaçlarını anında giderdim. Yürümeye niyeti ve kabiliyeti olanlar ilerleyebilecektir.
          
Yapacak çok işimiz vardı . Dedikodu dinleyecek, mazeretler uyduracak zamanımız yoktu.
           
Kısacası, herkesin  kucağındaki marifetleri göstermesinin zamanı gelmişti. Ortamı da hazırdı. İşini beceren, fikirler üretenler ile gününü öylesine geçirmeye niyetli olanlar, bu takım çalışmaları sırasında ortaya çıkacaktı.
           
Ölçümüz,  verimlilik ve iş bitirme  olduğundan, kimse kimseyi kandırmayacaktı. Çalışkan ile  tembellik yapanlar kendiliğinden  ortaya çıkacaktı. Artık kimsenin göze girmek için kendisini anlatmasına ve hele yağcılık yapmasına gerek yoktu.
           
Takımı yerleştirdikten sonra, tabir yerindeyse kampa girecektik. Futbol takımlarının yaptığı gibi, antrenmanlar yaparak kimin nerede daha verimli olacağına zaman içinde karar verecektik.
           
 Mesela, sağ ayağını iyi kullanamayanı asla sağ  tarafta  oynatmayacaktık.
             
( devam  edecek…)
        
izzettinicin@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

7 − four =