Zeliş’e şans verir mi hiç o milliyetçiler!

Zeliş’e şans verir mi hiç o milliyetçiler!

0
PAYLAŞ

Pazar Günü, telefonumun ısrarlı çalışıyla başladı. İlk önce Haberürk’ten bir bayan ve ardından Damla Hanım saat 14.00 haberlerine canlı bağlantı yapmak istediklerini bildirdiler. Özlem Hanım ile  Almanya’nın Dortmund kentinde bir Türk Eğitim Merkezi’ne molotof kokteyli ile saldırıda bulunulması olayını değerlendirecektik.. Atılan 6 molotoftan beşi binanın duvarına çarpmış. Biri ise camdan içeri girmiş. Ancak kendi kendine çabucak sönmüş. Saat 04.17 civarında olayı gören biri saat 04.30’da polise “kaçan dört gençten” bahsetmiş. Polis ben bu yazımı kaleme alırken henüz daha geniş bir bilgi vermemiş durumdaydı.

Bu ikinci molotof saldırısı Almanya’da son günlerde. Bir süre önce Dortmund’dan çok uzakta olmayan Düsseldorf’ta bir başka Türk Kültür Merkezi’de hedef olmuştu. Her halükarda Düsselsdorf ve Dortmund’da kullanılan silah tipi ve saldırı biçimi çok benzeşmekte. Mesafe olarak da hatta aynı şahısların her iki tarafın da sanıkları olabilme ihtimalini düşündürtmekte. Bakalım arkasından ne çıkacak. Hangi tür milliyetçiler? Alman ıkçıları mı? Kürt milliyetçileri mi? Yoksa “Ergenokonvari” bir tezgah mı? Göreceğiz.

Milliyetçilik denilen illetin ulusu yok. “Kafatasçılık” ile sınırlarını ayıramayan türden milliyetçilik tek bir şablona sahip. İster Türk, ister Alman, ister Kürt ve isterse Rum tüm “kafatasçılar” aslında aynı metinleri kullanmaktalar. Sadece bir kaç kelimeyi değiştirerek Rum “kafatasçıları” ile diğerlerinin propaganda malzemeleri arasında aslında hiç bir fark olmadığını görebiliriz. Rum milliyetçiliği adanın Güney’ini tam anlamıyla elinde tutmakta. İşte Zeliş’in şanssız denemesi. Geçenlerde Kuzey Kıbrıslı bir dostumla Zeliş ile ilgili olarak sohbet etmekteydik. Kendisi Zeliş’e destek vermediğini ve bunun nedenini ona da anlatmaya çalıştığını söylüyordu. Bana anlattığında aslında kaygılarına hak vermedim diyemem.

Eğer Rum Kesimi politikacıları çok profesyonel bir şekilde işleyebilseler belki de Kıbrıs Cumhuriyeti adı altındaki Rum Kesimi Zeliş’i Eurovision’a Kıbrıs Cumhuriyeti adına göndererek çok önemli bir propaganda atağı başlatabilirdi. Zeliş’i seçip “onun Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tüm Kıbrıslılara nasıl eşit davrandığı konusunda mükemmel bir örnek olduğunu” anlatabilirlerdi. Bu nedenle bir çok çözümden yana ve çözüm için koşturan dostum haklı olarak Zeliş’in Cumartesi Akşamı birinci gelmesi durumunda Hristofyas’ın Talat’a karşı elinin güçlenebileceği ihtimalinden çok rahatsızdılar.

Ben bu kaygıları dilnedikten sonra onlara “Hiç merak etmeyin. Rum miliyetçiliği sizin bu tarz bir sorunla karşı karşıya kalmanıza fırat vermeyecek!” demiştim. Güneye her geçtiğimde sayıları Kıbrıs Cunhuriyeti bayraklarından çok daha fazla olan Yunanistan bayraklarını evlerinin önüne astıklarını izlediğim Kıbrıslı Rumların Zeliş’e tahammül edemeyeceklerini biliyordum. Maalesef! Ama gerçek. İşte milliyetçi kafa yapısı. Madem Rumlar Zeliş konusunu bile kullanamayacak kadar milliyetçiler öyleyse biz de Zeliş olayını örnek alarak tüm Avrupa’da onların bu kafa yapısını teşhir etmeye çalışalım.

Avrupa Parlamentosu Seçimi

Aynı Zeliş olayında olduğu gibi AP Seçimi konusunda da beceriksiz aslında Rum Kesimi. Toplam altı sandelyeden “ikisinde Kıbrıslı Türkler oturmasın” diye her numarayı çevirmekte. Aslında seçim sistemini düzenleyip o iki sandalyede iki Kıbrıslı Türk miletvekilinin oturması için Kıbrıs Cumhuriyeti’nde seçmen konumunda olabilen Türk seçmenlerin oyuna yönelik bir uygulama yapsalar Kuzey Kıbrıs’ı çok zor durumda bırakabilirler. Üstelik korkacak bir durum da yok. Onların kontrolünde zaten kendileri tarafından “maaşa bağlanmış ve kendilerine sadık” iki Türk’ü bulmaları da hiç zor olmaz. Ancak işte Rum Milliyetçiliği! Hizmetindeki Türklere bile güvenemeyecek kadar Türklere karşı ön yargılı.

Bazı gazeteciler söylenileni dinlemekten aciz olsalar gerek

Cuma Günü dostum Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın isteği üzerine onunla Münih’e gittim. Orada hem Bavyera Eyalet Parlamentosu nezdinde en etkin Alman sosyal demokratları hem de Münih Belediye Başkanı ile çok güzel görüşmeler yapıldı. Bu ziyaretleri izleyen çok sayıda gazeteci genel olarak konuşulanları haber olarak medya kurumlarına aktardılar. İlginçtir. Hürriyet Gazetesi iki kişiyle temsil edilmesine rağmen okuduğum haber beni çok güldürdü.

Münih Belediye Başkanı Christian Ude, Egemen Bağış’a istanbul’da farklı kültülerden ve dinlerden insanların barış içinde birlikte yaşamını gördüğünde bunun Almanlar tarafından da başarılması gereken bir görev olduğuna inandığını anlattı. Bu nedenle Münih’te bir çok gericinin karşı çıkmasına rağmen çetin bir mücadele vererek bir cami yapımı için gerekli kararları almışlar. Ancak Ude’nin duyduğuna göre camii inşaatı yeterince kaynak olmadığı için yapılamamaktaymış. Ude’de Alman halkı içinde onca tartışma sonrası sağlanan başarının parasızlık nedeni ile duraksamaya uğramasına üzüldüğünü söyledi. Egemen Bağış’tan para filan istemedi. Sadece onu özellikle DİTİB isimli devlet bağlantılı bir örgütün yaklaşımı konusunda bilgilendirdi. Egemen Bağış’ta şimdiye kadar hep Almanya’da “cami isteriz” diyen Türkler ile karşılaştığını ve bir Alman Belediye Başkanı’nın camii yapımı için koşturmasını sevinçle yaşadığını belirtti.
Hürriyet Gazetesi ise başlığı patlattı: “Cami için para istedi”.

Ardından da bir haber sürüldüki piyasaya: tam evlere şenlik. Haberin Ude’nin söyledikleri kısmında “Papa 16. Benedikt’in adının İstanbul’da bir camiye verileceği” cümlesi var ve bu tam bir palavra. Hadi diyelim bu gazetenin Münih muhabiri Almanca bilmiyor ve biliyormuş gibi ortalıkta geziyor. Söylenenleri çeviren bendim ve benim çeviri titizliğim iyi bilinir. Gerçek farklıydı. Ude, İstanbul’da Vatikan Temsilciliği’nin olduğu caddenin Papa’nın adını taşımasını övmüştü. Bu güzel bir olay. Ama siz kalkıp da papanın adı bir camiye verilecek derseniz olmadık tartışmaları kışkırtabilirsiniz. Keşke basın daha sorumlu davranabilse!

BİR CEVAP BIRAK

2 × 1 =