Zaferi yaşadık ya bağımsızlık?

Her ulus devletin bir zafer bayramı vardır, çünkü zafer olmadan ulus devlet kurulamaz. Eğer zafer bayramı yoksa o devlet birileri tarafından masa başında kurdurulmuş ve kurucu babaları (anaları genelde olmaz) atanmıştır… Seçilen liderler devletlerin başına kral, başbakan, çar, şah gibi unvanlar ile atanır. Onlardan beklenen kendilerini atayanlara karşı saygılı olmak ve oların çıkarlarını korumak ve kollamaktır… (İran, Afganistan, Arap ülkeleri geneli, Afrika ülkeleri… masa başında kurulduğu için onlara ulus devleti denilemez, çünkü baskın ulus yerine üst kimlik ile kurulmuş bir devlet yapısı söz konusudur.. )

Birinci dünya savaşı başlamadan dünyada ülke sayısı 30 gibi rakam ile ifade edilirken savaş sonrası bu rakamın yüzler ile değiştiğini yeni bir emperyalist politikanın uygulamaya konduğunu anlayabiliriz… Birinci emperyalist bölüşüm savaşının devamı ikinci bölüşüm savaşı kaçınılmazdır, çünkü savaş tüm sorunları çözememiş, sorunlar yumağı daha da karmaşıklaşmıştır… Küresel dünyamızda yeni bir devlet yapısı doğmuştur. İşçi sınıfının iktidarda olduğu iddia edilen yeni devlet yapısı kapitalist sistem için tehdit olduğu ve bu tehditte karşı ulus devleti mantığı içinde mücadele birimleri kurulmuştur. Faşizmin iktidara geldiği süreç birinci dünya savaşı süreci sonrası yenik devletler içinde gelişmesi tesadüfi değildir… Zafer bayramını kutlayan ulus devletler, yenilmiş sanayi devletlerin sanayisini ortadan kaldıramamış, kendisine bağımlı yapamamıştır. Bu durum yenik devletler içinde ki sanayi sahibi kapitalistler yeni devleti diktatörlük ile kısa zamanda toparlanmış ve yeni bir bölüşüm savaşına hazırlanmıştır…

Her devletin bir de bağımsızlık bayramı olmalıdır, çünkü bağımsızlık öyle sıradan bir kelime değildir, hiçbir boyunduruğu kabul etmeyen, geçmişten gelen tüm insani suçlar ile yüzleşmiş kendi içinde oluşabilecek her türlü sorunu baştan bertaraf edecek kadar açık bir örgütlenme modeli çıkarmış olması gereklidir…

Günümüzde bağımsız devletler kavramından pek söz edemiyoruz, çünkü sömürende, sömürülende bir birine bağımlıdır, bağımsız olamazlar… Küba burada istisnai bir ülke olarak öne çıkmaktadır, fakat önemli olan zaferler yanında bağımsız olabilmesidir ülkenin.

Somut durumun somut tahlilini yapan ve yukarında kısaca açıkladığım bu gerçeği gören Mahir Çayan, Deniz Gezmiş liderliğinde ki 68 öğrenci hareketi siyasallaştıkça “Bağımsız Türkiye!” sloganını meydanlarda seslendirmeye başladılar. Bundan rahatsız olan, zafer bayramı olan ama bağımsızlık bayramı o tarihlerde olmayan yarı bağımlı ülkenin liderleri o yarı yeni tip emperyalist ilişkiler içinde ülkenin çıkarından daha çok NATO’nun ve onun lider ülkesi olan Amerikan çıkarlarını gözeten siyasi yapısının tepkisini alması kaçınılmazdı…

 “Bağımsız Türkiye!”

Dolmabahçe sarayı önüne gelen Amerikan askerlerini protesto etmek işte bu bakış açısının meydanlarda açıkça çatışmasıdır… Kimler nereyi kıble olarak gördükleri o gün yere seccadeyi serip namaz kılanlar tarihin sayfasında yer alır. Tan Gazetesi’ni basıp yağmalayanlar tarihin sayfalarında yerlerini alırken, o olaylarda yer alanlar ülkenin liderleri, ana muhalefet liderleri olacağını kimse o zamanlardan bilemezdi, ama bugün biliyoruz.

Bugün ülkemizin “Bağımsızlık Günü/ Bayramı” yok, bir çok ülkeye göre de “Zafer Bayramı” var…

Zafer Bayramını kutlayanlar elbette biliyor, koskocaman üç kıtaya yayılmış coğrafyadan bugün ki sınırlara küçüldüğünü…

Zafer bayramını kutlayanlar elbette biliyor, Çanakkale savaşının Osmanlı dönemi savaşı olduğunu ve o savaşta gönüllü ya da zorunlu olarak askerliğe giden Ermenilerin çöllere sürüldüğünü… Savaşmaya gitmiş, tam cephede düşmana kurşun sıkarken “sen bu ülke için silah sıkamazsın” denilerek askerden alınıp toplama kampından çöl yollarında telef edildiğini biliyor…

Elbette biliyor zafer savaşından sonra Ankara’da hükümet kurulduğunu ve ilk meclisinde azınlıklar ve değişik inançtan olanların vekillerinin olduğunu. Elbette biliyor Alevileri temsil eden bir dedenin vekil olduğunu, Lazları, Kürtleri temsil eden vekillerin olduğunu… inanmayan gitsin Beşiktaş’ta ki Dolmabahçe Sarayına doğru giden duvara baksın hepsinin fotoğrafı siyah beyaz olarak asılı…

Elbette bu ülkenin insanı biliyor, Çanakkale’de başlayan ve daha sonra Trakya, Edirne’de devam eden Yahudilerin Müslüman toplumdan koparılıp, topraklarından sürülmesini…

Elbette biliyor “Mübadele” denilerek ülkede yaşayan tüm (İstanbul hariç) Rum ve Rum alfabesi kullanan Türklerin Yunanistan’a bir tahta bavul ile gönderilip karşılığında Yunanistan’da yaşayan Türklerin/ Müslümanların gönderilmesini…

Elbette biliyor balkanlardan Türklerin Ermenilerin çöle sürülmesi gibi Anadolu’ya sürülmelerini…

Zafer Savaşı yaşadı bu ülke, ne yazık ki “bağımsızlık bayramı” kutlamaktan kaldırdı…

Evet, evet, ülkemizde bağımsızlık bayramı kutlandı! Gerek kalmadığı için kutlamaktan kaldırdık, ülkemizin “Bağımsızlık Bayramı” İkinci Meşrutiyetin (23 Temmuz 1908) ilan edildiği güne geliyordu. İstibdadın sonlanması, meclisin açılması, tek adam rejimin yok edilmesi…

Bugün zafer bayramı kutlanıyor, ulus devletin kurucularının torunları tarafından.

Almanlar batıda kilitlenen garp cephesini açmak için Osmanlı’yı yanlarında savaşa sokarken İngiltere önderliğinde ki  İtilaf Devletleri, Kral Konstantin’i tahtından indirerek yerine Venizelos, getirilerek Yunanistan I. Dünya Savaşı’na şark cephesinde dahil edilmiştir. Bizim zafer savaşımıza giden yol bu şekilde açılmış oldu.

Zafer bayramı öyle kolay kazınılmadı, çünkü yoksulluğun içinde bir halk karşısında donanımlı zengin emperyalist devletlere karşı. Kuzeyimizde Sovyet Rusya devleti kurulmamış olsaydı bu zaferden söz edebilir miydik?

İngiltere’nin çıkarı Yunan kralı ile yeni siyasi duruma göre çatışmalı olmasaydı ilan edebilir miydik? Yeni bir dünya düzeni kuruluyordu ve yeni sınırlar çatışmalı olmaması gerekliydi, çünkü direkt çatışmanın sonucu çok ağır olmuştu devletler için. Sömürge devletlerden emperyalist devletler konumuna geçiş milyonlarca insanın kanın toprağa düşmesi ile sonuçlanmış ve bölüşüm savaşından emperyalist devletler kendilerine göre sonuç çıkarmıştır… Yeni devletler iki ayrı duruşu olan devletlerin etrafında geçiş devleti olarak oluşmuştur… çıkarlar masa başında çizilen haritaların çizgilerini belirlemiştir.

Tarih bir tek zafer kelimesi ile açıklanamaz, her zaferin karmaşık ilişkileri vardır. Bir meydan muharebesi gibi gözüken aslında yaşananların çözülmesidir… Yüzlerce yıldır biriken sorunların çözümü, kör düğüm olmuş olan sorun yumağının üzerine kılıç darbesi indirilmesidir.

Askerlerin meydanda zafer kazanması yeterli değildir, onu kalıcı kılan siyasi adımlardır…

Çözüme giden yol ve çözüm büyük bir siyaset bilgisi gerektirir, devlet geleneği ve bikrimi olmayanlar pazarlık masalarında yanlış bir yerde durmaları onları tarih önünde görünür olmaları ya da uzun süreli sorunu yokmuş gibi gözükmesine sebep olabilir… Birinci dünya savaşı bölüşüm savaşının çözüm süreci işte bu görünür olanlar ile görünür olmayanların iç içe geçen sürecidir.

Bizde ulus devletleşme süreci uzun süredir ülkemizde devam etmekteydi, iktidarda olan ve yenilmiş bir siyasi partinin elbette devamı olan hareketler ortaya çıkacaktı, çıktı da. Uluslaşma süreci tarihin yeniden yorumlanması ve ulus devletinin ihtiyacına uygun olarak yeninde yazıldığı süreçtir. Tarihte her ulus devlet kendisine uygun bir alan bulur ve onun üzerinden kendi geleceğini oluşturur.

Bizim ülkemizin öznel bir durumu söz konusudur, çünkü imparatorluktan uluslaşmaya doğru geçişimiz çok kısa zamanda olmaktadır… Padişahın yetkileri elinden alınmış ama öldürülmemiş, sürgüne gönderilmiş bir sürecin içinde yeni devletin oluşması batıdan gelen uluslaşma rüzgarının yeterli anlaşılamamış ve yeterli donanımlı olamayan liderlerin el yordamı ile şablonları imparatorluk ülkesine uygulaması devirdikleri padişah dönemi gibi çok kanlı olmuş, istibdat dönemi başka bir biçimde yaşanmıştır. Bu sefer kapılara kırmızı çapraz işareti konulmamış, bizzat nüfus sayımından elde edilen bilgiler ile yerleşim yerlerine gidilmiş güya cephe gerisi boşaltılması adı altında bir halk üzerine tehcir uygulanmıştır… elbette ülkemiz zafer savaşını yaşarken bütün bunlar biliniyordu. Ankara hükümeti siyasi birikimini ve tecrübesini 1. Meşrutiyetten o güne kadar yaşanmışlıklardan almaktaydı…

Ulus devleti mantığı bize tam olarak uymamasına rağmen ne yazık ki ülkenin çok kültürlülüğünde tek bayrak, tek dil, tek vatan söylemine doğru eğilmiş ülkenin kalan zenginliği de yok edilmek istenmiş ve asimilasyon yanında açık olarak öteki olana karşı savaş ilan edilmiştir. Bu strateji ne yazık ki bugün de devam etmektedir… bugün yaşadığımız sorunlar geçmişten bugüne kalan miraslarımızıdır, o mirasın tortuları akıl ve bilim eşliği yerine duygusal çıkışılar ve anlık tepkiler ile devlet sırı kavramı içinde sıkıştırılarak sorunu zor ile çözme yoluna gidilmiştir. Birçok alanda başarı da kazanılmış olsa ülkenin çok kültürlü yapısı hala kendisini korumaktadır…

Zafer kutlamaları eğer geçmiş ile yüzleşme gerçekleştirilmiş olsaydı daha başka anlamlar ile kutlanır ve yaşanırdı, bugün zafer kavramı destanlar ve abartılı söylemler ve marşlar ile sunulurken, tarihin yok saymadığı ama siyasilerin yok saydığı sorunlar ile “yurtta sulh, cihanda sulh” kavramından uzakta kutlanmaktadır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.