YUNANİSTAN’DAN… Elçinin ziyareti ve düşündürdükleri

Batı Trakya’da Azınlığı Coşturan bir Ziyaret ve Düşündürdükleri…

Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türk-Müslüman azınlık, hareketli, neşeli, coşkulu günler yaşadı geçen hafta.

Bir misafiri vardı azınlığın: Türkiye’nin Atina büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu.

Burcuoğlu, Gümülcine’de düzenlenen Karadeniz Ekonomik İşbirliği Konferansı’na da katılmak için, Batı Trakya’ya dört günlük bir ziyaret gerçekleştirdi (20-24 Nisan). Bu ziyaretin en önemli unsuru, kuşkusuz büyükelçinin Azınlığın şehirlerdeki kuruluşlarını, ve daha sonra da kasaba ve köylerini ziyaret etmesi ve Batı Trakya Türk-Müslüman cemaatinin liderleriyle görüşmesiydi (bkz. Rodop Rüzgârı). Gittiği her yerde, Burcuoğlu, Batı Trakya Türkleri’nin büyük sevgisi ve konukseverliğiyle karşılandı ve Azınlığın sorunlarını dinledi. Kendisinin yaptığı konuşmalarda ise, büyükelçi, Yunanistan’ın Azınlık politikasinda son yıllarda gerçekleşen önemli düzelmelere şoyle bir değindikten sonra, diplomatça ifadelerle de olsa, Azınlığın hâlâ yaşadigi sorunları, özellikle “Türk milli kimliği”nin ifadesinde gertirilen yasak ve sınırlamaları ve ayrıca Azınlığın göreceli ekonomik gerikalmışlığını vurgulayarak, Yunanistan devletini ve hükümetini eleştirdi.

Burcuoğlu’nun ziyaret ettiği yerler arasında hâlâ “askeri bölge” içinde kalan Mustafçova belediyesine bağlı köy ve kasabalar da vardı (Dolaphan, Mustafçova, Ketenlik, ve Şahin).

Yine aynı gün, belki de TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’un son anda iptal edilen ziyareti de beklendiği için, Batı Trakya Türk Azınlığınin çocukları ilk defa 23 Nisan çocuk bayramı dolayısıyla tören ve gösteriler düzenlediler.

Bütün bunlar niye önemli ve ilginç? Şu yüzden: 10 sene kadar önce Türkiye büyükelçisinin bu bölgeye bu kadar kapsamlı bir ziyaret gerçekleştirmesi mümkün olamazdı. Yunanistan devleti belki büyükelçinin Gümülcine ve İskeçe’yi ziyaret etmesine”evet” diyebilirdi, ama onun o yıllarda girişi yabancılara kesinlikle yasak olan “askeri bölge”yi ziyaret etmesi düşünülemezdi, hatta önerilemezdi bile.

Ayrıca, eskiden TC büyükelçisinin Gümülcine ve İskeçe’de Yunanistan devletinin tanımadığı seçilmiş müftülerle görüşmesi, Yunanistan yargıtayının kapatılmasına karar verdiği “Türk” derneklerini ziyaret etmesi, iki ülke arasında ciddi bir diplomatik ve belki de politik bir gerginlik yaratırdı. Krize neden olurdu.

Fakat büyükelçinin bu Batı Trakya ziyaretinde gerginlik yaşanmadı. Tam tersine, Burcuoğlu’nun görüştüğü Yunanlı bölge genel sekreteri, valiler ve belediye başkanları da dostça mesajlar vermeyi tercih ettiler. Ziyaretten hoşnut olmayan bir tek Batı Trakya’daki Yunan milliyetçileriydi (bkz. Hronos gazetesi ), ama onlar da bunu büyük bir mesele yapmaktan kaçındılar

Bu ziyarette gerginlik yerine dostluğun hakim olmasının iki sebebi var: (1) Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesinde gerçekten çok yol katedilmiş olması; (2) Yunanistan’ın Azınlık politikasinda son 15 yılda adım adım ve yavaş yavaş da olsa Azınlık lehine önemli reformların gerçekleşmiş olması.

Şimdi, denebilir ki, “Yunanistan devleti zaten yapması gereken şeyi yapıyor. Azınlığa baskı uygulaması, ayırımcılık uygulaması yanlıştı, şimdi bu yanlışını düzeltiyor. Bunu alkışlamak veya övmek mi lâzım?” Hayır, ama bunu görmek, anlamak, kabul etmek lâzım. Yunanistan, Türk Azınlığınin durumunu düzeltme ve haklarına saygı gösterme konusunda çok onemli adımlar attı. Bu adımlar da olumlu sonuçlar veriyor.

(Burcuoğlu’nun Batı Trakya’da bulunduğu günlerde, Yunanistan’ın Gümülcineli Dışişleri bakan yardımcısı Evripidis Stylianidis de bır azınlık ilkokulunu ziyaret ederek, okula bilgisayarlar, sıralar ve çeşitli araç-gereçler hediye ediyordu. Bu ziyareti sırasında, Stylianidis, 85 azınlık okulunun ihtiyaçlarının karşılanması ve sunduğu eğitimin düzeyinin yükseltilmesi amacıyla, Yunanistan bütçesinden bu okullara 2004’te 1,350,000 euro verildiğini, aynı miktarda paranın bu yıl da verileceği vaadinde bulunuyordu. Stylianidis, Batı Trakya’daki okullara yardımda önceliğin bu sefer azınlık okullarına verileceğini söylüyor, bunun geçmişte yapılan yanlışların düzeltilmesi için gerekli olduğunu savunuyordu. Beş on yıl önce bu bolgede bir hükümet üyesinin böyle girişimleri, ziyaretleri veya demeçleri ancak hayal edilebilirdi. Bu ziyaret de, tıpkı büyükelçinin ziyareti gibi, Yunanistan’ın azınlık politikasında katettiği yolu çok net bir şekilde gösteriyor.)

Tabii hâlâ çözüm bekleyen ve hemen göze batan sorunlar var Batı Trakya’da. Büyükelçi de konuşmalarında bunlardan özellikle ikisine işaret etti.

Ekonomik geri kalmışlık, hem bütün Batı Trakya için, ama özellikle Azınlık için ciddi bir sorun. Büyükelçi bundan söz ederken bölgede ekonomik refahın oluşmasında Avrupa Birliği’nin oynayabileceği role de değinmiş: “Yunanistan’ın AB üyeliğinin yansımaları da yavaş yavaş gözüküyor. Bu refahtan Yunanistan’ın başka bölgeleri yararlanıyor, dolayısıyla sıra artık bu bölgeye de gelmiştir. Bu bölgenin, bütün unsurlarıyla, kendine duşen payı alması lâzımdır”, demiş.

Bu söz 10-15 yıl önce söylenseydi çok isabetli olacaktı. Ama bugün Batı Trakya için artık pek geçerli değil. Doğu Makedonya ve Trakya, Avrupa Birliği yapısal fonlarından aslında birçok diğer Yunan bölgesinden daha fazla yararlanıyor. Hatta Trakya, nüfus yüzdesi kıstas alındığında, “kendine düşen paydan” daha fazlasını alıyor. Peki niye o zaman bu bölge, müreffeh Atina’dan gelen büyükelçiye geri kalmış bir yer izlenimini veriyor? çünkü Batı Trakya on-beş yirmi yıl öncesine kadar o kadar yoksuldu ki, o kadar geri bırakılmıştı ki, Avrupa Birliği’nden gelen paralar ve Yunanistan’ın yeni kalkınma politikaları bu bölgenin refah seviyesini ancak bu kadar yükseltebildi.

Azınlığın bir başka sorunu, benimsemiş olduğu “Türk milli kimliği”nin Yunanistan devletince tanınması veya hiç değilse bu kimliğin kısıtlamalara maruz kalmadan, serbestçe ifade ve ilan edilmesi ile ilgili. Türk milli kimliğiyle ilgili yasal kısıtlamaları eleştirirken, büyükelçi: “İnsan kendini ne hissediyorsa odur. Kimse o insana, dışarıdan başka bir kimliği empoze edemez. Ben Türküm diyorsa Türktür, değilim diyorsa değildir. Mahkeme kararlarıyla bu olmaz; bu devir artık o devir değildir. Bunları artık aşmak lâzımdir” demiş.

Bu çok doğru bir söz. Yunanistan devletinin de, hatta Yunanlıların büyük bölümünün de, artık bunu bu şekilde kabul etmesi lâzım. Tabii sadece Yunanistan’ın değil, Türkiye’nin de… Benim gibi işgüzar tiplerin “ya Türkiye’de durum ne?” diye soracağını sezdiğinden olsa gerek, büyükelçi daha sonra bir nevi özeleştiri de yapmaya calışmış: “Biz de zamanında Türkiye olarak hatalar yaptık, ama o hatalardan dönmeyi bildik. Biz o korkulardan arındık ve tabularımızı yıktık”. Keşke bu söyledikleri doğru olsaydı. O zaman, mesela Rum okullarında çocuklar hâlâ her sabah “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” demek zorunda bırakılmazlardı. Ya da Atatürk’ün ”Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü, özellikle Kürtler söz konusu olduğunda, “Türk’üm demeyenin vay haline!” şeklinde yorumlanmazdı. “Türk” yerine “Türkiyeli” tabirini kullanmak isteyenler, bu denli düşmanca tepki çekmezdi.

Türkiye’nin azınlıklar konusunda yapması gerekenler Yunanistan’ınkinden daha fazla. Tabular yıkılmadı Türkiye’de. Biraz sarsıldı o kadar….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here