Çözümde AKP’nin ev ödevleri

Bugünkü sürecin iki tarafı bulunuyor. Masanın bir yanında eşit/demokratik bir çözümden ve barıştan yana olan Kürtler, diğer taraftan çözümü içselleştirememiş, her fırsatta askeri tasfiyede başarısız olan bu nedenle politik tasfiyeyi hızla ön plan çıkaran devlet var.

Kürtler askeri ve politik olarak önemli bir güce ulaşmış olmalarına ve silahlı alternatif çözümleri olmasına rağmen, barışçı-demokratik çözümü tercih ediyorlar. Bu nedenle PKK ve diğer Kürt kurumları, örgütleri çözümün önünde engel değil tersine aktif gücü olmaya çalışıyorlar.

Kürt sorunun çözümünde adım atması gereken AKP ve devletin kendisidir. Sürecin sağlıklı yürümemesinin tek bir nedeni bulunuyor: Hem AKP olarak hükümetin, hem de devletin, gerçekten bir çözüm politikasına sahip olmamasıdır. Süreç ilerliyor ancak adımlar Kürt tarafından geliyor. Devlet adına hareket eden hükümetin ise çözüm politikaları üretmek ve çok daha somut adımlar atmak yerine, bir bakıma kandırma politikasıyla süreci oyalıyor.

Mevcut politik dengeleri ve Kürtlerin çabasıyla oluşan ılımlı atmosferi kendi iktidar gücünü pekiştirmenin bir aracı haline getirmeye özel bir önem veriyor. AKP, şark kurnazlığını terk etmeli ve hangi tür bir politika izliyorlarsa/izleyecekse bunu çok açık olarak ortaya koymalıdırlar. Bunu yapmıyor, her ipten oynuyor. Kürtlerin çabasıyla oluşan atmosferi politik çıkarları için kullanmak için çok özel yöntemleri devreye sokuyor. Ciddiye alınacak her hangi bir somut bir gelişme olmadığı halde, büyük bir zafer kazanacakmış, PKK’yi bitireceklermiş gibi bir hava yaratıyor. Psikolojik savaş aygıtlarıyla da bunu topluma yedirmeye çalışıyor.

Hükümet sürecin gerçek adıl bir barışa evirilmesini istiyorsa, bütün Ev Ödevlerin eksiksiz yerine getirmelidir. Yaması gereken ev ödevlerinden bir kaçını hatırlatmaktan yarar var.

Birincisi, Barışta dil iletişim tarzının en önemli aracıdır. Bu nedenle ‘teröristler veya terör örgütü’ gibi Kürleri aşağılayan kriminal kavramlar hemen terk etmelidirler. AKP, Kürtlere ve özellikle PKK’ye karşı dilini değiştirmek zorundadır. PKK yöneticilerine karşı aşağılayıcı dilden vazgeçmeli ve Kandil gerçeğini gören bir üslupla onlara yaklaşmalıdır. Erdoğan’ın, bazı bakanların ve özellikle baş danışmanlarının PKK liderlerinin Kürt tarafının çözüm gücü olduğunu bilerek yaklaşmalıdırlar ve psikolojik savaşın dilini terk ekmelidirler. Özellikle Erdoğan’a akıl hocalığı yaptığını sık sık ima eden Yalçın AKDOĞAN gibi çokbilmiş ukala insanları susturmalı, boş ve gevezelik içeren açıklamalarına son verdirmelidir.

İkincisi, Öcalan’ın önerisiyle PKK, ateşkes konumuna geçti. Şuana kadar gerilla bu konumunu bozmadı. Eğer kendilerine yönelik bir saldırı olmazsa bu pozisyon devam eder. Türk ordusu da gerilla ile doğrudan bir çatışmaya girmiş olmamakla birlikte birçok yerde saldırı denemeleri, top atışları yapılıyor. Medya savunma alanlarına yönelik askeri uçak keşifleri çok yoğunluklu olarak sürdürüyor. AKP, devletin bütün silahlı güçlerinin gerillaya yönelik saldırılarını durduracak yasal düzenleme yapmak zorundadır. Çünkü en küçük bir saldırı sürecin bozulması anlamına geleceği biliniyor. Fiilen karşılıklı bir ateşkes söz konusu var, ancak bu yasal bir zemine oturtulmadan bir anlam ifade etmeyecektir. Başbakanın başdanışmanı Akdoğan, ‘operasyon yapmayın direktifi olmaz’ diyerek sürecin her an bitebileceğini ima ediyor. HPG’nin vermiş olduğu bilgilere göre “Türk ordusunun HPG gerillalarına karşı Ağrı’da bir operasyon başlattığı bildirilirken Hakkâri-Yüksekova kırsalındaki Oramar ve Şırnak kırsalındaki Gabar dağı bombalandı.” Sürecin bu tarzda ilerlemeyeceğini AKP’nin ve özellikle Erdoğan’ın çok iyi anlaması gerek.

Üçüncüsü, Akil İnsanlar, Kürt sorununu Türkiye’nin en önemli politik meselesi olduğunu topluma anlatmalıdırlar. Kürtlerin politik talepleri kabul edilmeden bu sorunun çözülmeyeceğini, barışın gelmeyeceğini insanlara bütün açıklığıyla aktarmalıdırlar. İçerlerinde kişi olarak tanıdığım birkaç değerli arkadaşımız da olsa, söz konusu ‘Akil İnsanlar Grubu’ çok açık olarak AKP’nin politik ihtiyaçlarına göre oluşturulmuş bulunuyor. Bu grup tarafsız ve objektif olmalıdır. Gittikleri yerlerde, AKP devletinin ‘Terörü bitirmek için yapacağı hileleri değil, Kürt sorununu anlatmalıdırlar. Ama AKP’nin derdi bu değil. Örneğin AKP’nin yeni ÇÖLAŞANI ve yani basındaki istihbaratçısı Abdulkadir Sevli, ‘Ege Bölgesinde ve Karadeniz’de sürece desteğin yüzde 44 dolaylarında olması, tereddütlerin sürdüğünü gösteriyor… Bugünkü sürece destek yüzde 58’ olduğunu belirtiyor. İşte Akillere de böyle bir görev yüklenmiş: AKP’ye olan desteği arttırmak. Bunu yaparken, ‘PKK’nin terörist olduğuna özel bir vurgu yapılması, hedefin terörün bitirilmesi’ olarak yansıtılıyor. Yani toplumdan gerçek gizleniyor. Akil İnsanların böyle bir işlevi olmamalı ve AKP de bu tür basit politik oyunları terk etmelidir.

Dördüncü, Bugünkü sürecin bir tarafını Kürtleri temsil eden politik güçler olduğuna göre, AKP bu gerçeği kamuoyuna deklare etmeli ve buna uygun pratik atımlar atmalıdır. Kürt tarafını fiilen yok sayarak, her kararı kendi başına alan ve uygulayan bir görüntüden vazgeçmelidir. Kürtlerin politik temsilcilerinin de içerisinde olduğu yeni bir oluşuma gidilmelidir. Hükümet ile BDP arasında bir ‘Eşgüdüm Komitesi’ kurulmalı ve bütün kararlar ortak alınmalı ve uygulanmalıdır.

Beşincisi, Parlamentoda oluşturulması kararlaştırılan Komisyon, Akil İnsanlarda olduğu gibi AKP’nin bir örgütlenmesi haline getirilmemelidir. CHP ve MHP; Komisyona üye vermeyeceklerini açıkladılar. Eğer bu komisyon on bir AKP’li ve bir BDP’liden oluşacaksa, kurulmaması en doğrusudur. Böyle bir komisyon, Kürt sorunun çözümünde bir rol oynamaz sadece AKP’nin politikalarının meşrulaştırılması haline getirilir. Bu bakımdan AKP, Anayasa komisyonunda olduğu gibi bu komisyonda da BDP ile eşit sayıda üye vermeyi peşinen kabul etmelidir. Bu komisyonun adı da ‘Uzlaşma ve Çözüm Komisyonu’ olarak belirlenmelidir. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Kalkan, “Kanun yapma, karar alma konusunda meclis isteksiz görünüyor. Bir ilerleme sağlayamadı. Bir komisyon öngörülüyor. Tümden reddetmiyoruz ama projede ifade edilen komisyon düzeyinde değildir. Bunların kalıcı bir geri çekilmeyi sağlatmak için çok yeterli olacağını sanmıyorum” dedi. Bütün bu kaygılara son verilmelidir.

Altıncısı, Akillerin oluşturduğu yedi grubun başkanlarından veya sekreterlerinden bir heyet oluşturulmalı, bu heyet İmralı ve Kandil’i ziyaret etmelidir. Bunun için Erdoğan doğrudan bir adım atmalıdır. Sorunun muhatapları doğrudan dinlenmeli ve önerileri alınarak rapor haline getirilmelidir. Eğer Akil İnsanlardan bir heyet oluşturulmazsa, Parlamento bünyesinde oluşturulacak olan komisyonun Öcalan ve Kandil ile görüşmesi kararlaştırılmalıdır.

Yedincisi, İmralı’ya gidecek heyete yeni katılımlar olmalıdır. Örneğin CHP’den Tanrıkulu ve AKP’den Ensarioğlu yeni heyetten yer almadırlar. Bu iki milletvekili, Kürt olup bölgeyi iyi tanıyan insanladır. En azında AKP, bunun için somut bir adım atmalıdır. Ayrıca AKP içerisinde yer alan Kürt kökenli milletvekillerinin susması, sürece ilişkin tek bir kelime açıklamamış olmalarının arka planında Erdoğan’ın baskıları var. Kürt bölgesinin milletvekilleri kendi aralarında toplantı yaparak ortak politikalar oluşturup kamuoyuna sunmalıdırlar. Bu nedenle Erdoğan, Kürt milletvekilleri üzerindeki baskıya son vermelidir.

Sekizincisi, Erdoğan, kim kendisine karşı konuşuyorsa yargıyı uyarılar yapıp dava açmasını sağlıyor. Bunu özellikle Kürt siyasetçilerine yönelik sık sık yaptı ve halen yapıyor. Bu kez sürece olumlu bir katkı yapmak istiyorsa, başta esir alınmış Kürt milletvekilleri, belediye başkanları, gazeteciler ve avukatlar hemen serbest bırakılmalıdır. Van KÇK davasını savcısının belirtildiği gibi bu davaların tamamı hukuki değil tersine politiktir. Savcılığın yaptığı açıklama dikkate alındığında, bütün KCK davaları fiilen düşmüştür. AKP, sürece olumlu bir katkı yapmak istiyorsa, derhal adım atmalıdır. Ancak Adalet Bakanı ‘dördüncü yargı paketinin KCK davalarını kapsamadığını’ belirtiyor.

Dokuzuncusu, AKP hiçbir hile ve oyuna başvurmadan meselenin terörü bitirmek değil, Kürt sorunu çözmek olduğunu çok açık olarak deklare etmelidirler. Kürt sorunu sosyolojik ve sosyo-politik olarak ele alınması gerektiğini özellikle vurgulamalıdır. Hükümet, devlet olanaklarını da sınırsızca kullanarak, hemen her yerde terörü bitiriyoruz havasına girip, Kürtlerin politik, kültürel ve sosyal haklarını görmezlikten gelen politikaları terk etmelidir. Gerçeği topluma anlatmadan bir çözümün olmayacağını bilmelidirler.
Onuncusu, Hükümetin Kürtleri tasfiye politika var ama bir demokratik çözüm politikası bulunmuyor. Erdoğan Kürtleri ikna etmek istiyorsa, Kürt politikasında nasıl bir çözümden yana olduğunu çok açık olarak deklere etmelidir. Eğer AKP’nin Kürt sorunun politik çözümüne ilişkin yapacakları varsa, bunları maddeler halinde kamuoyuna açıklamalıdır. Kürtlerin taleplerini görmezlikten gelen, sadece kendi kafasındakini uygulamaya yönelen politikaları terk etmelidir.

On birincisi, Kürt sorununu da içeren ama esasen Türkiye toplumunun demokratikleşmesini sağlayacak bir kısım yasal düzenlemeler hemen başlatılmalıdır. Partiler Yasası, Seçim Barajı, Anti-Terör Yasası, Türk Ceza Yasası, YÖK Yasası, Basın Yasası gibi bir kısım maddelerde hiçbir koşul öne sürülmeden gerekli düzenlemelere gidilmelidir. Bunun sorumluğu AKP’dedir. Hükümet hiçbir şantaja yönelmeden gerekli yasal değişiklikleri Parlamentoya getirmelidir. Ayrıca BDP ve CHP bu maddelerin değiştirilmesine destek vereceklerini açıkladılar. Peki, AKP, bu maddelerin değiştirilmesine neden direniyor? Eğer demokratikleşmeden yanaysa bu maddelerin değiştirilmesi çok zor değil. Demek ki, demokratikleşme süreci AKP’nin işine gelmiyor.

On ikincisi, AKP’nin en önemli ve stratejik olan Ev Ödevi, Anayasa çalışmasıdır. AKP’nin henüz kamuoyuna sunulmayan ama içeriği belirginleşen Anayasa taslağından asimilasyon ve inkârcılık esasen varlığını koruyor. Kürt sorunun çözümünün esas güvencesi Kürtlerin politik, sosyal ve kültürel taleplerinin Anayasada yerini bulmasıdır. Bu olmadan, mevcut 12 Eylül 1980 askeri darbecileri tarafından yapılan anayasada yapılacak bir kısım değişikliklerle sorunu hiçbir şekilde çözmez. Bu bakımdan, AKP sağa-sola çekmeden Kürt sorunu eksenli Türkiye toplumunun demokratikleşmesi için gerekli sorumluluğu yerine getirmelidir. Faşist anayasayı cilalayıp parlatarak piyasaya sunmanın bir anlamı ve önemli olmadığı gibi kimse de bunu yutmaz. AKP, bütün bunları görmelidir.

On üçüncüsü, Kürt sorunun çözümünde en önemli halkayı oluşturan, gerillanın mevcut konumudur. Gerillanın varlığı Kürt sorunun bir sonucu ve aynı zamanda güvencesidir. Silahsız bir politik sürecin başlaması için, gerillanın dağda varlığına yol açan bütün politik koşullar yerine getirilmelidir. Bu bakımdan hiçbir adım atılmadan gerillanın pozisyonunu tartışmaya açmak ipe un sermektir. AKP, tamda bunu yaparak, süreci bozmanın alt zeminini hazırlıyor.

On dördüncüsü, Kürt sorunun çözümüne ilişkin gerekli somut/yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra gerillanın yeniden Kuzey Kürdistan’a dönüşü için gerekli teknik yasalar çıkartılmalıdır. Bugüne kadar yüz kez değiştirilen ve beş kuruşluk politik-pratik bir değeri olmayan ‘pişmanlık yasası’ üzerinde rötuşlar yapılması gibi aşağılayıcı maddeler tamamen gündemden kaldırılmalıdır. Başbakan Erdoğan, yeni bir yasal düzenlemeye gerek yok, ‘etkin pişmanlık’ yasasını ‘onurlu pişmanlık’ yasasına dönüştürüleceği gibi açıklamaları bir daha aklına getirmemeli ve tartışma dışında tutmalıdır. Yalçın Akdoğan ‘kamuoyuna çok yansımasa da gelip teslim olanlar oluyor. Bazen haftada 5,10, 20 kişi. Çoğu da bir olaya karışmadıysa bırakılıyor’ açıklaması, AKP’nin izlediği tasfiye politikasını yansıtıyor. Denenmiş ve başarısız kalmış oyunların fayda vermeyeceğini AKP iyi anlamalı. Gerillanın ‘eve dönüş değil, esasen ülkeye dönüşün’ teknik yasal düzenlemeleri zaman geçirilmeden hazırlanmalı ve bunu da Kürtlerin politik kazanımlarının bir parçası olarak ele almalıdır.

Sonuç: AKP, yukarıda sıraladığımız ev ödevlerini yerine getirmezse, küçük hesaplarla tasfiyeden ısrar ederse ve çözümün gelişmesine katkıda bulunmazsa, bu olumlu atmosferin kısa süreceğini görmelidir. 1999-2004 süreci bunun bir örneğidir. PKK Güney Kürdistan bölgesine çekildi, göreceli çatışmasız bir ortam oluştu. Sonra ‘PKK’yi bitirdik, terörün kökünü kazdık’ diyen politikacılar ve generaller ortaya çıktı. Geriye dönüp bakıldığında onların hiç biri piyasada yok. Ama Kürtler bütün kurumsal yapılarıyla çok daha güçlü bir şekilde ayaktalar.

Devletler kendi egemenliklerini kaybetmek istemezler. Özellikle sömürgecilik sistemi üzerine kurulu güçler bundan kolay vazgeçmezler. Bu bilinen bir realitedir. Ancak her politik gelişmeye de müdahale etme güçleri de olmaz. Bu bakımdan AKP hükümet sürecin gerçek adil bir barışa evirilmesini istiyorsa, bütün Ev Ödevlerin eksiksiz yerine getirmek zorundadır. Aksi taktide kendisi kaybeder. ‘Osmanlı’dan oyun, Türk devletinden hile çoktur’ derler. Ama Kürtler de artık oyuna gelmeyecek kadar politik deney sahibidir. Kürtler karşılığı olmayan hiçbir adım atmamalıdırlar.

AKP devleti, yanlış hesap yapmamalı çözüm için ev ödevlerine iyi çalışmalı. Bilinmelidir ki, çözüm için sorumluluklarını yerine getirmeyen bir AKP’ye asla güven olmaz. Kürtler demokratik sürecin tarafı olmaktan ısrar ederken, politik duyarlılığı asla elden bırakmamalıdır. Devlete değil, kendi toplumsal güçlerine güvenmelidirler.

Politikada iyi niyetin yolu cehennem taşlarıyla doludur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × two =