Yöneticilerimiz sınavla seçilmeli;

üniversiteye girmekten ve dolayısıyla daha yetkin ve refah bir hayattan,
ve bir gelecek kurma hayalinden bile uzaklaştırılırlarken,
hiçbir fırsat eşitliği sağlanmaksızın, tek hamlede ve sırf başkalarınca hazırlanmış dandik sınav elemeleriyle dışlanıp, gelecekten muaf kılınabiliyorlarken;
yani hak etmemiş otoritelerin dişlilerince öğütülürlerken,

toplumların geleceğini belirleyici yöneticilerimizin;
çok daha ince elenip, sık dokunmaları lazım değil mi?
Koca bir toplumun, kadim bir ülkenin kaderini belirleyici mahiyette, böylesine hayati bir makama geliniş biçimi,
bu kadar basit mi olmalı?
Ve bu kadar teslimiyetçi ve kontrolsüz mü uygulanmalı?
Başıbozuklarca, cahillerce, yiyicilerce esir alınabilmeli mi geleceğimiz?

Demem o ki; siyasetçiler de, yönetim kademesine gelmek için mutlaka sınava tabi tutulmalılar…
Ya da, sadece kademeli sınavları geçenler, siyasetçi olabilmeliler…
Ve anca o zaman milletin vekili veya yerel yönetici olma hakları olabilmeli…
Belki de, ilk kriter, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni veya eşdeğer bir lisans derecesini bitirmiş olmak olmalı ve sonrasında da;

Görgüden, kültürden, vizyon dersinden, genel yetenekten, ekonomiden, ebediyattan, aktüaliteden, dünya görüşleri üzerinden, dış ilişkilerden, uzak ve yakın tarihten, sosyoloji, mantık, felsefeden, ahlaktan, sanattan ve çağı okuma derslerinden kategorik sınavlara tabi tutulmalılar… Liyakatlerine ve niteliklerine göre ve ayrıca seçme yerleştirme kriterlerine göre uygun görevlere getirilmeliler. Her kademe terfilerinde de vize sınavları uygulanmalı… Başbakanlığa, Meclis Başkanlığı’na, Cumhurbaşkanlığı’na, bir doktora makamına ulaşır gibi, ayrıcalıklı tezler verilerek erişilebilmeli. El yordamıyla değil…

Daha nitelikli bir meclisimiz ve yöneticilerimiz olmaz mı o zaman? Kaba kuvvet, aşiretçilik, derebeyliği, tekelcilik, yörecilik, tarikatçılık, cehalet bu kadar at oynatabilir mi o zaman? Gasp edilebilir mi ülkenin yarınları?

Sınavda bilemedikleri bildiklerini götürmeli, kalan puanları, kaç kitap okuduklarının katsayısı ile çarpılıp, liyakati saptananlar halk jürisi önünde mülakata tabi tutulmalılar, orda da erdem katsayıları ve görgü parametreleri enine boyuna irdelenerek, ancak bunlardan da geçer not alan adaylar milletin vekili veya yerel yönetici olabilmeliler…

Demokrasi gerçekten halkın kendi kendini yönetmesi ise, bu sınavlara gözlemci ve müfettiş olarak bizzat halk katılmalı…

Kendine ve kadrolarına güvenip,; böyle bir uygulama getireceğini, seçim vaadi olarak açıklayabilecek delikanlı bir parti, oy oranını, bu kanunu çıkaracak oranda bir ölçeğe yükseltebilir…

Bu sisteme, bir de, kontrol sistemi olarak, her yıl, on line güven oylaması yaptırımı getirilirse, insanlar kendini hak edenler tarafından ve daha doğru temsil edilir konumda ve güvende hissetmez mi? Şüpheciliğin kemirmesi, gelecek kaygısı ıstırabı ve toplumsal endişeler, dalgalanmalar minimize edilmiş olmaz mı? Belki o zaman, en azından, insana, çevreye, doğaya daha duyarlı, hınç kültürünü şiar edinmemiş, demokrasiye gerçekten inanan, özü sözü bir, yetkin yöneticilerimiz olur…

Geriye sadece basit bir şey kalıyor bu durumda !!!
Seçici halkın da, aynı imtihan silsilesine tabi tutulması…

Bakın ülkenin ne hale geldiğine… Yıllar önce de bunu dillendirmiştik hasbelkader… daha geniş yorum için tıklayın;
http://www.acikgazete.com/sizden/2013/01/28/mebus-yerlestirme-sinavi.htm?aid=50072

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 − sixteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.