Özgürlük mü yoksa bir kafes mi?

Her teslim oluş, bilinçli bir sığınma isteği değil mi?… Yüzün… yüzün mavi değil hayır… 


Bu gece İstanbul, evsizlerin sarhoş bakışlarıyla dolu… kaşkollar sallanıyor ev kılıklarından… Gece serin ve yağmurlu… Sabah olunca ayılacak gökyüzü..  Az önce biri dillendirdi ağırdan ağır dilini  …. -Sen yoksa dedi… -Sen kafesini arayan kuş musun?.. Ya sen dedim… -Ya sen inancını bir kaşık su da boğan kuşkucu musun? Güldüm, yürüyüp gittim… yüzü… mavi değildi hayır…  


Aynı anda gelen şeyler vardır.. Yanyana ama taban tabana zıttıyla gelir… Siyah beyazla… Şüphe inançla…  Korku cesaretle… Özgürlük esaretle… Aşk teslimiyetle…  Aynı anda gelirler… Hepimiz ama hepimiz… O tüyleri  ıpıslak, kafesini arayan yorgun kuşlar gibiydik aslında… Bir kaçmak geliyordu bir koşmak, bir atıvermek kendini denize, soğuğa dayanmak, sıcağa yayılmak, tembel işi bir rehavet, birden bire susuvermek, birdenbire gülüvermek… ve sonunda müthiş bir yorgunluk .. Şimdiden kaçıp, yarın olduğunda düne öykünmek miydi marifet… Şimdinin büyüsünü bir anlık gafletle kaçırmaktı aslında kendini teslim edememek. Öfkeyse öfke, ilgiyse ilgi, neyin ortasında ve neye ihtiyacımız olduğunu ifade edememek…   


Son nefes dediğimiz şey, belki gözden çıkardığımız ideallerimizin ve isteklerimizin çürüdüğü yerdi.. Hastalıklar, içimizdeki çocuğun şefkat histerisine tutulmuş belirtileriydi…  Oysa sevginin bir zıttı yoktu, nefrete dönüşen sevgi sevgi değildi, hiçbirşey değildi, sevginin benzeri belki bir aldatmacası, ucuna takılıp gidiverdiğimiz bir yanılsamaydı, sadece o kadardı ve sadece o kadar olan şeylerden ancak  öfke doğardı… Sevmek su gibiydi, sevmek renksizdi .. Yüzünü yıkadığında renk verirdi… Yüzün…mavi değil hayır… Alıp dalgaları kollarının arasına köpüklenecek değilsin, niye illa maviyle özgürleşesin?…  Ne renksen öyledir gitmenin rengi…  


Neye inanmak istiyorduk? Belki bize doğru gelen en yalana… Niçin inanmak istiyorduk kurtarıcımız olduğunu sandığımız şeyin olmayan varlığına?  Kötü belki kötü değildi.. İyi de belki iyi değildi.. Şimdiye bakabilmekti belki, yarının düne öykünmesini hafifletecek tek sebep…  Kimine hızlı kalıyorduk, kimine koşarak yetişemiyorduk… Kimine derin bir kuyu, kimine deniz oluyorduk… Nasıl sevdiysek bir öncekinde, tam tersi oluyorduk diğerinde… Hep iyi değildik, hep kötü de değildik. Ya nasıl dolduruyorduk içimizdeki boşluğu, dünde yaşanmış ne varsa tersyüz edip büyük büyük kılıflar örüyorduk, tek bir merhabanın giydiriveriyorduk üzerine… Kimileri buna tecrübe diyordu… Sevmenin tecrübesi mi vardı? Oldurmaya çalışan bir ukalalık ve bir ikna zorunluluğu? … yoo hayır öyle değil böylenin, siyah değil beyazın, uzun değil kısanın inatlaşmaları? Belki söylediklerimizden gidiyorduk, belki söyleyemediklerimizden… gideceğimizi bile bilmeden… vedasız… Bu süre içinde kime değdiyse kolumuz, bacağımız, kardeş, dost, komşu, arkadaş kimse artık… Hepsinde başka bir renk bırakıyorduk… Hepsi başka tanıyordu bizi, arkada bizi tanıdığını zanneden bir ‘nasıl bilirdiniz’ cemaati… 


İstanbul… Uçmayı unutturan,  uçma isteğini azaltan, bir ‘dur kıpırdama’ şarkısı bırakıyor ağzıma… Yüzün… Senle başlayan bir turuncu…Ve senle biten bir durma isteği..  Yüzün… Mavi değil hayır .. Kimbilir belki… ‘Kafesin biri, bir kuş aramaya çıkmıştır’ Kafka’nın dediği gibi … Belki sadece budur… Ve kuşlar bunun için bu kadar şaşkındır… Özgürlük mü, yoksa bir kafes mi? 


sibelbengu@yahoo.com 


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


– Çok sevgili sevgililer günü için…
– Açık reçete…
– Çocuk
– Sen de kimsin?
– Kar yağarken pencerenden…
– Bayramları nasıl bilirdiniz?
– Ne kadar buradasın?
– Bu hayat nasıl geçer?
– Aşık kimdir?
– Aşk ne değildir?
– Aşk nedir?
– Herşeyin bir şeyi vardır…
– İyi insan kimdir?
– Kaygı çok kaygan bir kelimedir…
– Bumerang aşklar…
– İstanbul’da yine yağmur var…
– Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
– Bir şairin bildiği sevgi/ Attila İlhan için…
– Nedir, niyedir? Neyse…
– İnsan bazen kendini bırakıp delice gitmek istiyor…
– 3 kadın 1 kritik…
– Hayatın şablonu mu var?
– Haydi dostlar buyrun kahveye…
– Muhakkak…
Aşk’a herşey dahil…
Bir İstanbul hatırası
Kadın dediğin
– ‘Adam gibi adam’ dedikleri…
– Mantığım intihar, ruhum serseri… 
– Hiç-bir-şey anlamıyorum… 
– Hayal adalar… 
– Kırmızı başlıklı kızın nesi var?  
– İstanbul’a bir günlük firar… 
-Bırak deli desinler… 
-‘Sen benim rüzgar gülümsün…’ 
-Pardon tanışıyor muyuz? 
-İstanbul 
-Kıymık… 
-Siz mağrur musunuz? 
-Ne kadar önemsiyoruz yarınlarımızı? 
-Küçük şeyler… 
-Yürek mahrem bir bölgedir 
-Kiler… 
-Keşke 
-Anne karabiyesi… 
-Tren garları… 
-Yangın yeridir yürek, külleri kelimeler…
-Bir gün… gemiler… geçer… 
-Önsöz 
-O fotoğraf… 
-Durup dururken… 
-İçiyorsam sebebi var…
-Susmak üzerine… 
-Zor…anlatması zor… 
– Ciddi insan… 
-Kalbim Anadolu…
-Aşk niye biter? 
-Oğlum şiir oku…çünkü…
-Ne olmazsa olmasın, içinde sen varsın 
-Ölüm diye bir şey var… 
-Kırmızı başlıklı kızın neyi var?.. 
-Bebek’te gitmek zamanı…
-Kadın…nedir senin aşktan anladığın? 
-Altı üstü bir küre… 
-Aşk seni sordular…
-Atlıkarınca… 
-Dün haberini aldım…
-AY bilmecesi… 
-Karanlıktan korktuğumu nereden bildiniz? 
-Yüreğimin tozunu aldım… 
-Ne zaman yağmur düşse bu şehre… 
-Onlarca onlar…
-Kimsin sen?
-Bir sevgililer günü klasiği…_
-Nakış… 
-Rüya 
-Bilmen gerek… 
-Olgunluk… 
-İlk şiir 
-Kadınlar ne ister? 
-Meraklanınca 
-Sekiz onbeş vapuru 
-Olmayınca bir adamın gözleri 
-Biz İstanbulu sevdik 
-Tatiiil…. gel artık ben delirmeden…
-Ey kalbim…
-Sana yazdığım son şiirin içindesin şimdi…
-Tamiri zor oyuncaklar
-Hayat bir köprüdür oğlum… 
-Kim 
-Kol düğmesi 
-Nasıl anlatsam… 
-Gökte yakut, yerde zift karası… 
-Hadisene 
-Gökte yakut, yerde zift karas -3- (adam) 
-Gökte yakut, yerde zift karası -5 (kör olursun) 
-Gökte yakut,yerde zift karası – 6 (Gardiyan) 
-Gökte yakut, yerde zift karası – 8 (ilaç)
-The Fountain…
-En uzun cümlelerim 
-Öyküler
-Birvarmış, bir yokmuş…
-Buluşma 
-En kısa cümlelerim…
-Eyvallah           
-Of the record
-Yaşarız yaşanacak ne varsa bahtımızda…
-Çok insani bir takıntı 
-İki kaşın arasından geçiyordu 
-Adı yok 
-Murtaza, Cavidan ve sardunyalar…. 
-Bir hancı bir de yolcu… 
-Sayın İstanbul
-Bir şarkının çağrıştırdıkları…
-Yağmur ikindisi
-Bir ağustos bakıyorsun ki… 
-Hayat durduk yere bitmez gülüm

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.