Yoksun kalmak

PAYLAŞ

Doygunluğa ulaşamayan kişi kendini yoksun duyar. Yoksunluk yetersizlik duygusunu doğurur. Yetersizlik duygusu yıpratıcıdır, sevinçlerin inançların umutların yolunu keser. Gereksinimlerini karşılayamayan birey yoksundur. Ekmek bulamayan aç adam yoksundur. Cinsel işlevlerini yerine getiremeyen kişi yoksundur. Yoksunluklar dıştan ve içten engellenmelerin sonucudur. Yoksunluklarda bazen dış etkenler belirleyicidir: parası olmayan kişi vitrindeki giysilere ulaşamaz. Yoksunluklarda bazen de iç etkenler belirleyicidir: kişinin hırsızlık yapmasını olanaksız kılan bir ahlak anlayışı varsa önündeki altınlardan birkaçını cebine indiremez. Bu ikinci durumda elbette kişinin bilinç yapısı ve ona göre edinmiş olduğu değerler belirleyicidir. Yoksunluk kişiye göre de değişir. Üç günlüğüne Adana’ya gitmek zorunda olan iki iş arkadaşından biri bunu bir sevinç konusu yaparken öbürü bir yük olarak yaşayabilir. Çalışmayı sevene hasta olmak sıkıcıdır, çalışmayı sevmeyene hasta olmak kurtuluştur. Evlilikten bıkan bekarlık yoksunudur, bekarlıktan bıkan evlilik yoksunudur.

Yoksunluğu her koşulda olumsuz bir durum diye değerlendirmemek gerekir. Hasta hasta sokağa çıkıp arkadaşlarıyla oynamak isteyen çocuğu annesi engeller yani oyundan yoksun bırakır. Bu engelleme iyilikler getirecek bir engellemedir, çocuk o durumda engellenmezse daha büyük yoksunlukları yaşayabilecektir. Bu tür engellemeler sağlıklı karar verme olanaklarını henüz tam olarak elde edememiş olan çocukların dünyasında büyük tepkilere yol açabilir. İlk büyük ya da belirgin tepki öfke bunalımıdır. Çocuk annesine kötü sözler söyleyebilir, oyuncağını yere atıp kırabilir, duvara tekme atabilir hatta kendine zarar vererek annesini cezalandırma yolunu seçebilir. Özellikle gelişmiş ülkelerde eğitimcileri hukukçuları ruhbilimcileri derin derin düşündüren öğrenci intiharlarının temelinde özellikle bu tür sorunlar vardır.
Çocuk için annenin varlığı çok önemlidir. Bebeklerin doğar doğmaz anneden alınarak yetkin eğiticilere verilmesi düşü eski bir düştür ama akla zarar bir düştür. Anne yoksunluğu bireyin ruhsallığını zedeler. Annesiz kalan çocuğun zamanda gerilere giderek eski bir olguyu yürürlüğe koyduğu, bebekliğinde olduğu gibi altına kaçırmaya başladığı görülebilir. Değişik nedenlerle annesiz kalıp çeşitli eğitim kurumlarında ya da aileden birilerinin yanında büyümüş bireylerin yetişkinliklerinde epeyce sorunlu kimseler oldukları gözlemlenmiştir.

Anneden ayrı düşen çocukların ağlamalarla ve sinir bunalımlarıyla başlayan yaşamı son derce üzücü sonuçlara doğru gelişebilir. Çocuk öncelikle yemekten içmekten kesilir. Dil bozulur, düzgün konuşan çocuk bebek gibi konuşmaya başlar. Kötü davranışlar ya da kötülüğe olan eğilimler ortaya çıkar. Annesiz kalan çocukların ruhsal ve bedensel gelişimleri bir zaman sonra duracak noktaya gelebilir. Şu ya da bu biçimde uzun süreli anne yoksunluğu yaşamış bireylerin bencil bireyler olduğu gözlemlenmiştir. Onlar aşırı duygulu ve bağımlı kimselerdir. Eğitimin bu tür sıkıntıları kolayca aşabileceğini söylemek kolay değildir. Yaşanmışın etkilerini silmek kolay değildir. Çocuklukta yaşanılan bir yoksunluk bozucu bir etken olarak kişinin ruhunda yer edebilir. Hekimin desteği bir yana, gene de bu konuda eğitimden başka tutunacak dalımız yoktur.

İnsanlar genellikle maddi gereksinimleri önemserler, ruhsal gereksinimler üzerinde pek durmazlar. Ruhsal gereksinimler olmasa da olur gibidir. Oysa insanın ruhsal gereksinimleri maddi gereksinimlerinden daha önemsiz değildir. Bilinç yetmezliğinin de olumsuz katkılarıyla çok kişi maddi gereksinimlerini karşılamaya çabalarken ve ruhsal gereksinimleri çokça önemsemezken yaşamını zora sokmakta olduğunu düşünmez. Daha çok kazanmak adına maddi değerleri iyiden iyiye abartmakta olan çağdaş toplumda insanlar ahlak değerlerini gözden çıkarıp insan olma koşullarından yoksun kalabiliyorlar. Örneğin paralı biriyle evlenmeyi kafaya koymuş bir genç kızın dokunmakta zorlanacağı bir adamla bir ömür boyu birlikte yaşamayı göze alması az raslanır bir durum değildir. Çıkar yüzünden inançlarına aykırı işler yapabilen insanlar az değildir. Duygusal düşünsel gereksinimlerimizin öbür gereksinimlerimiz kadar hatta onlardan çok daha önemli olduğunu son elli yılın toplumsal ve ruhbilimsel araştırmaları apaçık gösteriyor. Sevginin insan için bir kurtarıcı olduğunu, aşkın insan dünyasını ışıtan ve ısıtan bir enerji kaynağı olduğunu bilmeyenler basit şeyler elde etmek adına yaşamlarını anlamsızlaştırıyorlar. Sevgisiz aşksız bir yaşam boş bir yaşamdır ve hiçliği anıştıran özellikleriyle seçilir.

CEVAP VER