Zihni Sinir Proceleri, Isparta’yı kurtarır mı?

Isparta sahip olduğu potansiyelle gelecek vadeden bir kent. Koynunda sakladığı doğa hazineleriyle dünyanın birçok ülkesinden daha zengin olan Isparta’nın giderek üretimden kopması kentteki beklentileri de akıldışı boyutlara taşımış.

Geçmişte halıcılık ve küçük sanayi üretimiyle öne çıkan kentte bu sektörlerin giderek yok olmasıyla birlikte bütün beklentiler üniversiteye ve turizme yönelmiş durumda. Öyle ki SDÜ rektörü neredeyse kentin her türlü ekonomik kararında inisiyatif alan bir aktör haline gelmiş.

POPÜLİZMİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ

Dışardan bakılınca görünen manzara, hem Vali Memduh Oğuz’un hem de rektörün tavırları siyasete ısınma turları atan siyasileri çağrıştırıyor. En azından konuşmalarından yansıyan popülizm bunu düşündürtüyor. Kentin üretici dinamikleri, sivil toplum örgütleri ve meslek odalarının sesi neredeyse duyulmazken, her konuda demeçleriyle önde olmayı seven vali ve rektörün tavırları Isparta’nın kadim geleneğinin uzantısı gibi duruyor. Çünkü Ispartalılar son yüz yılı en çok siyasetçi çıkaran il olmalarıyla övünerek geçirmeleriyle biliniyor.

ÇÖZÜME NASIL SORUN ÜRETİLİR

Bölgesel kalkınma ajansı BAKA eliyle yürütülen projelerde de benzer bir eğretilik göze çarpıyor. Projelerin birçoğu eskilerin ‘su varken toprakla teyemmüm yapmak’ sözünü anımsatıyor. Örneğin koskoca göl dururken, gölün kıyısındaki havuzlarda balık üretilmeye çalışılıyor. Tersinden söylersek, Isparta’da soruna çözüm değil, çözüme ‘sorun’ üretilmeye çalışılıyor.

Isparta’da dilendirilen projeleri saymaya sayfalar yetmez. Ancak geçtiğimiz yıl kente atanan Vali Memduh Oğuz’un son günlerde ortaya attığı birbirinden ilginç öneriler kente ve geçmişine biraz daha yakından bakmayı gerekli kılıyor.

İZAHA MUHTAÇ AÇIKLAMALAR NEYİN İŞARETİ

Emekliliğine az bir süre kaldığı belirtilen Vali Oğuz, yaptığı konuşmaların birçoğunda Isparta’nın Mekke-Medine ve Kudüs’ten sonra İslam açısından dördüncü kutsal kent olduğunu söylüyor. Öyle ki, bu tezini yazacağı bir kitapla herkese kanıtlayacağını ve kentin inanç turizmi açısından bir merkez olacağını iddia ediyor. Kulağa hoş gelen ancak birçoğu izaha muhtaç olan projelerin en büyük destekçisi olan Vali Oğuz, ‘sanayileşmeye gerek kalmaz’ mantığından yola çıkarak savunduğu turizm projesi sayesinde kentin on milyon turist çekebileceğini öne sürüyor: “Şehrimiz meyveleri, akarsuları, gölleri, yemyeşil ormanları olan bir il. Zaten bu özelliklerde benim açıklamalarımı doğrulayıcı niteliğinde. Eğer bu arzumuz gerçekleşirse, Isparta Mekke, Medine, Kudüs gibi illerden sonra dördüncü önemli kent olarak kabul edilecek. Mesela ilimiz her yıl milyonlarca turistin konaklayacağı gezip göreceği bir il. İnanın ki biz şehrimize bu kadar turist getirirsek, 100’den fazla fabrikanın getirisinden daha çok olur.”

ZİHNİ SİNİR’E RAHMET OKUTAN PROJELER

Evet, birçok kişi Isparta’nın turizm potansiyelinin farkında, “bu değerleri öldürmeyin” diye isyan edenler de var ancak nedense bu tür seslere kulak verilmiyor. İrfan Sayar’ın Zihni Sinir Procelerinin bile daha anlaşılabilir olduğu temelsiz açıklamalarla ancak gülünç duruma düşülüyor. Turizmde ancak ‘toplam kalite’ mantığıyla olumlu sonuç alınacağını kimse görmüyor. Devletin hantal yapısıyla giriştiği fazlasıyla şekilci ve kırılgan sonuçlar doğuruyor. Projeler, zücaciye dükkânına giren fil gibi değil, kuyumcu tezgâhtarı titizliğiyle uygulanmalı.

HAÇLILARIN PİSLİĞİNİ TEMİZLEMEKTEN BIKTIK!

Isparta’da bir ‘inanç turizmi’ masalı dolaşıyor ancak bu konuda en önemli merkezlerden biri olan Demre’ye bakalım. Yılda 500 bin turistin ziyaret ettiği Demre’ye günübirlik ziyaretlerle sınırlı bu potansiyelden neredeyse hiçbir ekonomik girdi kalmıyor. Demre Belediye Başkanı “Haçlıların pisliğini temizlemekten bıktık” diye isyan ediyor.

Turizmi bir bütün olarak görmekten uzak yetkililerin hayalleri birçok Anadolu kentini öldürdü. Kentin doğasını, kültürünü ve değerlerini yok ederek, bulduğunuz her boş araziye apartman dikerek turizm yapamazsınız!

TURİSTLER NE İSTER

Bugün 644 kilometre kıyısı bulunan Antalya’nın otantik yaşamın sürdüğü tek bir köyü kalmadı. Yetkililer Afrika’daki ‘simülasyon’ (benzetilmiş) köyler gibi kendi kültürünü yaşatacak köyler kurmanın peşinde. Çünkü gelen yabancıların en çok görmek istediği şeylerin başında o ülkenin kendine has kültürel dokusu, yaşam biçimi ve gelenekleri geliyor… Öte yandan üretimle desteklenmeyen turizm panayırdan başka bir şey değildir.

Isparta’nın gelecek açısından eşsiz turizm potansiyeline sahip birçok orijinal köyü göz göre göre kırsal yoksulluğun pençesinde boşaltılıyor. Sayın Vali eğer 10 milyon turistin gelmesini umuyorsa önce yöneticisi olduğu kentin yok edilen değerlerinin envanterini çıkarmalı.

KIRSAL YOKSULLUĞUN VURDUĞU KÖYLÜLER NİTELİKSİZ İÇGÜCÜ OLDU

Türkiye’nin en büyük tatlı su kaynaklarından biri olan balık ve kerevit deposu Eğirdir Gölü gözümüzün önünde ölüyor! Isparta’nın sanayisi çökmüş, kırsaldaki tarımsal üretim bitmiş. Dönemsel girdi sağlayan kiraz, gül vs gibi ürünleri saymazsak üreticilerin yüzü gülmüyor. Kırsal yoksulluğun sigortası niteliğindeki keçi üretimi devlet eliyle yok edilmiş, köyler kente taşınmış. Köylüler ‘niteliksiz’ işgücü olarak verimsiz bir çalışma bandında ömür tüketiyor.

Isparta’da kent için canla başla çalışan ve bu çabalarından dolayı eleştirilen, yalnızlaşan bürokrat ve sivil toplum temsilcilerinin hakkını da teslim edelim. Ancak gerçekten üretmek yerine aydan arsa satmanın daha çok rağbet gördüğü bu dönemde onların söylediklerine kulak asan yok.

VALİ OĞUZ EMEKLİLİĞİNİ MECLİSTE Mİ GEÇİRECEK?

Vali Oğuz, Barla’daki Said Nursi’den kaynaklı ziyaret trafiğini öne çıkaracak açıklamalar yapıyor. Isparta’nın kutsallığını her fırsatta dile getiriyor ancak Isparta’nın bütün kutsal değerlerinin ellerimizden kayıp gittiğine nedense hiç değinmiyor. Said Nursi’nin sevenleri ve takipçilerini bile zor durumda bırakacak içeriksiz açıklamalar Vali Oğuz’un emeklilik günlerini mecliste geçirme beklentisi olduğu izlenimini doğuruyor.

Eğirdir’in ‘Eren Dağı’ olarak da bilinen Hudulca dağı, yöre köylülerince kutsal sayılıyor. Çanakkale’de, Kıbrıs’ta buradaki yatırlardan kalkıp giden evliyaların savaştığına inanıyorlar. Eren Dağı taş ocaklarıyla paramparça ediliyor, kimsenin sesi çıkmıyor!

SAĞLIKLI ELEŞTİRİ, VÜCUDUN ANTİKORLARIDIR…

Vali Oğuz, kendisine yönelik eleştirileri “ideolojik” olarak tanımlamış. Isparta’daki yorumların bir kısmı ise, “bazı çevreler” tanımıyla ötekileştirme eğiliminde…

Sağlıklı ve yerinde eleştiri, bir vücudun antikorları gibidir. Eğer antikorlarınız zayıf düşerse bünyeniz mikroplara yenilir ve yok olursunuz.

Bir başka deyişle eğer bir yer yanıyorsa, “yangın var!” diye bağırmanız gerekiyor. Isparta sahip olduğu bütün değerlere rağmen hamasi ve hayali düşünceler eliyle yanıyor!

“Yangın var!” diye bağırmak, her şeyden önce hepimizin yurttaşlık ödevidir.

Yoksa bu yangın hepimizi küle çevirecek…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 − eleven =