Zalimsiniz

Zalimsiniz

0
PAYLAŞ

Bir göçmen çocuğunun ölü bedeni karaya vuruyor.

Başını alıp bağrınıza basacağınız, saçlarını okşayıp kocaman bir sevgi ile sarmalayacağınız bir minik göçmen çocuğu.

İktidarınızın reklamı için kullanılıp, sonra sokağa attığınız, hiçbir güvencesi olmayan göçmenlerin çocukları.

Yurtlarını talan ettiğiniz, çeteleri besleyip üstüne saldırdığınız, katlettiğiniz, ocaklarını söndürdüğünüz halkın çocukları.

Ne yoksullukları, ne çektikleri acıları, ne çileleri sizlerin hayatına hiç uğramadı.

Sokaklarda, meydanlarda kiminiz acıyarak, kiminiz nefret ederek geçtiniz önlerinden. Nefret edeniniz de, acıyanınız da göze görünmez olmalarını diledi hep içinden. Göze görünmez olurlarsa acıyarak bakmayacak, nefret ederek sövmek zorunda kalmayacaktınız ama oradalar işte gözünüzün, gözümüzün önünde.

Kaç çocuk öldü bu savaşta. Kaç çocuğun gözleri kapandı hayata. Batının, bir sahil kıyısına vurmasaydı bir çocuğun cesedi, haber değeri olacak mıydı? Ezidilerin, İŞID barbarlarının elinden dağlara, tepelere kaçarken, açlık ve susuzluktan ölen çocuklarının haberini okudunuz mu hiç? Bir taşın üstünde cansız bedeni fotoğraflanan çocuğun haberi, yine o dağ eteklerinin arasında kaldı.

Batı devletlerinin ikiyüzlülüğünü, toplumun ikiyüzlülüğünü, insanlığımızın ikiyüzlülüğünü ele veriyor ölü çocuklar. Baktıkça riyakârlığımızı, baktıkça nasıl vicdansız olduğumuzu hatırlatıyorlar.

İnsanlıktan yana mağlubuz.

On kere, yüz kere, bin kere mağlubuz.

Tezgâh arkasında ucuz emeklerinden, kadınlarının, kızlarının bedenlerinden faydalanmayı hiç kaçırmadık oysa. İş fırsatçılığa geldiğinde, ne namusu, ne ahlakı hatırlıyoruz. Çünkü çaresiz olandan faydalanmak, onu hırpalamak, onu ezmek kimsenin umurunda olmaz biliyoruz.

Kendisine sığınanın çaresizliğinden faydalanan bir toplum, en insafsız toplumdur. İnsaf dediğiniz şey bir toplumun vicdanından oluşur. Sığınmacı, evinize, yurdunuza, hukukunuza, adaletinize sığınmak zorunda kalmış olandır bilirsiniz ama hukukunuz, adaletiniz ve vicdanınız yoksa size sığınanı parçalayıp, üzerinden geçmekten bir an bile tereddüt etmezsiniz. Adaletiniz, Kolu kırar, yeni içinde bırakırsınız. Kırılan kol sizin değildir, yen de size ait olmadığından pek bir rahat dolaşırsınız.

Göçmen, nefret edilmesi gereken olmalıdır, göçmen tehlikeli gözüken olmalıdır, göçmen her an her şeyi yapabilir olarak algılanmalıdır, göçmen huzursuz edici, vahşi ve tedirgin edici olmalıdır, göçmen toplumun değerlerini zedeleyen, bozan olarak kabul edilmelidir ki, üzerinde her türlü oynayabileceğiniz bir nefret alanınız olsun. Olsun ki, onlara müstahak gördüğünüz ve yaptığınız zalimlikler tartışılmasın. Nefretiniz olsun ki, göçmen düşmanlığı üzerinden “tehdit ve güvenlik” politikası iktidar her yerde hayata geçebilsin.

Böylece, polis vurduğunda, mesela Festus Okey öldürüldüğünde, duyumsamazlıktan gelecek, karakola çekildiğinde “oh oldu” diyecek, sokaklardan bir çöp gibi toplanıp gözden uzaklara taşındığında, “Cehennemin dibine gitsinler” diyerek tiril yaşamlarınıza yeniden dönmüş olmanın iç rahatlığına kavuşmuş olacaksınız.

Sonra bir çocuğun o cehennemden kaçmaya çalışırken, boğulan cesedi sahile vuracak ve içinizin nasıl sızladığını birbirinize anlatarak, insanlık kasacaksınız.

Sonra,

Yüzbinlerce göçmen nereden geldi, neden geldi, ne oldu da buralardalar? Sorusunun muhatapları, önünüze bir çocuk cesedinin resmini koyarak, acıyın ve yardım edin diyecekler. Sömürdükleri, talan ettikleri ve sebebi oldukları bir sorunu gizlemenin en modern yolu artık “yardım.”

Acıklı resimlerden, görüntülerden oluşan videolar sizi yardıma çağıracak. Sebebi oldukları görüntüleri önünüze atıp, “insanlık” diyerek size seslenecekler.

“Bir euro, bir dolar, bir lira verin” temalı yardım çağrılı vicdan kurtarma operasyonları ile cehenneme çevirdikleri hayatların “kurtarıcısı” yapacaklar sizleri.

Döktükleri kanları, paramparça ettikleri hayatların insani yükünü size sırtlatıp, aklayacaklar kendilerini. Suçlarının bedelini, yine sizin cebinizden ve vicdanınızdan çıkaracaklar.

İlginizi çekebilir: Sessiz Haykırış
Onlar için, gerçeği sorgulamadığınız, tartışmadığınız sürece insansınız!

Giysi dolaplarından seçtikleri birkaç elbiseyi, yardım için açık attırmaya çıkaran zenginlerin, bağış çeklerindeki sıfırlar belirliyor yok edilenlerin değerini.

“Sosyal sorumluluk” göstergesine işlenecek o şişkin iri adları. Pek bir yardımsever olduklarını yazacak magazin sayfaları.

“Demokrasinin beşiği” ülkeler, “bir an önce harekete geçmeliyiz, yardım etmeliyiz” diyerek, sorumlusu oldukları cinayetleri arkalarına alıp, önünüze insanlığın ve demokrasinin erdemlerini koyacaklar. Tıpkı, “demokrasi götürüyoruz” diyerek halkların başına yağdırdıkları bombalar gibi.

Ceplerine para koyup, ellerine silah verdikleri katillerin, insanları nasıl parçalara ayırdıklarını, kasabaları, köyleri basıp nasıl kıyım yaptıklarını, bölge halklarını nasıl yerinden yurdundan ettiklerini tartışmayacak, tartıştırmayacaklar elbette.

O çocuğu deniz değil, emperyalist politikalarınız boğdu.

O çocuğu deniz değil, iktidarın çetelere gönderdiği silahlar, bombalar boğdu.

O çocuğu deniz değil, göçmen nefretimiz boğdu.

Göçmenler, “zulümden kaçıyorlar” demek ve savaşa haklılık yaratmak için kullanılan birer araç yapıldılar. Kurulan çadırlar, kaynayan kazanlar “büyük devlet” reklamının birer parçası oldu.

Üç günde Şam’a girip kahve içmenin hayali çöktü. Göç akını hiçbir yere sığmaz oldu ve artık göçmenler insan değil, büyük bir yük, bir eşya olarak politik kayıtlara düştü.

Yüzbinlerce insan, göçmen politikası sadece çadır ve kaynayan kazan görüntülerinden ibaret olan bir siyasetin sonucu olarak şehirlere, meydanlara, sokaklara bırakıldılar.

Uluslararası göçmen hukuku, evrensel değerler gibi normlar hiçbir zaman işletilmedi. Barınma, yaşam, eğitim, iş gibi en temel hakları ne konuşuldu, ne de gündem oldu. En becerikli olduğumuz şeyin, hiç yok-muş, hiç olma-mış-lar gibi yapmak olduğunu tekrar tekrar kanıtladık.

AB ise kendi sorunu değil-miş gibi yapmaktan hiç vazgeçmedi. Oysa, kurulan savaş koalisyonun en önünde koşuşturuyorlardı.

Devletin ve iktidarın bulduğu çözüm ise, yüzbinlerce insanın Avrupa’ya akışının önündeki engelleri kaldırmak oldu. Uluslararası imajını ve söylem gücünü kaybetmesinin bir başka sonucuydu bu aynı zamanda.

Zalimsiniz evet.

İnsanların çaresizliklerini ranta çevirecek kadar alçaksınız.

İnsan kaçakçılığından kimler, hangi kurumlar pay alıyor, organizasyonun içinde hangi güçler var sorgusunu yapmaktan çok uzaklardayız.

Çaresiz bıraktıkları insanların varını, yoğunu yağmalayıp, denizin ortasına bırakan ve yenidünya düzeni denen bir katil var karşımızda.

Umut bir pazar haline getirilmiş, çaresizliğe teslim edilen göçmenleri, vaat ettikleri “umut” ile öldürüyorlar.

O kadar zalimler ki, dokundukları her yerden ölüm taşıp üstümüze geliyor.

Ve şimdi;

Savaş tezkeresine koşarak “evet” diyenlerin yüzümüze bön bön bakışlarını seyrediyoruz. Bunların nedenleri dışarıdan ihraç edilen bir savaşın sonuçları değil-miş gibi yapabilmelerine tanıklık ediyoruz.

Zalimlik ortaklaşıyor, büyüyor ve başka halkların ve ülkelerin toprağına, insanına, malına, canına göz dikiyor.

O pişkin suratlarını görüyorsunuz değil mi?

Sizin içinizden yüzlerine tükürmek gelmiyor mu?

Benim geliyor ve tükürüyorum…

BİR CEVAP BIRAK