Özgürlük mücadelesi, devleti yok ederek başarıya ulaşır!

Özgürlük mücadelesi, devleti yok ederek başarıya ulaşır!

0
PAYLAŞ

Özgürlük mücadelesi bir park ile başlamadı elbette, fakat ülkemizde bir park özgürlük çığlığı ile kitleselleşti, parkın sınırlarını aştı ve evrensel bir hareketin ivmesi oldu.

Gezi Park’a iki gün arka arkaya sabah ezanı ile başlayan saldırlar, gezi parkının sınırını Antakya, Ankara, İzmir, Antalya, Samsun, Artvin sınırlarına kadar bir anda ulaşması ile sonuçlanmıştır. Peki, bu dalganın yayılmasının arkasında sadece Gazi Parkı’na dokunmak mı var, elbette hayır. Sorun park sorunundan çıkmış “özgürlük ve yaşam alanını” savunmaya dönüşmüştür.

AKP ve iktidar ise özgürlük mücadelesini park ile sınırlamak ve parkın yıkılıp yıkılmaması üzerine kurduğu bir savunma mekanizması bugünlerde kurmaya çalışmaktadır. İlk günlerde ki iktidarın lideri Erdoğan’ın dillendirdiği algılama sorununu yokmuş gibi gözükmekteler. Onun yerine kamuoyu oluşturmak ve kamuoyunun görüşlerini kendi ve denetimindeki medya aracılığı ile liberal ve kendi yorumcuları ile yeni bir propaganda dönemine girmiş bulunmaktalar. Bu liberal ve yandaş yorumcuların yanında, muhalefette olan ve mecliste kendisini ifade etme şansını yakalamış partiler de, AKP ile aynı yeden bakarak olaya yaklaşmakta ve sadece park ile sınırlı bir sivil mücadele olarak yorumlamaya çalışmaktalar.

Meydanlarda dillendirilen özgürlük istemi, var olan tüm statükoyu ve o statükodan beslenenlerin bir anlamda sonu anlamındadır.

İlk günlerde Erdoğan ağzı ile saldırgan ve bastırarak hemen yok edeceği düşüncesi yerine, şimdiler de uzlaşma ve diyalog ile bu sesi yok etmeye çalışmaktalar.

İktidar ve muhalefet el birliği içinde, söylemde küçük farklar olsa da sandığı işaret etmekteler. Hep bir ağızdan “bizler iktidara geldiğimizde o park sorunu çözeceğiz” diye fısıldamaktalar. AKP ise onların bu fısıltısını kendisi ele almış, bu sorunu ortaya çıkaran yok eder anlamında; “sorun bize iletilmiştir, hukuk içinde çözeceğiz” demektedir. AKP paket anayasa maddeleri ile ilgili geçmiş referandum ile hukukun tüm denetim ve yönlendirme mekanizmasını tekeline almış, Adalet Bakanlığı gözetimi ile hukukun işlerliğini düzenlemektedir.

Referandum ile ‘yeni yaratılmış’ devlet işleyişi, bugün sorunların ‘temelinde’ olduğu gözden uzak tutulmaya çalışılmaktadır, çünkü referandum sonucunda iktidarın başbakanı, elde ettiği güç ile; “ne dersem o olur, benim dediğim olur, başka şeyi kulağım duymaz” anlayışını en üst noktasına çıkarmıştır.

“Ben değişmem, ne demişsem o olacaktır” anlayışı ile Gezi Parkı’na yönelik acımasız saldırlar ve sonucunda ölen, yaralanan gençlerimizin acısı üzerine bir sünger çekilmek istenmektedir. Ve denilmektedir ki, özgürlük mücadelesi başka bahara kalmıştır, onunda gerekirse biz getireceğiz anlamına gelen devletin (Erdoğan’ın) bürokratları eli ile gençler ile göstermelik gece yarısı toplantılar ve randevular yapılmaktadır.

Gezi parkı özgürlük mücadelesi olduğu ve bu mücadelenin meşru olan zemini yok etmek için devlet kendini savunmaya var olan yasal partiler eli ile gençler üzerine baskı kurmaya devam etmektedir. Bunun en çıplak göstergesi CHP milletvekili provokasyon ediyor diye bir gencin üzerine uçarak ayağı ile müdahale eden fotoğrafıdır. Öz savunma içinde olan bir gencin mücadelesini otel odasından gören ve o gence müdahale için odasından çıkan bu vekilin davranışı devleti korumak ve onun parçalanmaması için her türlü özveriyi göstereceği anlamını taşımaktadır.

Provokasyon kelimesini en çok kullananlar tarih bize göstermiştir ki, en çok provokasyonu yapanlardır. O yüzden devlet her türlü savunma içine girdiğinde bu kelime gündeme gelir ve toplum üzerinde ve özellikle özgürlük mücadelesi verenler üzerine sansür, baskı ve bastırma aracına dönebilir.

Gezi Parkı mücadelesi özgürlük mücadelesidir, bu mücadeleyi görmüş, anlamış ve sahiplenmiş olanlar meydanlarda, akşam 21’de penceresinin önünden tava, ıslık, düdük çalanlar ile daha da genişlemiş ve yayılmıştır. Brezilya’da, İngiltere’de, uzak/orta/yakın Asya’da da karşılığını bulan bir özgürlük dalgasına dönmüştür. Bu dalga hedefine varana kadar varlığını koruyacaktır. Her ne kadar askeri, polis veya başka şekilde bastırılmaya çalışılırsa çalışılsın amacına şimdiden ulaşmış ve var olan tüm algılar ve önyargıları yıkmıştır.

Bugüne kadar kendilerine devrimci, yurtsever, demokrat, ilerici gibi sıfat takanların sıfatlarını ortadan kaldırmış, gerçek yüzlerini ortaya sermiştir. Devletin güçlenmesinden ve varlığından nemalananlar ile özgürlük isteyenler ve özgürce bir arada yaşamayı savunanlar arasında kalın barikatlar kurulmuştur.

Namaz kılanlara, parka, çocuklarına saldırı olmasın diye anaların el ele tutuşarak gerçekleştirdiği insan zinciri özgürlük mücadelesinin simgeleridir. Bir arada, özgürce yaşayabilmek için sadece bu iktidarın gitmesi değil, var olan tüm devleti güçlendiren yapının yok olması için mücadeleye devam…

Devletin varlığı ve güçlü olması yaşadığımız son yüzyıl içinde bize göstermiştir ki, işgal, katliam, savaş olarak bize dönmüş, gözyaşı ve kan ile topraklar sulanmıştır.

Geleceğimiz ve çocuklarımızın özgür bir ortamda yaşamasını istiyorsak, onların kanları ile toprakların sulansın istemiyorsak devleti koruyan ve bizim biçimlendiren her türlü baskı aracını ortadan kaldıran özgürlük mücadelesi meşrudur ve savunulmayı hak ediyor.

“Susurluk Kazası” ile başlayan halk muhalefeti yeni bir aşamaya girmiştir. Halk var olan tüm siyasi partilere yüz vermemiş, yeni rotasında özgürlük istemini meydanlarda biber ve gaz bombaları altında özgürce ifade etmeye devam etmektedir.

“Bir Dakika Karanlık” eylemi bugün yine aynı saatlerde tencere, tava, düdük sesleri ile yeni biçimi ile özgürlük çığlığını ülkenin tüm evlerine yaymıştır. Var olan yandaş medyanın hiç görmediği bu eylem biçimi komşudan komşuya iletilmeye ve büyümeye devam etmektedir.

Sonuçta “devlet için halk” yerine” halk için devlet” anlayışının dönüştüğü günleri yaşıyoruz, bugün saldıranlar, gaz bombası atanlar devletin gücü ve yaşamsı için halkı karşısına almaktadır.

Özgürlük mücadelesi, devleti yok ederek başarıya ulaşır!

BİR CEVAP BIRAK

four × 5 =