Yürek bir başka konuşur* – Akın Olgun

AKIN OLGUN – Havanın pırıl pırıl, güneşli olduğunu gösterdi HDP kongresi bizlere. “İnadına” diyenlerin içimizi tıklım tıklım doldurmasındaki o cesaret, hiç şüpheniz olmasın, yüz akıdır direnenlerin.

Ne kadar görmezden gelirseniz gelin, görenler için insanın içini ısıtan bir yanı var ortaya konan sahiplenmenin.

Çok öldürüldüler, çok katledildiler, çok hapsedildiler, çok kırdılar kollarını kanatlarını. O kırılan kollara, kanatlara bakarsanız yerde yatan Taybet Ana’yı, Rozerin’i, paramparça edilen Roboskili çocukları, Suruç’ta, Ankara Gar’da “Barış” diyen insanların yüzünü görürsünüz.

Görürsünüz Ceylan’ı, Uğur’u, Kemal’i, Berkin’i ve panzerlerin tekerleklerinin altına çekilip ezilen çocuk bedenlerini.

Yerde, “Özgürlük” diyen gençlerin kanı, canı var,

Havada, “Barış” diyen insanların soluğu,

İçimizde bir yerlerde sesi, özlemi, hasreti yitirilenlerin,

Ve evladının arkasından “Sen ölmedin” diyen annelerin gözyaşlarına düşen yakamozlar nasıl da parıldıyor nasırlı yüzlerde.

Yürek bir başka konuşuyor o saatlerde.

Yok edilmek isteneni anlıyor, hissediyor ve sarılıyor yaşatmak için. Solmasın diye umut, geçiyorlar en öne. Önde olmak tutsaklıktır, karakol, gözaltı, işkencedir. En çok da “tehlikeli” yazılmaktır resmi defterlere ama işte başka türlüsü olmuyor, bedelsiz bir hayat kurulmuyor bu ülkede.

Görmemezlikten gelmek değiştirmiyor hiç bir gerçeği. Hissediyorsak gerçeği, hissediyorsak “hakikat” diyen sesleri, bilin ki bu umudu içinden dışarıya taşıyanların inadındandır. Bilin ki bu zamanlarda o inat, yaşadığımızı hissettiren tek şeydir. Suyumuz temiz, yüzümüz berrak ve dilimiz özgürlükten yana dikiliyorsa karşısına zorbalığın, bilin ki bu bize ait olan ne varsa elden ele taşınmasındandır.

Biliyoruz, bir yerlerde haset birikiyor. Biliyoruz, bir yerlerde saçını başını yoluyor kötülük. Biliyoruz, her türlü vahşete rağmen kendini yeniden ve yeniden var eden bu direnç bozuyor tüm ezberleri ve tüm ezberleri bozulanlar aramızdan yeni kurbanlar seçerek bileniyorlar acımasızlığa.

Bilmek, göze almaktır bu vakitler.

Bildiğini söylemek, hiç utanması olmayanların ve tüm riyakârlıkların açık edilmesidir. İçlerinde kaşıdıkları tüm şoven duygularının ortalığa dökülmesidir bildiğimizi söylemek. Bilmemizden nefret ediyorlar, bilmemizden ve açık etmemize diş geçirip koparıyorlar etimizi.

Her birimizde derin yaralar, büyük izler var. Dağladığımız yaralardan sızlayan acıları birbirimize dokunarak, sarılarak dindirmeyi öğrendiğimiz günden bu yana, ürkütmüyor hiçbir tehdit. Birbirimize düşen yanımız da biriken fırtınalardan, içimize düşen yıldırımlardan ve hiddetini taşımaktan özgürüz BİZ.

“Azadi” diyen ses ile “Özgürlük” diyen sesin ruhu, tınısı aynı bu yüzden. Farklı dillerde, aynı duygu için yaşıyor, hissediyor, inanıyor ve inandıklarımız için dövüşüyor, farklı topraklarda aynı değerler için düşüyoruz insana, insanlara.

Özgürlük insana aitti, çaldılar ellerimizden ve çaldıklarını geri almanın değil, onu en önce içimizde kazanmanın değerli olduğunu öğrendiğimiz o günden bu yana, hiçbir gücün yenemeyeceği o hakikate bağlandık hepimiz.

Yüz yüze bakabilmek böyle doğdu.

Binlerin “BİZ” dediği yerde, gözyaşını, emeğini, yüreğini katanların çoğaldığı yerde durmak ve bunun karıncası olmaktı mesele. “İki gözüm” diyen o seslerin anlamını hayata bulaştıranlar yenilmiyorlar işte.

Bunu biliyor olmaktır kazanmak.

_______________

* Bu yazı http://gazetekarinca.com’da da yayınlandı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven − 7 =