‘Çözümün çimentosu İslam’mış…

‘Çözümün çimentosu İslam’mış…

0
PAYLAŞ

Kurtulmuş, İmralı görüşmeleriyle başlayan süreci Akşam’dan Şenay Yıldız’a değerlendirdi:

“Bölgede Kürt tarihi yeniden yazılıyor, Öcalan da bu sürecin içinde olmak istiyor. Osmanlı etnik fitne nedeniyle dağıldı. Türkiye’de çözümün çimentosu İslam. Müslüman kardeşliği önemli ama adaletle donanmış bir kardeşlik lazım. Kürtler istese bile Türkler istemedikçe ülke bölünmez.”

Gündemi en meşgul eden konu çözüm süreci olmaya devam ediyor. Süreci halka anlatmak için dolaşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş izlenimlerini Akşam’la paylaştı:

– Son günlerin en çok konuşulan konusu barış süreci. Siz bunu halka anlatan isimlerden birisiniz. Gittiğiniz yerlerde size en çok neyi soruyorlar?

– Genel olarak olumlu bir algının olduğunu görüyorum. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da zaten çok yüksek bir pozitif algı var. Ama şehitlerin çok geldiği bölgelerde de insanlar iyimser bir şekilde bakıyorlar. Çünkü terörün maliyetini sadece Doğu ve Güneydoğu halkı ödemedi; Türkiye halkının tamamı ödedi. 30 yıldır devam eden bir terör sorunuyla karşı karşıyayız. Niçin şimdi karar verilmiştir? Bu çok karmaşık bir süreç, sadece PKK’dan da ibaret bir mesele değil.

Biliyoruz ki, dünyanın her yerinde terör örgütleri bir takım küresel ya da bölgesel güçlerin lojistik, istihbarat, ekonomik ve siyasi destekleriyle ayakta dururlar. Bu destekler olmasa PKK bugün böyle bir noktada olmazdı. İlk defa Türkiye’de bu olayı çözmek için üç irade aynı anda ortaya çıkmıştır. Birincisi, siyasi irade şimdiye kadar “Vuralım, kıralım. İnlerinde hepsini öldürelim” diyerek otuz yıldır silahlı mücadeleyi esas alan anlayıştaydı. İkincisi, son iki yıldır terörle yapılan etkin mücadele sonucu PKK alanda çok etkili silahlı mücadele veremez hale geldi. Ayrıca propaganda gücünde büyük bir zayıflama ortaya çıktı. Örneğin 2012 yılında yapılan ölüm oruçlarında dile getirilen tek siyasi argüman ana dilde savunma hakkıydı. 2013 Ocak ayında herkesin kendini daha iyi ifade edebileceği dilde savunma hakkına izin veren yasal düzenlemeler Meclis’ten geçti ve terör örgütünün söyleyeceği politik argüman da kalmadı. Üçüncüsü, uluslararası gelişmeler, Kuzey Irak ve bölgede ortaya çıkan dengeler PKK’nın da artık silahlı mücadeleyle devam edemeyeceğini gösterdi.

BÖLGESEL İRADE

– Uluslararası dengeleri nasıl böyle okuduğunuzu anlayamadım…

– Artık bu meselenin Kürtlerin bölgesel liderliğiyle ilgili bir kısmı da var. Kuzey Irak’ta bugün bir Kürt bölgesi var. Suriye’de şimdiye kadar kimlikleri dahi olmayan Kürt nüfus, -inşallah- ülkede halkın istediği bir yönetim kurulursa kimlik edinme süreci içinde olacak. Ayrıca Kuzey Irak petrollerinin Akdeniz’e taşınması gibi önemli bir takım ekonomik faktörler ortaya çıktı. İmralı’nın bu gelişen süreçler içerisinde “Bölgede Kürt tarihi yeniden yazılıyor. Bu sürecin içinde biz de, ben de etkin olayım” şeklinde bir iradesinin olduğunu tahmin ediyorum.

– AK Parti tabanının da çözüme yüzde 100 desteği olmadığını biliyoruz. Peki, karşı olanların çekinceleri ne?

– Biz başından beri bu meseleyi üç bölümde görüyoruz. Bu meselenin teknik tarafı, yani silahlar nasıl bırakılacak, adaya kim gidecek, ne konuşacak… Bunlar devletin birtakım kamu görevlilerinin ve istihbarat birimlerinin vazifesidir. Siyasi irade sadece böyle bir tasarrufta bulunulması için direktif verir. Bu işin teknik tarafıyla uğraşmak bizim işimiz değil, bu kendi rotasında yürüyor. İkinci alan, yani siyasetin üzerine düşen sorumluluk ise kamuoyunu doğru bilgilendirmek, desteğin pozitif olmasını sağlamaktır. Bunun için siyaset önce barışın diliyle konuşmalıdır, dilin temiz olması için gönüllerin temiz olması lazımdır. Son süreçlerde beni en çok sevindiren Türkiye’de yaşayan hem büyük Türk kitlenin hem de aşağı yukarı toplumun yüzde 17,7’sini oluşturan Kürtlerin aynı medeniyetin çocukları, aynı peygamberin ümmeti olduklarının çok daha bilincinde olmalarıdır. Bu çözümün çimentosudur. Dolayısıyla siyasetin üzerine düşen bu dil üzerinden konuşmayı başarmaktır. Üçüncü alansa sadece siyasetin meselesi değil, tüm sivil toplumum, üniversitelerin, araştırma merkezlerinin, medyanın, iş dünyasının, kısacası sorumluluk sahibi herkesin sürece katkı sunmasıdır. Çünkü bu süreç Türkiye’nin en zor süreci. Şimdiye kadar atılan adımlar ise en zor sürecin en kolay adımlarının atıldığı kısımlar. Bundan sonra daha zor süreçler olacak.

– Nedir daha zor olan?

– Geri çekilmedir, teröre bulaşmış olan birtakım insanların toplumda rehabilite edilmeleridir, anayasayla ilgili çalışmalardır. Bu sürecin hukuki tarafları da, pratik uygulamalar da gündeme gelecektir.

OSMANLI’DAN DERS

– Konuşurken İslamiyet vurgusu yaptınız. Müslüman Kardeşliği felsefesi bu sorunu çözer inancında mısınız?

– Bu topraklarda Müslümanlık inancı en birleştirici kimliğimizdir. Fakat biliyorsunuz, Âdem’in çocukları da kardeşti ama kavga ettiler. Kardeşliğin önemli bir faktör olduğunu biliyoruz ama bunun kalıcı hale gelmesi için adaletle donanmış bir kardeşlik olması lazım. Yani Hakkari’deki, Yüksekova’daki, Diyarbakır’daki gencimiz, “Evet ben de bu ülkenin özde vatandaşıyım. Diyarbakır ne kadar benimse Edirne de benimdir” demesi ve bütün ülkeye sahip çıkması lazımdır. Bu ülke böyle bir ülkeydi. Eğer bir ders almak istiyorsak tam bir asır öncesine gidelim. Osmanlı İmparatorluğu çöktü. İngilizler, Fransızlar karşısında yenildiğimiz için değil; biz Çanakkale’de vatanımızı, Kurtuluş Savaşı’nda da istiklalimizi korumayı bildik. Ama koskoca Osmanlı İmparatorluğu etnik ayırımcılık üzerinden açılan fitne tohumları üzerinden gitti ve bugün 780 bin kilometrekareye sıkıştı! Bu memlekette Türklerin de Kürtlerin de, diğer bütün etnik kökenli insanların da çok büyük ekseriyeti Müslüman olduğu için Türkiye’de bir ayrışma olmamıştır. Bu memlekette Kürtlerin büyük bir kısmı ayrılık istemiş olsaydı bile Türkiye bölünmezdi zaten.

– Neden?

– Hiçbir zaman çoğunluk bölünmeyi istemezse o ülke bölünmez, temel kural budur. Mesela Çukurca baskını, Aktütün saldırısı süreçlerinde insanlara “Ankara’nın doğusunu verelim de kurtulalım” haleti ruhiyesi pompalanmaya başlandı birtakım odaklar tarafından. Nereyi veriyorsun kardeşim? En tehlikeli olanı büyük çoğunluğu ayrılıkçı fikirlere doğru yöneltmektir. Onun için ben özellikle MHP’li ve CHP’li arkadaşlardan rica ediyorum, dillerine sahip olsunlar. Hiç kimsenin endişesi olmasın ki burası Türkiye Cumhuriyeti devletidir, devletin isminde de yurdun isminde de kimsenin tereddüdü, şüphesi yoktur ve o birleştirici anlayışın dışında en ufak bir adım atılması mümkün değildir.

DEMOKRATİŞLEŞME TERÖRÜ BİTİRİR

– Çözümün Türkiye’si nasıl bir ülke olacak? Federal yapıyla yönetilen başkanlık sistemi?

– Federal sistem vesaire bu süreçte olumsuz kanaatleri etkilemek, körüklemek için ortaya atılan sözlerdir. Öncelikli olarak Türkiye’yi terör sonrasında rehabilite etme sürecine ihtiyaç var. Yani terör örgütü silahlarını bırakacak, bölge halkı gerçekten normal bir standarta yükselecek. Tabii ki bu süreçle ilgili karar mekanizmalarının daha demokratik hale getirilmesi önemli adımlardan bir tanesidir ama bu sadece Doğu meselesi değildir. 82 Anayasası’nın getirmiş olduğu siyasal yapıyı değiştirmek millete verdiğimiz temel sözdür. Ayrıca Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Yasası, Meclis İç Tüzüğü gibi 12 Eylül’ün getirdiği bütün anti demokratik düzenlemelerin gözden geçirilmesi zaruridir. Bir terör sorunu olmasa bile bunun böyle olması gerekir. İki meseleyi birbirinden ayırt etmek lazım. Terör zaten Türkiye’nin demokratikleşememesinin sonucu ortaya çıkmış bir şeydir. Eğer Türkiye demokratikleşirse de terörün elinde hiçbir şey kalmayacaktır.

DEVLET DAĞA ÇIKMAYI BİTİRMEYE ÇALIŞMADI

– PKK içinde teröre bulaşmamış olanlar pratikte nasıl ayırt edilecek? Bu çok zor değil mi?

– Zannetmİyorum. Türk devletinin elinde dağdaki teröristlerin kimler olduğunun bilgisi vardır. Nitekim 2009 süreçlerinde MİT eski Müsteşarı Sönmez Köksal bunları açıklamış ve yurt dışına gitmelerini önermişti.

– Devlet tüm detayları bu kadar iyi biliyor, örgüte bu kadar hâkimse PKK’yı neden çözemedi otuz yıldır?

– “Biz dağdakileri tek tek yok edersek, sorunu çözeriz” diye düşündü de onun için çözemedi. Bunlar vatanı bölüyor, öldürelim. Nitekim öldürmüşsünüz geçmişte, ölenlerin yerine başka insanlar dağa çıkmış… Dağdakini indirmek daha zor bir iştir ama daha kolay olan şehirden dağa insanın çıkmasını önlemektir. Devlet aklı hiçbir zaman “Biz insanların dağa çıkmayacağı, hak ve özgürlükler çerçevesinde herkesin kendi olarak kalabildiği, terör örgütlerinin bir propaganda zemini oluşturamadığı gerçekten demokratik, Hakkari Yüksekova’daki çoban ile Ankara Çankaya’daki Cumhurbaşkanı’nın eşit olduğu bir Türkiye’yi nasıl inşa ederiz?” üzerine odaklanmamış. Şimdi bu yapılıyor. Eğer provokasyonlarla, sabotajlarla karşılaşılmazsa Allah’ın izniyle dağdakileri indirmek lazım.

MİLLİ GÖRÜŞ AK PARTİ’DE TEMSİL EDİLİYOR

– Sizinle 2010 yılında tanıştığımda muhalefetteydiniz. AK Parti’ye ve AK Parti hükümetine yönelik ciddi eleştiriler yapıyordunuz. Şimdi AK Parti çatısı altındasınız? Ne değişti?

– Biz muhalefette iken de Türkiye’nin bütün temel meselelerinde atılan olumlu adımlara destek olduk. Mesela 2009’daki demokratik açılım sürecine bütün muhalefet partileri karşı çıkarken biz o zaman bu sorunun çözülmesinin Türkiye için hayati bir önem taşıdığını söyledik. 2010 referandum sürecinde de “istemezük” bloku oluşturulurken biz “Türkiye’nin bütün sorunlarını çözecek bir paket değildir ama ülkenin demokratikleşmesi yönünde atılmış bir adım olduğu için bütün gücümüzle destekliyoruz” dedik… Dolayısıyla yeni Türkiye’nin inşası konusunda dün muhalefetteyken söylediğimiz şeylerin bugün iktidarda gerçekleşmesi için katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

– Milli Görüş tabanının HAS Parti’ye oy verdiği düşünülüyordu. Şimdi siz AK Parti’desiniz. O taban da artık AK Parti’ye mi geldi?

– 2002 seçimlerinden itibaren daha önce Milli Görüş tabanı olarak isimlendirilebilecek olan siyasi hareketin önemli bir kısmının AK Parti’ye oy verdiğini, sonraki süreçlerde bir kısmının bizimle birlikte hareket ettiğini biliyoruz. Milli Görüş hareketi kendi dönemi içerisinde Türkiye’de önemli fonksiyon icra etmiş bir hareketti. Şimdi bu siyasi hareket büyük oranda AK Parti içinde temsil ediliyor bugün.

KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİL

– Başbakan yıllar önce “Milli görüş gömleğini çıkardım” demişti. Taban da mı çıkardı öyleyse?

– Bunlar o günün şartları içinde söylenmiş sözlerdir. Siyaset bu anlamda fikirlerle, projelerle, genel paradigmaları içerisinde yapılan bir iştir. Milli Görüş Türkiye’nin geçmişinde önemli sosyolojik karşılığı olan bir harekettir. Ben Saadet Partisi Genel Başkanı iken de söylüyordum: Milli Görüş’ü sadece bir şahsın, bir partinin tekelinde görmek yanlıştır. Zaten Sayın Başbakanımızın 30 Eylül’deki büyük kongrede yapmış olduğu konuşmada 2071’i hedef göstermesi, yani 1071’e referans vererek Sultan Alparslan ile birlikte bu topraklarda yıllardır gelen bu medeniyet çizgisini yeniden inşa ve ihyası üzerine fikirler beyan etmesi de bu milletin müktesebatına sahip çıktığının en güzel anlatımlarından birisidir.

BİR CEVAP BIRAK

two × five =