Özgür medya nerede?

Bir ülkede demokrasi olup olmadığının anlaşılması için bir çok parametre dikkate alınır.

Alınır çünkü, bu parametreleri altüst eden iddialar hiç bir zaman eksik olmaz. Yani dikkate alınmayan parametreler nedeniyle
her kafadan değişik sesler çıkması kaçınılmaz hale gelir.
Misal:

Yok, Başbakan diktatörlüğe doğru gidiyormuş…
Yok,ülke polis develetine dönüştürülüyormuş.
Yok, TBMM devreden çıkarılmış…
Yok, Yargı “izole” edilmiş…
Yok, basın görevini yapamıyormuş, baskı altındaymış.

Bunların hepsi hem önemli, hem de palavra…

Önemli olduğu ortada.
Misal:

Başbakan, yani yürütmenin başı, demokratik ülkelerde çok önemli.
TBMM ise daha çok önemli.
Yargı ondan daha önemli…
Medya, yani basın çok çok önemli.
Hatta demokrasilerin olmazsa olmazı.

Peki bunun “palavrası” nerde?
Şurda…

Demokrasilerdeki en önemli parametrelerin, bir başbakan veya diktatör eliyle şıpınişi ters-yüz edilmesi, devreden çıkarılması, meclislerin by-pass edilmesi çok kolay değil.

Çok kolay değil, ancaaaaak….
Ancak, özgür basın varsa.

Eğer o ülkede özgür basın varsa, ifade özgürlüğünün önünde engeller yoksa, barikatlar kurulmamışsa…

Ve de ülkeyi yönetenler eğer halkın gözü önünde, şeffaf denetlenebiliyorlarsa mesele yok.
Burada en önemli görev, özgür basına düşer.
Düşer çünkü demokrasiler nasıl “organik” varlık gibi addediliyorsa ve büyümeleri, gelişmeleri nasıl gerekiyorsa, basın da buna paralel biçimde “ organik” sayılır.
Hatta bazı hallerde, darbe dönemlerinde, krizlerde, “fetret” hallerinde çok daha organik olmak zorundadır.

Onun da büyümesi, gelişmesi serpilmesi gereklidir.
Şartır.

Son 12 yıla baktığımızda, ne yazık ki basın, yani “özgür basın” demokrasilerde alması gereken rolü alamadı ve üstlenemedi.

Nedenleri çok uzun…
Çok derin.
Ve çok “çetrefilli” bir tablo arzediyor.

Türk basınında zaten yıllardır süregelen “arıza”lar vardı.
Gazeteci kökenli patronlar sahneden çekilince, yeni patronaj yapısı da değişti.
Hele son 12 yılda “ muhafazakar” medya öylesine ehil olmayan, öylesine “nefret söylemiyle” dolu insanların eline geçti ki, medyanın bırakın özgürlüğünden, tarafsızlığından ve doğru haber verdiğinden bahsetmek de hayal oldu.

Çok gerilere gitmeye gerek yok.
İçinde bulunduğumuz dönem özgür olmayan bir medya dönemi.
Bu durum çok ama çok riskli.
Özgür olması beklenirken, iki ayrı kampın “kin ve nefret” anaforuna kapılmış hasım kanatlar haline getirilmiş olması çok düşündürücü.

Tabii bu noktada eğer ülkenin başbakanı, işin içine girip “özgürlük ne ola ki, basın önce nankör olmamalı, bunun idrakinde olmalı” hissiyle, kimini hainlik, kimini vefasızlık ile suçlar duruma gelmişse vay halimize demektir.

Bu durumda hangi özgürlükten bahsedilebilir ki?
Editoryal özgürlük (bağımsızlık) denen ve tüm demokrasilerde işlevsel olan ve işlerliği bulunan bir mekanizmanın, ülkemizde esamisinin okunmaması hazindir.

Hadi diyelim ki, patronlar sahibi oldukları yayın organlarındaki yöneticilerine “yayın konusunda siz yetkilisiniz, ben karışmam” demedi, diyemedi.
Demeyebilir, amenna.

Ama ülkeyi yöneten bir başbakanın, icranın bir kararını eleştiren gazetenin patronuna, “Bu ne biçim haberdir”diye telefon ettiğinde o yayın organının sahibi “Ben ettim siz etmeyin başbakanım” deme hakkı olabilir mi?
Böyle medya patronu olur mu?
Dolayısıyla, böyle medya olabilir mi?
Olursa “özgür basın” veya “editoryal bağımsızlık” kavramının yeri neresidir?

Bu tür yanlışların olmaması, gerçek gazeteciliğin yapılması için mevcut anlayışın değişmesi gerekir.

Bunun gerçekleşmesi, özgür basını içine sindirecek iki-üç yürekli gazete patronunun ortaya çıkmasına bağlı.
Eğer gazete patronları devletle yaptıkları iş, ihale ve parasal ilişkiler nedeniyle hükümetlere göbekleriyle (mideleriyle demek daha doğru galiba) bağlıysalar, özgür basından bahsedilemez.
Olsa olsa “sahibinin sesi” olan bir medyadan bahsedebiliriz.

Oysa özgür ve tarafsız-yansız basın demek, canlı, atak, gözüpek, güven veren, inandıırıcı ve halka doğru bilgilere ulaştıran yayın organı demektir.

Sonuç olarak demem o ki, eğer demokrasiler organik ise – ki kesin öyle- basın, yani yazılısı ve görseliyle medya daha organik bir yapıdır.
Gelişmesi, büyümesi, ete kemiğe bürünmesi zaman alabilir.
Ama kaybedilen zamanı, her geçen gün telafi etmek daha da zorlaşır.

Bana göre, ülkeyi yöneten bu kadrolar işbaşında olduğu sürece özgür basına ulaşmak zor.
İmkansız değil.
Ama çok zor.

Ya ülkeyi yönetenlerin kafası değişecek, medyadan ellerini çekecekler.
Ya da patronlar, sadece ve sadece üstelik adam gibi“gazetecilik” yapmaya soyunacaklar.
Lamı cimi yok.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × two =