Yürek kemiğe dayandı…

Küçük bir kız çocuğu,
pencereden dışarıyı seyrediyor.
Yağmurların suladığı buğday tarlalarını…
Pazar… Canı sıkılmış biraz…
Canlı bir suluboya resim gibi pencerede saksı çiçeği…
Bir dalda pek çok filiz, sardunyalar öbek öbek…
Bir çift anne eli üstünü örtüyor…
Akşam sefaları açmamış henüz…
Bir dolu düş birikiyor çantasında…
Sapsarı bozkırdan bir yarım adaya…
Sarı bozkırda yalnızlık büyük olur…
İrkilerek farkeder insan çıplaklığını.
Böyle büyür yürekte koca bir arsa.
Ve ne gariptir ki arsa ne kadar genişse,
o kadar zor olur içeri almak bir insanı…
Farketmeden geliyor iki haneli en güzel yaşı,
aşka dair bir duvar var hafızasında ilk hatırladığı.
Bozuk paralar tıngırdıyor teneke kumbaranın içinde,
belki hiç büyümedi hala ondandır sabrını benzetişi aşka.
Baş ucunda kırmızı rugan bilekten bağlı ayakkabıları,
şarkı söyleyen bebeği Isabella,
kocaman bahçede kilimden salıncak,
iğde ağaçlarının altında,
domateslerin hemen yanında
kızaran umutları…
İlk ders: ağlama!..
Yıkıyorlar gömüyorlar, önce babaanneyi sonra dedeyi…
Gözyaşlarının dolaplara kilitlendiği zamanlar,
sekiz yaşında oluveriyor yirmialtı…
Dolapta birikiyor gözyaşları,
tatiller, yaz sıcağı, okul çıkışları..
Salıncağı topluyorlar, iğde ağacını kesiyorlar…
Ne toprak kokulu yol kalıyor,
ne kaldırımından çiçek fışkıran sokak,
ne çeşmesinden hüzün akan mahalle,
ne de taç yaptığı başak tanelerinden upuzun bir tarla…
böye böyle alışmaya başlıyor,
güzelim kırmızı ayakkabının eskimesine,
çiçek açan toprak yolların asfaltlanmasına,
gidenlerin ardından okunan fatihaya…
alışıyor…
Paydos mu geldi hayata, nedir bu çocukluğu hatırlayış,
bu sessiz kavrayış, bu derin yoklayış?
Yürek kemiğe dayandı…
İlk dersten gemiler iniyor son derse,
büyük bir çıkartma olacak besbelli
şimdiden geleceğe…

Bir eşikten atlıyor şimdi…
Batmasın diye gemiler, limanlara çekilmiş…
Suyu alınmış bir çift göz gibi
öylece bakıyor sahilden..
Kızağa alınıyor her bir his,
yosun bağlamış liman direkleri
ve derinlerde bir balık
oynatıyor titrek bedenini….
Gözünü kamaştıran manzaraya dalıyor kenarından…
Ardında sarı buğday tarlaları..

Önünde bir Aysberg, kırıldı kırılacak…
Bir poyraz tufanının fırlattığı kitap aralarından,
mavi bir adaya tırmanan
bir köprü uzanıyor hayatından.
Kilerde rengarenk ayakkabıları…
Gözyaşlarının tazyiki kırıyor dolabı.
Sığ sulardan gemiler iniyor denize..
Küçük kız şaşırmıyor artık
başlayan ve biten hiç bir şeye…
hayat dediğin de zaten akılda kaldığı kadarı…

sibelbengu@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 + thirteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.