Yoksa istemeyi mi bilemedik?

Yoksa istemeyi mi bilemedik?

0
PAYLAŞ

Bu evlerde oturanlar işyerlerinden çıkınca şehrin pek hazzedilmeyen yüzüyle yüz-göz olmadan evlerine dönebilsinler diye belki, böyle diye herhalde, her şey düşünülüyor. Şehrin yoğunlaşmadığı yerlerde küçük bir yoğunlaşmayla yapılan evlerde yaşayanların her ihtiyacına uygun mağaza da atlanmıyor evelallah. Bu “postmodern köy”lerde yaşayanlar, asfaltlanmış patikalarla bağlandıkları şehre, korunaklı araçlarıyla girip çıkıyorlar işleri düştükçe. Çocuklar, gözetmeni olan servislerle kapıdan alınıp kapıya teslim ediliyor okul ve kreş vakitlerinde. Sitelerin girişinde kimlik soruyor şehrin yoksul bir mahallesinden çıkıp gelmiş güvenlikçi.


Büyük alışveriş merkezlerinde, şehrin uzağındaki korunaklı evlerinden dört hava yastıklı araçlarıyla alışverişe gelen mühim insanlar güvenle alışveriş yapsınlar diye, beş yaşındaki arsız kız çocuklarını çektikleri kuytuda sopayla döven güvenlikçilerle aynı yerlerden, dertlerden ve hayatlardan geliyorlar birilerine şehir değmesin diye işte… Şehirde yoksulluğun yoğunlaştığı yerlerden çıkıp şehre dağılanlar onlara ilişmesin diye…


BİR HAYAT İSTEDİNİZ…


Bugüne dek yerlisine de satılsa yabancısına da verilse milletin pek hayrını görmediği memleketin “köşe başı” bir parça toprağının daha pazarlığı yapılırken müzayedede, televizyonda da bir reklam filmi dönüyordu dizi aralarında. Mevzu, öbek öbek sitelerin serpildiği yeni bir postmodern köy idi.


İlk kare… Beş yaşlarında bir çocuk… Arka fon:
“Bir balonunuz olsun istediniz…” (Oluyor!)


***


(Adana’da, Sinanpaşa Mahallesi’nde kiralık bir evde annesi Aliye Çokaçar ile yaşayan Nil Çokaçar’ın çilesi 14 yaşında başladı…)



***


İkinci kare:
“Bir işiniz olsun istediniz…” (Oluyor!)


***


(Nil, annesinin nikahsız olarak birlikte yaşadığı Mehmet S. (48) ile geçinemediği için evlendi…)


***


Üçüncü kare:
“Bir eşiniz olsun istediniz…” (Oluyor!)


***


(Yetiştirme yurdunda büyüyen ve bir ilköğretim okulunda hizmetli olarak çalışan Ahmet Göçer (25) ile anlaşarak evlenen Nil…)


***


Dördüncü kare:
“Bir çocuğunuz olsun istediniz…” (Oluyor!)


***


(…15 yaşında anne oldu.)


***


Beşinci kare:
“Bir çocuğunuz daha olsun istediniz…” (Oluyor!)


***


(…Ancak resmi nikah yaptırmadığı için oğlu Volkan’ı kendi nüfusuna kaydettirdi. Nil’in eşiyle mutluluğu uzun sürmedi. Çünkü eşi kredi kartları borcu nedeniyle yaşamına son verdi. Henüz çocuk yaşta bir çocuk annesi olan Nil, eve icra gelince bütün eşyalarını kaybetti…)


***


Son kare… Dört başı mamur mutlu bir aile tablosunun ardından geriye kalan tek eksiğe, cennetten bir köşe olan evlere döner ekran:
“Bir hayatınız olsun istediniz…” (Hakikaten oluyor!)


***


(…Bunun üzerine Sinanpaşa Mahallesi’nde bir eve yerleşen Nil’in annesi Aliye de ona sahip çıkmak için yanına yerleşti. Evlere temizliğe gidip kızı ve torununa bakan Aliye Çokaçar, daha sonra yardım kuruluşlarına başvurdu. (…) Ancak iki hafta önce üvey baba Mehmet S. eve gelerek eşi ile tartışmaya başladı. Üvey babasına karşı çıkan Nil, annesinin bıçaklandığını görünce çılgına döndü. Nil, karşı çıktığı üvey babası tarafından boğazından bıçaklanarak öldürüldü.) 


HİÇ OLMAZSA BİR ÖMÜR….


Gözü, değil hayata, ömrüne bile doymadan giden Nil’in istediği nasıl bir hayattı acaba? Boğazında düğümlenen, düğümü çözülmeyen nasıl bir yaşamdı? Gemiye dolan suyun tahliye edilemeyeceğine inanmış, artık bir hayat bulup içine girmeyi ummaktan vazgeçmiş miydi Nil şimdiye dek bir yerde?


Annesini bu şekilde kaybeden bir çocuk, Nil’in çocuğu, ileride hayattan nasıl bir intikam alır?


Hayatın olmadığı bir sınırda büyüyen çocuklar, büyüdüler tabii sonra, bu memleketten nasıl bir intikam aldılar?


Reklamın sonunda ekranın altında bir yazı:
“Yarın gazetelerde!”


Hayatsız bir ömrün bile yoksunluğunda yaşadığı Nil’in haberinden daha fazla yer tutar mı gazetede o reklam acaba?


emredasar@gmail.com

BİR CEVAP BIRAK