Yoksulluk, domuz gribi ve açlık

Sokaklara düştü emek,
İstekleri bir kap yemek!
Hainliktir hak istemek,
Çek dediler çekiyoruz!

İşi yoktur baba yasta,
Ana üşür çocuk hasta.
Kalmayınca halka pasta,
Çek dediler çekiyoruz!

http://feyzullahseckin.sitemynet.com

Feyzullah Seçkin’in Sarissa Yayınlarında çıkan Deli Poyraz kitabından alınmıştır.

Öğlen molasından sonraydı, sırada bekleyeni odama çağırdım. İçeri girdi, ancak sarhoş gibiydi. Ayakta duramıyordu. Masanın arkasındaki sandalyeye oturdu, “Ağabey çok bekledim” kısa bir aradan sonra “açım” dedi. Kendisine hiç bekletmediğimi, saatinde hemen odama aldığımı söyledim. Daha sonrada “Bekleme yerine, bir şeyler atıştırıp da gelseydin ya, vaktin vardı” dedim. Demez olaydım, nereden bilirdim ki! “Ağabey açım” dedi, kafasını masamın üzerine koydu, konuşmaya çalışıyordu. “Neyle alıp da yeseydim ağabey, kuruşum yok” dedi. Kafasını masaya koydu. Uyuyor muydu ne? Baktım, rol falan yaptığı yoktu.

Masamın çekmecesinde poğaça büyüklüğünde bir ekmek vardı, verdim. Aldı ekmeği yedi mi yuttu mu bilmiyorum. Elinde birden bire ekmek kayboldu. Faydası olmamıştı, ama hiç yoktan iyidir dedim. Bir pet şişesi aldım doğru lavaboya, doldurdum, getirdim. Suyu bardağa koymamla, eline alıp içmesi bir oldu. Çölün ortasında falan değildik. Viyana’nın merkezinde, büromdaydık, Viyana’nın suyu boldur ve parasızdır ayrıca. Suyu da içtikten sonar kafasını yine masaya koydu.

Normal aç kalmaların dışında aç bir insanla ömrümde ilk defa karşılaşıyordum. Verdiğim ne ekmeğin ne de suyun faydası oldu. Odamdan çıktım, meslektaşlarımın birinin odasından öbürsüne geçtim. Ellerinde ne yiyecekleri varsa aldım, odama tekrar döndüm. Elimdeki meyveleri verdim. Önce birini, daha sonra da öbürünü yutarcasına yedi. Yeme faslı bittikten sonra kafasını kaldırdı, “Sağ ol ağabey” dedi. “Şimdi işimize dönelim mi” dedim. O anlattı ben dinledim. Alışık olduğum konuydu, “çalıştım, çalıştığım firma ücretimi vermedi” falan diyordu.

İşim işçilerin çalıştığı firmalardan paralarını alamamalarıyla, onların hak ve hukuklarıyla ilgilidir. Bunun için hem kısa süreli ayaküstü, hem de danışma odalarında biraz daha uzun süre içinde danışma hizmeti sunarız işyerinde. On beş dakikalılık ayaküstü danışmada tanımıştım. Dolgun, bakımlı güzel bir surat, o güzel suratta yemyeşil iki güzel göz. Sarışın bir hanım. Bazen böyle güzel hanımların gelmeleri yapmış olduğumuz danışma işinin havasını da değiştirir bizim. Çoğunlukla inşaat veya temizlik işçilerine yönelik yaptığım danışmanlık işinde bir değişiklik olmuştu. Kısa bir mektup yazmış, işverenine postayla göndermesini söylemiştim. Daha sonra da haklarının ödenmeyeceğini düşünerek yeni bir randevu vermiştim. Orada yarım saat vaktim olacaktır, vakit kalırsa kim olup olmadığına dair soru da sorabilirim diye düşündüm. Bir kaç defa daha geldi. Mısırlıların işletmiş olduğu bir kreşte çalışıyormuş. Slovakyalı, ancak kendisini Macar olarak kabul eden bir hanımdı. Konuşçukça aslında daha çok Çek asıllı olması gerektiğini düşündüm. Ancak o kendisini Macar olarak tanıtıyor ve onda da ısrar ediyordu. Müslümanlığa geçmiş, Müslüman kurallara göre idare edilen kreşte iş ilişkisi fesih bildirim süresine uyulmadan bitirilmişti. Kapalı bir Avrupalıymış, son zamanlarda artık kapanmıyormuş.

“Normalinde türban takardım, kapalıydım da, ancak artık türban da takmıyorum, kapalı da giyinmiyorum” dedi. Nedenini sorduğumda yaşadığı bazı olayları anlattı, sırası geldiğinde başka yazılarıma konu edineceğim. Yalnız bir anısını burada belirtmeden edemeyeceğim: “Kreşe bir gün türbansız gitmiştim. O gün Bosnalı bir oğlan çocuğu o gün geldi ve ha dedi, yüzüme tükürdü. Nedenini sorduğumda ‘türbansız olduğum için benim artık o…………… olduğumu, onun için de tükürdüğünü’ söyledi” dedi.

Fesih bildirim süresine uyulmadan iş sözleşmesi bitirildiği gibi çalıştığı kreş, Avusturya’da çalışanlara yılda 13. ve 14. maaşlar olarak ödenen Noel parası ve izin parası da ödenmemişti. Müslüman olduklarını söyleyen işverenler tarafından bu paraların Hıristiyan geleneğine ait diyerek ödenmek istenmediği ile sık karşılaşırım. Çalıştığı kreşi mahkemeye vermiştik. Aradan uzun bir zaman geçmişti, domuz gribi furyası esmekteydi. Her gün domuz gribinden ölenlerin sayısı basında geniş yer almaktaydı. Sevgililer bile birbirlerini öpmüyor, dostlar birbirine el vermiyorlardı. El vermişlerse bile, ya hemen dezenfekte ediyorlar, ya da lavaboya koşup bol sabunla ellerini yıkıyorlardı.

Böylesi bir ortamda telefonum çaldı, karşımda o hanımdı. “Hastayım, korkarım domuz gribi oldum” dedi. Moral vermeye çalışırken, “ölecek miyim, başıma bir iş gelirse çocuğuma bakar mısın” diye sorular soruyordu. Bense, sağlığına yeniden kavuşacağını söyleyip ona moral vermeye çalışıyorum.

Aradan bir iki gün daha geçtikten sonra yine o; “Kızım, partnerim ve ben üçümüz de domuz gribiyiz, sadece ananem domuz gribine yakalanmadı” deyip dert yanmak istiyor. O anlatıyor, ben dinliyorum; “Gittiğimiz doktorlar, hastaneler bizi muayene etmek istemiyorlar, cüzamlı hasta muamelesi yapılıyor bize, eve gidin, evden de bir yere çıkmayın diyorlar. Kaç gündür dışarı da çıkmadık. Alış veriş de yapamadık, evde yemeye hiç bir şeyimiz yok. Ne yapacağımı şaşırdım”. Komşulardan yardım istemesini söylüyorum. “Yok, yok diyorlar, komşular da bizleri maskeli görünce kaçmaya başladılar, kimseden fayda yok, kimsem de yok” diyor.
Oldukça onurlu birisi, yoksulluk içinde yüzüyor, ancak hiç kimseye bunu fark ettirmediğini biliyorum. Zira aldığı paranın yarısı kiraya gidiyor, arta kalanla da geçinmeye çalışıyor, biliyorum.

Telefonu kapatıyorum. En yakında bulunan bir süpermarkete giriyorum. Sütten soğana, etten ekmeğe, yağdan yoğurda temel gıda ürünlerinden iki alışveriş çantası dolduruyorum. Kendisini arıyorum, evinin adresini alıyorum, yarım saat sonra kapının önünde ol diyorum. Arabaya atladığım gibi doğru evin önü. Evin önünde elleri koynunda, ağzında maske bekliyor beni. Çantaları kapının önüne koyup, uzaktan birbirimize el sallıyoruz. Feri kalmamış o güzel gözleriyle teşekkür ediyor bana.

Ertesi gün telefonla arıyor; “Günlerden sonra midemize doğru dürüst bir şeyler düştü” diyordu, sesi normalleşmişti. Teşekkürlerini dile getirirken gözlerinin güldüğünü hissetmekteydim. Birkaç hafta sonra domuz gribini yendi, tekrar normal yaşama döndü, ancak işsizliği henüz yenemedi. Şimdi de ona karşı mücadele ediyor.

Dünyanın sayılı zengin ülkesi kabul edilen Avusturya’da süpermarketler tıka basa dolu ancak parası ve kimsesi olmayanlar yoksulluk içinde yaşıyorlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here