Zamparalığın Kuralları

SERDAR MÜTEFERRİKA SERHATLI – İflah olmaz çapkın Casanova’nın yaşadıkları gerçek mi yoksa bir şehir efsanesi miydi türünden soruların hâlen tam bir cevabı verilemedi.

Verilmese de olur!

Dünyanın bunca derdi içinde boğuşurken, 18.yüzyılın bu sosyete zamparası, kumarbaz ve haylaz adamını ele almaya hâlâ vakit ayrılıyorsa bunun ardında salt başkasının cinselliğine ait merak, edebi röntgencilik- voyeurism aranmamalı, galiba daha fazlası olmalıdır.

Casanova’nın, hem onun hakkında yazılanlardan [efsanevi söylencesinden] hem de kendi hâtıratından anlaşıldığınca bir fiziki/bedensel anomali – ayrıklık taşıdığı apaçık…

Casanova’nın taşkın cinsel hormon seviyesi bir yana dursun, asıl penis büyüklüğü iki yüz yıldır milletin ağzına pelesenk olmuş bulunuyor.

Ciddi akademik yayınlardan pop kültürün, bilhassa kadın magazin dergilerine kadar birçok yerde bu hovardanın penis uzunluğu 30 santim mi yoksa daha fazla mıdır diye tartışılıyorsa, bu acayipliği fallus kültürünün izlerinde bulmalı ve bir anomali – anormallik olarak aramalıdır.

En son Cosmopolitan dergisinin ölçümlemeye kalkıştığını hatırlatırız.

En başta geleni Rasputin’miş, sonra Casanova geliyor…

Aklımızı kullanalım: Birisinin kolu dizine hatta ayak bileğine kadar uzanırsa bu ne kadar doğaldır; buna anomali denir.

¨Anomali manomali, bizde de olsun¨ diyenler için işte yazısı: 

Casanova üzerine yazılanların çetelesini tutacak değiliz; bibliyografların işi…

Ancak Stefan Zweig, Guy Endure, François R.Dumas ve daha pek çokları Casanova üzerine yazdıysa, işi ciddiye almak gerekir.

Casanova adına sahnelenmiş tiyatro ve opera eserleri, klasik eser sayılacak besteler, ressamlara da ilham olması bu merakın devamıdır.

Hollywood ve dünya sineması geri durmaz, bir düzine kadar türlü Casanova filmleri çekilmiştir; televizyonlardaki dizi filmleri saymıyoruz.

İngiliz akademisyen Ian Watt’ın çok değerli bir çalışması olarak bilinen Modern Batı’nın Mitleri başlıklı kitapta geçen isimlerden, kurgusal karakter Don Juan’a pek yakın duruşu Casanova’nın önemini artırıyor.

Modern Batı’nın günümüze kadar örnek aldığı modern mitolojik karakterler arasında hiç kuşkusuz artık Casanova’yı da saymak gerekecektir.

Giacomo Casanova, Avrupa’da devrimler çağı eşiğinde doğup Fransız İhtilalinin en şiddetli geçtiği zamanları da gördükten sonra, 1798’de hayata gözlerini yumdu; yetmiş üç yaşındaydı.

O zamanların kıstaslarına bakarsanız pek kısa bir ömür sürmemiştir, üstelik hovarda, kumarbaz, sosyete avcısı, lüks ve sefahat düşkünü olarak başına gelen birkaç kazaya karşın, hatta birçok kez belsoğukluğu ve frengiye yakalanıp bunlardan sağılmış, hep kuyruğu dik tutmuş, yakayı ele vermeden, sadece bir kez tutuklandığı hapishaneden kaçmayı da başararak zampara bir hayat yaşamıştır. İhtiras sahibidir, ancak kifayetsiz muhteris değildir.

Talihi onu hep paradan yana şanslı bırakmış, yoksulluk maskarası hiç olmamıştır.

Üstelik, Latince bir deyiş olan Fortuna Vitrea Est sözünde belirtildiğince Cam gibi kırılgan olan talih, her seferinde ondan yana kapıları açık tutmuştur.

Hayatı boyunca çalışmak zorunda kalmaması, ne büyük şanstır.

Keyif ehli olmanın ilk şartı kimseye özgürlüğünü ekmek parası için satmamak, boyun eğmemek değil midir?

Tam bir Hedonist ve Epiküryencidir; yediği içtiğinden yatıp kalktığı yere, giyinip kuşandığından sohbet ettiği meclislerin seçkinlerine kadar hep haz içinde zaman geçirir. İngiliz Dandy’leri gibi şık ve tiril tiril yaşar.

Elbette en büyük zevki flörtüz olmasıdır, kadınlara kur yapmaya bayılır. Sonunda bir şeyi elde etsin etmesin, burası Casanova’yı zaten pek ırgalamaz, asıl o bir kadınla âşıktaşlık etmekten haz duyar. Kendi deyişiyle bir kadının hazinesine girmek en son iştir, önemli olan onun kalbini yerinden oynatmak, ruhunu ele geçirmek ve beynine nüfuz etmektir.

Kadın cinsel organına ¨hazine¨ adını verdiği gibi hikâyelerinin birçok yerinde ¨mücevher kutusu¨ diye bir isim de takar.

Kendi sözleriyle aktarırsak, ¨Mücevher kutusunu yalamakla yetindiği¨ de olur, bundan şikâyet etmez, amacı kadını baştan çıkartmaktır. [s.276]

Casanova yaşadığı her şeyi, kelimesi kelimesine, ânı anına, ihtiyarladığını artık kabullendiği yıllarda yazmaya başlar; 1780’de defterini önüne açar.

2010 yılında Ulusal Fransız Kütüphanesi özel arşivine teslim edilmiş olan, kendi el yazısıyla fakat Fransızca değil ama İtalyanca yazdığı hâtıratı, o güne kadar sağda solda yayımlanmış bulunanlarla karşılaştırmalı bir çalışmanın sonunda tekrar basıma sunulmuştu. Son yıllarda elliden fazla dünya diline çevrildi; milyonlarca baskı yaptı.

Zannımca, Everest Yayınlarının yazar ve edebiyat insanı Nilüfer Güngörmüş’ün başarılı bir çeviriyle Türkçeye kazandırdığı bir kitap, işte Historia de ma vie başlıklı bu orijinal metine dayanmaktadır. Ne ki, elimizde bulunan kitabın baskısı alıntı hâlindeki pasajlardan oluşuyor. Fakat kitabın 14 bölümden oluşan bu alıntıları Casanova’yı ve onun hayata bakışını anlamak için yeterlidir.

Fazlası can sıkar, hatta bu kadarı da olmaz ki, dedirtir. Zaten Casanova mitolojisinin yayılması ardından yayıncıların da eklemeler yaptığı iddiası ayyuka çıkmış bulunuyordu. Herhalde kimse gerçek olmayan ve yazarına ait bulunmayan satırları okumak istemezdi. İngiltere’de, 19.yüzyılda yapılmış Casanova baskılarında sayfa sayısının 3 bin beş yüzlere ulaşması da bunu açıklıyor.

Casanova hatıratında birlikte olduğu kadınlardan bu çeviride sadece bir düzinesine rast gelmekteyiz, fakat yazarın iddiasına bakılırsa hayatı boyunca yüz elli kadar kadınla ilişkisi olmuştur; daha fazlasına yüz çevirmez, zira Casanova seçicidir, hep en güzelinden, zor elde edileninden yanadır.

Verdiği öğütleri erkekler dinlesin mi, ben karar veremiyorum; aktarayım en iyisi:

¨Seven bir erkek sevildiğini biliyorsa, sevdiği kadının kendisine vereceği zevkten çok kendisinin ona vereceği zevki düşünmekten haz alır. Bu yüzden bir an önce onu mutlu etmek ister. Yalnızca kendisini düşünen kadın ise, vereceği zevkten çok alacağı zevkin peşindedir. Bu yüzden de bu zevki mümkün olduğunca geciktirmeye bakar. Çünkü kendisini erkeğe vermekle onu en çok ilgilendiren şeyi, kendi alacağı hazzı elinden kaçıracağından korkar. Bu, kadının ruhunda vardır. Kadının düşündükçe hoş gördüğümüz ama bir erkekte asla hoş görülemeyecek olan beğenilme arzusu ve cilveleri buradan kaynaklanır.¨ [s.205]

Kadın düşkünü, womanizer ‘dır.

Eşcinsel ilişkiye karşıdır fakat bu belalı iş gelir onu bulur, bir kez kaza eseri yapmıştır; üstelik İstanbul’da.

Casanova, İstanbul ziyaretinde İsmail Efendi adında hariciye memuru bir zatın evine yerleşmiştir. Gözü de konaklardaki kızların, cariyelerin, Türk kadınlarının peşindedir, fakat İsmail’in gözü de Casanova’dadır. Ona birkaç kez ilişki teklif eder, her seferinde Casanova’nın itirazıyla karşılaşır. İsmail Efendi, bir punduna getirip istediğini elde etmek azmindedir ve bir gece, Casanova’yı misafir oldukları bir konaktaki üç kızın cıbıl çıplak havuza girdikleri hamam gibi bir yere götürüp gizlice izlemesini ister. Bu cömertliğinin karşılığında Casanova’ya duyduğu tutkuyu ele verir, uzanıp Venedikli çapkının mahrem yerine el atar.

Casanova yazıyor:

¨Ömrümde hiç böyle çılgınca bir şey yapmadım, kendimi hiç böylesine kaybetmedim. [Havuzda oynaşan] Üç su perisiydi… İsmail’in hesabına, hepsi sırayla gözümden onun yerine geçti. İsmail yatışmış görünüyordu. İçimizden kimin bu işten kârlı çıktığına karar vermeyi okura bırakıyorum¨

(Cümlelerde ve satırlarda bazı yerleri atlamayı zorunlu buldum! SMS)

Kazayla olmuş bu eşcinselliği saymazsanız, Casanova’nın bütün hayatı kadın peşinde dolaşmakla geçer.

Üstelik bu yönde ahlak kurallarını da kendine göre değiştirmeyi pek iyi bilir. En yakın dostlarının kızları, eşleri, yakın akrabaları onun tutkularının esiridir; hatta dokuz yaşı henüz çok erken olduğu için biraz bekleyerek 12 yaşına gelince bir kız çocuğuyla ilişkisini de apaçık yazar.

Baştan çıkartmak için sabır, bazen umursamaz görünmek ama zamanı geldiğinde atağa geçmek Casanova’nın anılarında tavsiye mektubu ve talimatnâme gibidir.

Misafir kaldığı bir Yahudinin evinde Lia adlı kızı hiçbir yolla baştan çıkartamayacağını anladığı vakit çantasından, o vakitler pek moda olan resimlendirilmiş bir porno eser çıkartır, genç kıza geceleri bu kitaba bakıp kendi kendisini okşamasını ister; pek cesurca bir öneridir bu.

Bu kitap 16.yüzyıldan beri Avrupa’yı sarsan, elden ele gizlice dolaştırılmış, Pietro Aretino’nun erotik şiir kitabıdır, fakat Giulio Romani adlı ressam tarafından illüstrasyonlarla- canlandırmayla porno kitaba dönüşmüştür.*

Lia kitapla odasına kapanır ama yetinmez ve kısa süre sonra Casanova’nın odasına gelip bu kitapta gördüğü şeylerin aynısını yapmak ister.

Bunlar Casanova’ya hafif gelir.

Bir gün Leonilda adında genç bir kıza tutulur, evlenmeye hazırdır, kız annesiyle onu tanıştırınca tesadüfün iğne deliği gibi on sekiz yıl evvel birlikte olduğu bir kadın karşısına çıkmaz mı? Lucrezia adlı kadın Casanova’yı görünce çığlığı basar, ayılır bayılır, evleneceği bu kızın kendi kızı olduğunu söyler; tatlı kız Leonilda, Casanova’yla yaşanmış bir aşk gecesinin meyvesidir.

Casanova kızın yerine tekrar annesiyle beraber olup düşüp kalkmaya başlar; kızları Leonilda ise anne ve babasıyla aynı yataktadır, olanları merak eder.

¨Demek, bundan 18 yıl evvel beni döllerken böyle yapmıştınız?¨ diye meraklı sorular sorar. Üçü birden çıplak yattıkları yataktayken, ¨Beni seyret ama annemi öp!¨ diye babasını uyarmayı da ihmal etmez.

Ensest ilişkideki bu tuhaflık devam eder:

¨Leonilda çırılçıplak kalkarak perdeleri çekmeye gitti. Böylece bana, âşık olunca insanın görmeye doyamayacağı bütün güzelliği sergiledi. Yatağa dönünce gördüğüm her şeyi öpücüklerle kaplamama izin verdi. Ama uçuruma yaklaştığımı anlayınca, hemen yan çizerek beni kollarını açıp bekleyen annesine verdi. Tam bu sırada Lucrezia -anne- zevkinin doruk noktasına gelmişti. Hemen içinden çıktım. Leonilda -kızı- acıyıp heyecanlanarak bir eliyle annesinin rahatlamasına yardım etti. Öbür taraftan da babasının damlalarının altına bir beyaz mendil koydu.¨ [s.271]

Bu fedakâr kızcağızı takdir mi etmelidir, bunu okura bırakıyor Casanova!

Casanova bütün bunları tabiatın icabına uymak üzere yaptığını sık sık tekrar eder.

Ona göre olan bir şey oluyorsa demek her şey tabiidir, yani tabiata aittir.

Bir keresinde Bettine adlı kızla birlikte olmaya, nedense, direnir ve şöyle yazmaktadır:

¨O gittikten sonra tabiatın bana emrettiğini yapmadığım için umutsuzluğa kapıldım.¨

Üç yüz sayfaya ulaşan hatıratında sık sık tabiatın sesine kulak vermekten bahseden Casanova’nın anlattıkları erotik edebiyatın baş eserleri arasında saymak mümkün olduğu gibi bütün bunları ahlaksızlığın soy kütüğüne yazmak da söz konusudur.

Öyle ya da böyle, İngiltere’de yayımlanan ve bugün bir baş yapıt kabul edilen, tartışmasız güvenilirliği bulunan Merriam Webster sözlüğe 1852’de Casanova adı, çapkınlık-zamparalık karşılığı olarak girmiş bulunuyor.

¨Altmış yaşıma kadar kadınların oyuncağı olmaya devam ettim… Şu anda bütün bu çılgınlıklardan uzaktayım, ama heyhat!¨ diye yazan Casanova’nın, yaşlanınca kadınların maskarası olunduğuna dair sözlerini de unutmadan kitabın son sayfasını çevirip bütün bu sırları önlü arkalı iki karton kapak arasında saklamayı unutmayınız!

Bu arada, Casanova’nın âşıklarından Lucrezia’nın adı, Latince İffetli Kadın anlamına geliyor; bunu da eklemeden duramazdık!

_______________

Hayatımın Hikâyesi,
Giacomo Casanova,
Hâtırat,
Çev: Nilüfer Güngörmüş,
Everest Yayınları, 296 sayfa
2016

* Romani’nin eserine ulaşmak için, link: https://www.atlasobscura.com/articles/europes-first-pornographic-blockbuster-was-made-in-the-vatican

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nine + 11 =