Özgürlük tabelalı hapishane

Özgürlük tabelalı hapishane

0
PAYLAŞ

Hapishanede gardiyanlar da emir alır, ama onlar emir uygulayıcısı olduğundan kendilerini özgür zannetme zavallılığı içinde yaşarlar. Onların da hesabının görüleceği gün geldiğinde ise iş işten geçmiş olur. O nedenle, artık tüm olup bitenleri ve siyasi iktidarın neye alet olduğunu anlamalıyız.

YÖK tasarısı nedeniyle üniversiteler ayakta. Ne acıdır ki; neoliberal politikaların bariz işaretleri olarak hukuk ve insan hakları alenen çiğnenirken, esnek istihdam sistemiyle sermaye palazlandırılıp emekçiler köleleştirilirken, nesil üretme çiftliğinin birinci basamak uygulaması olan 4+4+4 yaşama geçirilirken, yürütme ve yargı erkleri yanında medya dahi tek adam yönetimi altına alınırken, kısacası ülke açık hapishaneye çevrilirken uyuyan üniversite, şimdi sıra kendisine geldiğinde, kısmen de olsa, uyanmaya başladı. Üniversite mensubu bir YÖK başkanının eline mevcut anayasaya aykırı bir tasarı tutuşturularak, köleleştirme sistemine hizmet ettirilircesine çeşitli çevrelerle göstermelik temaslar yaptırılarak, baskının kabul edilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Bugün uyanan üniversiteler ise, maalesef, meseleyi hâlâ emperyalizmin yayılma ve halkların giderek koyu bir şekilde köleleştirilme süreci olarak görmeyip, salt bir üniversite ya da bir hukuk sorunu olarak algılamaktadır.

Oysa bu süreç, ne salt hukuk meselesidir, ne de salt üniversite sorunudur. Bu süreç köleleştirme yürüyüşünün ülke siyasiler eli ile ülke halkları üzerinde oluşturulan baskı mekanizmasıdır. İşte “ampul aydınları” nın “yetmez ama evet” fetvalarının ülkeyi ve insanlığı sürüklediği sonuç budur! Bu yürüyüş bir gün kendilerini de ezdiğinde işi anlayacaklar, ancak eğer intikam duygularını ulusal politika meselesine karıştırmaları sonucunda varlıklarından hâlâ bir eser kalmışsa!

Tarih sahnesinde sermayenin belirgin olarak ortaya çıkışı ve zaman içinde gelişmesi sürecinde devlet yapısının niteliksel oluşumunu ve bu oluşumları betimleyen teorileri kısa süreye sıkıştırarak irdeleyerek, tüm toplumsal dokularda, özellikle de devlet yapısında ilginç aşamaların hangi gücün etkisinde ve nasıl yapılan(dırıl)dığını görmeye çalışalım.

İlk toplumsal oluşumlar güvenlik gerekçesine dayandığından devlet oluşumunun esası da güvenliktir. Bu dönemde henüz sermaye oluşmamış, bireysel basit ekonomik faaliyetler genel koruma altında sürdürülmektedir. İlkel toplumlarda genel güvenlikten sorumlu devlet yapılanmasında toplumsal açıdan en şerefli görevler askeri liderlik, ikinci derecede şerefli görev ise dini liderliktir. Toplumsal yapılara göre söz konusu liderlikler yer değişimine uğramıştır. Günümüzde devlet başkanı ya da cumhurbaşkanının aynı zamanda başkumandan sıfatını taşıyor olması, ilkel devlet geleneğinin günümüze sarkan kalıntısı olarak görülmelidir.

Zaman içinde sermaye büyüyüp kilise ve feodal yapıları alt edip, devletin kendi işlerine (ekonomiye) karışmasını istemediği aşamaya gelindiğinde Hobbes devleti “canavar” (Leviathan) olarak nitelemiş ve yetki ve hareket alanının sınırlandırılması görüşünü ileri sürmüştür. Böylece devlet ekonomi alanından uzaklaştırılmış ve salt jandarma görevi ile yükümlü kılınmıştır. Neoklasik ve klasik liberalizm döneminin devlet anlayışı tarafsız ve küçük devlet yapısı böylesi bir politika ve felsefe ürünüdür. Ne ilginçtir ki, sermaye bu emrini kendi ajanları ile değil, filozoflar veya politikacılar marifetiyle toplum yansıtmış ve uygulatmışlardır.

Adam Smith’in ünlü Milletlerin Serveti adlı eserinde belirttiği gibi, işlerin yolunda gittiği dönemde devletin kendilerinden uzak olmasını isteyen sermaye, krize sürüklendiğinde ve işler bozulduğunda devleti yanında görmek ister. Nitekim 1929 Krizi ertesinde devleti yanına çeken sermaye, piyasanın genişletilmesi ve sistemin devamlılığın sağlanması için devlete geçici görevler yüklemiştir. Reel sosyalizmin de tehdit oluşturduğu bu dönemde toplumsal görüşlerin savunuculuğu ile yükümlü devlet yapıları oluşturuldu ve hemen tüm kurumlar “telokratik” ideoloji doğrultusunda yapılandırılarak belirli hedeflere yönlendirildi. Farklı ekonomik yapılarda ve mekânlarda oluşan yeni şekillenmeler, kâh sosyal demokrat kâh faşist yapıları şeklinde tarih sahnesinde yerini aldı. Böylece hem sosyalizme karşı kapitalizme korunma sağlanmış, hem de piyasalar genişletilerek kapitalizmin yaşam süresi uzatılmış oldu. Bu aşamada yaşanmış olan süreci emekçiler ve genelde halk bir tür hak kazanımı olarak algılama hatasına düşerek, bugünkü sefalete sürüklenmiş bulunuyoruz. Oysa eğer bugün sermaye birikimi ile karşı karşıya ise, o dönemde de sömürü gerçekleşmiş, daha doğrusu emek hakkını tam olarak alamamıştır.

Sermaye dokusunun olgunlaşması ve kapitalizmin ünlü kâr hadlerinin gerilemesinin doğal sonucunda günümüzde gelişen finansal süreçler ve tüm dünyaya yayılma hareketleri neoliberal politikalar olarak günümüzde uygulanmaktadır. Parasal ifade ile temsil edilen sermaye yapısının her türlü riske karşı korunabilmesi, özel sektör alanında tüm risklerin piyasaya açılmasını, kamu kesiminde ise işletme mantığı ile faaliyet düzenine geçilmesi şeklinde tecelli etmiştir.

Neoliberal dönemin politik felsefesi “nomokratik” olarak nitelenen, hiçbir kamusal ya da toplumsal hedefin amaçlanmadığı, kamusal ya da özel her işlemin “piyasa” sürecinde değişim değerine göre talep edildiği, bunun dışındaki alanların tamamıyla ekonomi ve toplumsal alan dışına atıldığı politikalar bütününü ifade eder. Küreselleşme döneminde bu sürece merkezi sermaye dokusunun olgunlaşma hastalığı olan kâr oranlarının sıkışmasının yol açması, bu gidişe dur demenin yolunun da sisteme müdahaleden geçtiğini göstermektedir.

Sermayenin sürüklediği sistemik yapıların oluşum sürecinin analizi üniversiteleri çökerterek teslim alma taslağını anlaşılır hale sokmaktadır. Üniversitenin bir tür işletmeye dönüştürülmesi, rektörler ve hemen tüm yöneticilerin yukarıdan atama ile işbaşına getirilecek olması, en yüksek vergi ödeyen ya da üniversiteye katkı yapanların üniversite yönetimine girmesi, öğretim üyelerinin sözleşmeli düzene geçirilmesi, asistanların iş güvencesinin tümüyle kaldırılması vb. gibi tüm hükümler yeni devlet yapılanmasını çerçeveleyen politik sistemin doğal sonucudur. Kısa dönemde yaşanan anomalilere karşı mücadele verilmelidir. Ancak, uzun dönem mücadelesi kesinlikle sisteme karşı olmalıdır.

BİR CEVAP BIRAK