‘Yunan ve İngiliz askerine ne demeli?’

‘Yunan ve İngiliz askerine ne demeli?’

0
PAYLAŞ

Türkler Suçludur?


“Adanın kuzeyine yapılan “Gerçekleri Tespit” misyonu izlenimleri altında, Kıbrıs sorunundaki yeni gelişmelerle ilgili bir yorum : Ankara’nın tutumunun katı kritikçilerinin bu konuda şu veya bu şekilde ufak bazı noktaları görmemeleri olası mı?”


Karin Resetarits – Avusturya AB Parlamento Üyesi


Bir yıldırım sorusu : Vasat bir Avrupalı, Kıbrıs hakkında ne bilir.  [Bildiği] Bir Akdeniz adası, sevilen bir tatil beldesi, bölünmüş bir ülke. Güney Rumların, Kuzey ise Türklerin işgalinde. Tel örgülü bir sınır. Geçen yıl Kıbrıs, Avrupa Birliği’ne girdi.


Tüm ada? Evet, Hayır. Kimse tam bilmiyor. Bir referandum olmuştu. Türkler yeniden Birleşmeye EVET, Rumlar ise HAYIR demişti.


Nedeni açık – Suç Türklerin!


Kuzeyi kuşatmışlar, geriye çekilmek istemiyorlar ve şimdi de yaramazlık yapıp, genişletilmiş Gümrük Birliğini imza ederken Kıbrıs’ı tanımadıklarına dair bir bildirge yayınladılar. Hayır, Türklerin AB’de kaybettikleri bir şey yok! Bunu Türklerin AB’ye girmesini isteyenler dikkate alsınlar.


Fakat biz almıyoruz. Tarihi, bu şekilde basit bir şekilde geçiştiremeyiz. Kıbrıs ve Kıbrıs sorununu daha iyi anlamak isteyen, [konuyu] daha derinliğine araştırmalıdır. Bu karmaşık bir sorundur.


Avrupa Parlamentosunda yalnızca Rumların yorumlarını dinliyoruz. Kıbrıslı Türklerin ne  dinleyici, ne de karar vermede konuşucu [veya] gözlemci statüleri yok!


Geçen hafta adanın kuzeyini ziyaret ettim ve utanç içerisinde geri döndüm. AB, referandumdan sonra yardım vadinde bulundu fakat hiçbir şey yapmadı. Türkler, dünyanın geri kalan bölümünden ayrı [izole edilmiş] yaşıyorlar. Bir diktatör rejimin suçlarından çocuklar ve gençler de dahil, tüm halk sorumlu tutuluyor.


Hatırlarsak ; 1974’de  Kıbrıs Türkleri, yıllarca süren çarpışmalar ve Yunan askeri cuntasının darbesinden sonra önce İngilizlerden, sonra da Türklerden müdahale isteğinde bulundular. Önceki Koloniyel Güç [İngiltere] kendisini tehlikeye atmak istemedi; Washington’dan bir sinyal gelmemişti. Buna karşılık Türk askerleri adanın üçte birini fethetti ve ülkeye boydan boya bir demarkasyon çizgisi çekti.


Rumlar güneye, Türkler de kuzeye göç ettiler.


Bu aşağılanma, Yunanistan’daki darbecilerin geri çekilmesine sebep oldu.
Çok geç; Kıbrıs bölünmüştü.  Türk askerleri, barış ve emniyeti sağlamak için adada kaldı. Kişisel görüşüm bu askerlerin adada kalmasına gerek olmadığıdır.


Aynı zamanda inançlı bir pasifist olarak soruyorum: İngiliz ve Yunan askerlerinin de adada işleri ne? 


Bu güne kadar, Kıbrıs’ta yasal bir hükümet yok. Ne güneyde, ne de kuzeyde!. Rum Kıbrıslılar, Cumhuriyeti Türkler olmaksızın yönetiyorlar. Bu şekilde, daha çok avantajlı bir durumdadırlar. Çünkü 1983’te kurulan KKTC bu güne dek BM tarafından tanınmadı. Neticesi : Ekonomik, toplumsal ve diplomatik ambargo, izolasyon.


Kıbrıslı genç Türkler, uluslararası spor yarışmalarına bile katılamıyorlar. Katı bir çizgide olan Rauf Denktaş’ın zamanında belki anlayışla  karşılanan şeylerin şimdi bir anlamı kalmadı. Dünyaya açık ve dürüst bir demokrat olan Mehmet Ali Talat Kuzey Kıbrıs’ın başında bulunuyor. Onun insanları, geçen yıl ada Rumlarına barış ellerini uzattılar. Fakat elleri boş kaldı.


Tam burada AB’nin en büyük hatası yatıyor. 1 Mayıs 2004’te Kıbrıs’ın AB’ye alınmasından önce sorun çözümlenmeliydi. Şimdi, Kuzeye ekonomik yardım konusu ortaya kondu mu hemen Avrupa Konseyinde Kıbrıs Cumhuriyeti temsilcisi bunu reddediyor. AB’de Kıbrıs’lı Rumlar, evlerinde, Türk azınlığı mahrum bıraktıkları Veto hakkını, AB’de [kendileri] kullanmaktan çekinmiyorlar.


[Konu] Söz verilen 259 milyon Euro’nun verilmesi veya direk ticarete gelince itirazlar başlıyor. Mülkiyet durumu adada açıklığa çıkmadığı müddetçe Kuzeyin alt yapısını düzeltecek bir sent bile gidemez. Öyle ya! Ola ki elektrik direkleri ve çöp yakım merkezleri Rum mülkiyeti üzerine inşa edilebilir!


Güney bu konuda kişi daha az titiz. Larnaka havaalanı, Türk mülkiyeti üzerine yapılmış. Geçen yıl, Türkler Annan Planı gereğince Rum mallarını geri vermeyi kabul ettiler. Aileler evlerini kaybedeceklerdi. Örneğin Tekin Erdoğan gibi. O, adanın kuzey burnundaki kaplumbağa kumluğunda bir plaj lokantası çalıştırıyor. Çevre koruması alanları ileride Rumların elinde olacaktı. “Bir şey değil” diyor O. “Burada on senelerce karanlık hakimdir. Biz ışık istiyoruz. Kuzey Kıbrıs’ın turistlere gereksinimi vardır. Ben kendime başka bir şey bulurum.”


Fakat Kıbrıs hükümetinin acelesi yok. Kuzey ne kadar uzun zaman uluslararası halk topluluklarından izole olursa, durumları da o kadar ümitsiz olur. Müzakere masasında psikolojik bir avantaj. Mehmet Ali Talat, kuzey Kıbrıs’ta genç ve iyi eğitilmiş bir neslin geleceği için uğraş vermektedir, ki bu neslin 1974 olayları ile hiçbir ilgisi yoktur. O ümit ediyor ki, bu dünyada ambargoyu kaldıracak hükümetler ve şirketler vardır.
Türkiye, Kıbrıs’ı tanımamakla parmağını [öyle] bir yaraya bastı ki, bu yara AB’nin devekuşu politikası sayesinde açık kalmaya devam edecek.


______________


* Karin Resetarits
(Eski bir TV sunucusu. Şimdi AB Parlamentosunda Liberal Grup üyesi) Der Standart – Cuma, 5 Ağustos, sayfa 27

BİR CEVAP BIRAK