Zarif, güzel, farklı ve çok yönlü…

– On parmağında on marifet olan birisin Aytül… Gerçekten çok güzel ve zarifsin aynı zamanda, mühendissin, yazarsın, şairsin, radyo programı sunuyor ve tv programları yapıyorsun.. Asıl işin bitki uzmanlığı ve çok fazla bahçe tasarlamışsın özellikle Istanbul’da.. Kimbilir daha neler var?

Öncelikle güzel sözlerinize çok teşekkür ederim.. Ben monotonluktan hoşlanmayan ve farklı şeylere ilgi duyarak onlara kolay adapte olabilen biriyim. Bu karakteristik durumum zamanla iş hayatımda da kendini gösterdi. Bahçe tasarlamakla başlayan kariyerim bu işi çok sevdiğim için devam etsede ek olarak onla ilgili makale-kitap yazmak, tv programları yapmak derken farklılıklarla hayatımı renklendirip ana işime daha da bağlandım. Bazen böyledir.. Dışardan bakanlar çıkış noktanızdan uzaklaştığınızı farklı bir yöne yürüdüğünüzü bile düşünür ama siz içsel olarak daha da o noktaya yakınlaşırsınız.. Şiirle ilgili çalışmalarıma gelince önce uzun yıllar edebiyat dergileri ile çalıştım. Ardından şiir kitabı çıkartıp en sonunda şiir okuduğum bir radyo programı yapmaya başladım. Programın adı ‘Görünmezler Ülkesiydi.. Beni biraz gizemli, programın havasını mistik buluyordu dinleyicilerim.. Tüm yoğunluğumun içinde kendime de gece yarısı terapisiydi de diyebiliriz.. Bilmediğiniz bir şeyler söylemem gerekirse de pek çok kolejde yüzlerce öğrenci ve veliye, Eczacıbaşı Holding gibi özel kurumlarda yöneticilerine bahçe tasarımı, çevre ve orman seminerleri verdiğim.. Bu tip davetleri zevkle kabul ediyorum. Şu anda mesela bir roman yazıyorum.. Çok sürükleyici bir kitap ortaya çıkacak diye umuyorum.. Merak, aşk, tarih ve tutku gibi konuların okuyucuyu sarsacağı bir polisiye olacak.

-İlginç olan mesleğin Orman mühendisliği.. Okula girerken ne olmayı hayal ediyordun, ne oldu mezun olunca?

Bitkilere olan ilgimden ve sayısal yeteneğimden dolayı İstanbul Üniversitesi’nde bu bölümü yazmıştım tercihlerime. Kazandığımı duyduğumda bittiğinde ne olurla ilgili bir hayalimde yoktu. Daha bugüne endeksli ve spontane yaşamayı seviyorum. Mezun olup özel sektöre girince mesela İstanbul’da devlet üniversitesinde okumanın ayrıcalığını yaşadığımı idrak ettim. Çünkü her tip ekonomi, kültür ve inançta vakit geçirebildiğim çok arkadaşım vardı. Özel üniversiteler size harika stajlar ayarlasa da asla devlette ki o çeşniyi 4 sene yakından tanıma şansı sunamaz diye düşünüyorum. Dünyada ki her şeyin insan merkezli, insan için olduğunu da düşünürsek sanırım iş için en gerekli şeylerden biride insanları iyi tanımak. Bana dönersek fakülte biter bitmez yüksek lisansa başladım; yönetim ve politika üzerine. Sonra da ‘Türkiye bitki ithalat sorunları’ tezi yazarken bir baktım arada ‘310 adımda yeni başlayanlar için bahçe isimli’ 160 sayfalık bir kitapta yazmışım. Üstelik ilk yazdığım kitap olmasına rağmen tamamı satılmıştı.. 25 yaşım için bırakın hayali aklımın ucundan bile geçmezdi bu çünkü bir yandan özel sektörde butik işler yapmaya başlamıştım. Ufak ama şık bahçeler yapıyordum o zamanlar.. İşin içine kitap girince nasıl başaracağım hepsini diye karamsar bir şekilde düşünürken normalde de az uyuduğumdan zorlanmadığımı anladım bir süre sonra. Gece 10 ile sabah beş arası kitap yazıyor.. Dokuzda kalkıp işe gidiyordum.. Çünkü tasarladığım bahçelerin uygulaması için şantiyemin başında olmam gerekiyordu.. Derken işler büyüdü ve farklı kollarda gelişmeye devam etti.

-Hazır Orman Mühendisi bulmuşken sorayım ormanlarımız ne durumda sence? Her yaz yanıyorlar? Orman yangınlarının nedeni nedir?

Türkiye cumhuriyetinin ilk kurulduğu dönem harika yasalarla çok güzel bir ormancılığa başlanıyor ama gelişen kent hayatı ile yeni kent ormanları yapılmaması ve mevcudun iyi korunmaması büyük sorun. Birde Orman mühendisi olmak o koskoca alanları yönetmek demek içinde ki canlılarla. Daha çok kadro verilirse atamalarda daha az yangın olur çünkü herşey daha iyi denetlenir. Devletin Ormancılık örgütlerini daha çok desteklemesi lazım çünkü ormanların yüzde 98’i devlete ait. Yangın kötü bir şey sonuçta her kötü şey gibi tek bir nedeni var.. O da ‘hata’ .. Birileri hata yapıyorsa bence bunda pek çok kişi ve kurum suçlu tutulabilir o kişiyle beraber. Sigaradan, cam şişeden çıkan yangınları düşünün kamuoyunun en yaygın bildiği.. Onları atan insanlar da mı hata sadece? Onlara bu eğitimi vermeyenler masum mu? Peki bu alanları yeterince denetim altında tutmayanlar? Onlarda mı masum? Özetle böyle toplumsal sorunlarda biraz sosyolojik ve geniş çaplı düşünürsek daha hızlı çözeriz bence her şeyi.

-Sağlıklı bir orman tanımı vermek istersek ne dememiz gerekir?

Halkın anlayacağı en açık şekliyle ben bir tanım yaparsam ‘orman insanların yaşam kaynağı olan ve içinde tüm canlıları yaşatabilen bir habitat yani yaşam alanı’

-Yeni orman kurmak mümkün mü? Yeni bir orman ne kadar süre içinde oluşur? İnsan eliyle kurulan orman ve doğal yolla oluşan orman arasındaki fark nedir?

Yeni orman kurulur evet ama iklim, alan ve amacı çok önemli. Bunlar iyi analiz edilip çok doğru planlanmalı yoksa başarısız olunur. Bir ormanın tam olarak orman olması için en az 60 yıl lazım bence çünkü orman dediğiniz yaşlı ağaçlarında içinde olması gereken bir dokuyu temsil ediyor. Bir Kızılçam içinde o orman ağacı görüntüsü 50 sene sonunda oluşur. Doğal yolla oluşan orman daha karmaşıktır. Yeni planlanan ormanlar daha bir disiplinli oluyor başta ama sonra kendi kendine türler arası bir rekabetle devamlılık olduğu için doğal orman görüntüsüne gelmeye başlayabiliyor.

-İnsan doğa çevre üçlemesini doğru kullanmıyoruz çoğu zaman. Önce insan vardı, sonra doğa oluştu ve en sonunda da insan eliyle oluşturulan çevre. Yani çevrecilikle doğa severlik aynı şey değildir. Neden doğa severler kendilerine çevreci der bunu da anlayabilmiş değilim Bu sıralamayı doğru kullanmayan kişiler nasıl doğa sever olacak, çevreci olacak onu da tam anlayabilmiş değilim aslında… Aralarında ki farkı nasıl anlatabileceğiz. Anlam kavram karmaşası içinde çevreci de olunmaz, hiçbir şey de olunmaz açıkçası…

Ne güzel bir konuya değindiniz. Türkiye’de işin uzmanı olmak diye bir şey yok doğa olayları söz konusu olduğunda nedense hep dört cümleyi bir araya getiremeyen agresif gönüllüler var! Gerçek gönüllü işini iyi yapan arkadaşlar alınmasın ama şöyle bir örnek vereyim.. Birkaç sene önce Kaz Dağları’nda altın için maden çalışması yapılmasın diye siyasi akşam programları yapılıyordu. Bu programlara katılanlar; Greeenpeace gibi örgütlerden eylemci birileri, ekonomistler, madenciler ve inşaatçılardı. İşin ilginci bir ane bile orman mühendisi ya da çevre mühendisi olmamasıydı. Sanki bu ülkede o alanlardan gönüllü örgütler sorumlu! Diğer herkes eğitimli ve belgelerle gerekliliğini savunurken maden çalışmalarının, bizlerde belgelerle niye yapılmaması gerektiğini ekranlarda çok iyi anlatabiliriz ama kimse genelde bizlerin konuşmasını istemez. O yüzden genç ve bu işleri bilmeyen saf gönüllü arkadaşlarımız ekran önünde bir kumpasa çekilir ve altı boş şeyleri savunuyorlarmış gibi bir izlenim yaratılır. Münazara yarışmalarını düşünün en hazırlıklı belgeli ve bilgili olan kazanır, savunma konusu doğru olan değil! Orda ki kazanışta işte halkın dinleyicinin algısıdır.. Kaybeden ise konuşup hakkını savunamadığı için yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Kaz Dağı Göknarı gibi endemik türler..

-Türkiye’nin bitki örtüsü çok zengin, çok zengin bir florası var, sence bu konuda yeterince değerlendirebiliyor muyuz bu çeşitliliği? Özellikle endemik bitkiler konusunda herhalde çok zengin bir flora var.

Türkiye lokasyonuna bağlı iklim çeşitliğinden ve bölgeler arasındaki toprak, yükselti vb. farklardan ötürü ciddi bir floraya sahip ama biz bunu keşfetmekte çok geç kalmışız. Biyolojik çeşitliliği korumak gibi ifadeler bizim lugatımıza yeni yerleşiyor. Yabancı bilim insanları mesela bizim bitkileri gelip keşfetmiş, yetmemiş alıp ülkesine götürüp çoğaltmış. Şahsen birkaç yüz yıl sonra biz o türleri katledip yok edersek sonrasında onları ve içlerinden genetiğini geliştirdikleri yeni türleri yabancılardan ithal olarak satın alırsak pek şaşırmam.

-“310 adımda yeni başlayanlar için bahçe” diye bir kitabın var. Bu adımlar daha kısaltılırsa iyi bir bahçe için neler olmalı, neler yapılmalı?

Her şeyden önce alanı kroki ile planlayın. Sonra bu plana uygun bir tasarım yapın, bunun içinse tasarım çeşitlerini araştırın. Ardından tasarıma uygun malzemeleri belirleyin. Belirlerken yapmanız gereken iklim ve kullanımınıza uygun olup olmadığıdır alacaklarınızın. Sulama, drenaj, aydınlatma gibi teknik konuları araştırıp onlara uygun malzeme seçin. Canlı materyallerin zamanla ne hale geleceğini ve isteklerini öğrenin, cansızlarında bakım ve dayanıklılıklarını. Sonuçta bahçe dediğiniz şeyin argo tabirle; ev ailesinin sokak çocuğudur. Yani en çok onla ilgileneceğinizi ve en çok onun sizi yoracağını bilmelisiniz. Banyo, mutfak, yatak odası sanmayın.. Çünkü yaşam şartları hava vb. etkilerden ötürü çok daha zorlu. İç mimariden daha gerekli olması nedeniyle de evinizin içini dekore etmeden peyzajı mutlaka bitirin. Böylece balkon pencere manzaranıza uygun bir iç tasarımda bahçe ve iç mekan arasında daha doğru bir geçiş yapıp evinizi daha estetik bir hale getirir. İmkanınız varsa uzman bir bahçe tasarımcısıyla mutlaka çalışın. Sadece danışmanlık ücreti ile çalışabileceğiniz gibi sadece proje ya da anahtar teslimde yaptırabilirsiniz dış cepheye.

-Balkon ve teraslar için bitki seçimi nasıl olmalı?

Balkon ve teras tasarlarken en önemlisi saksı-bitki ilişkisi. Saksı büyüklüğü, tasarımı ve şekli balkonun hatlarına uygun olmalı.. Bitkiniz de saksılarınıza. Dıştan içe doğru gitmek yani en son bitkiyi seçmek tasarım açısından doğru bir iş çıkartır. Bitki seçerken en önemlisiyse onun yaşam isteğini bilmektir. Sonuçta sizle mutlu yaşamasını istediğiniz bir canlı seçiyorsunuz. İlgi gösterecek vaktim yok diyorsanız mesela bakım meraklısı bir bitki almayın. Yoksa ilgisizliğinizden ölebilir. Bir de seçtiğiniz bitki nasıl büyür saksı değişimi ister mi gibi konulara özen gösterin. Çatılarda genelde şiddetli rüzgar sorunu olduğundan balkonlara göre çok daha zor tasarlanır.

-Alacalı Ebruliler nasıl çıktı?

Alacalı Ebruliler yazdığım şiirlerden 47’sini bir araya getirdiğim şiir kitabım.. İçinde çok farklı konularda şiirler var.. Uzun yıllar içinde oluşmuş bir birikim ve bekleyişin sonucu oldu. Çünkü 9 yaşından itibaren şiir yazıyorum. Güzel tepkiler geldi. En çok buna sevindim. Şairlik roman yazarlığı gibi değildir. Orda her anlattığınızda oklar sizi gösterir ve tüm tepkileri kaldıracak kadar özgüvenli aynı zamanda her anlamda özgür olmalısınız. Bu roman karakteri diyerek işin içinden çıkamazsınız. Çünkü yazdığınız her şiirin içeriği yaşanmışlığınız olmasa da onu şiir haline getirirken zihninizde mutlaka kendinizi durumun içine koyup hayalinizde yaşamanız gerekir. Yoksa asla duyguya geçmez ifade olarak ve şiir yazamazsınız. Yaşamazsanız ancak bir düz yazı olur. Birde çok güzel şiir yazan hiç tanınmamış şairler de var ama ünlü şairler genelde orta yaşta kendilerinin arkasında herkese herşeye rağmen uzun yıllar durmayı bilen isimler.. O içinizde ki şiir yazma dürtüsü yoksa Türkiye’ de ki insanların çoğu gibi hobi olarak bile uğraşmak istemeyeceğiniz kadar zorludur şairlik.. Şiir yazmak ve okumak çok ciddi bir algı gerektirir.

-Radyo programında şiirlerini mi okuyorsun?

Radyo programımda tüm kış sezonu boyunca Türkiye ve dünya çapında şairlerin şiirlerini seslendirdim.. Birde kendi şiirlerimden okudum konulara uygun oldukça.. İstekte alıyordum.

-Kitabının satışı nasıl gidiyor? Koruncuk Vakfı yararına iftar yemeği düzenleyip kitabının satışının olduğu gece nasıl geçti?

Şiir kitabım artık satışta değil.. Ancak kalanları belki online satış yapabiliriz. Verdiğim yemek davetine de kendi sosyal çevremden, cemiyet hayatından, akademisyen ve iş dünyasından yakın olduğum isimleri çağırdım. Dostlarım sağolsunlar yoğun bir katılım ve destek gösterdiler. Kendim ve çocuklar adına davetimi güzelleştirdikleri için her birine tek tek teşekkür ediyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here