ZMO’dan manifesto gibi bildirge

ZMO’dan manifesto gibi bildirge

0
PAYLAŞ

Adı son yıllarda en çok anılan meslek odalarının başında gelen Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO), bugün yapılan 42. genel kurulunun ardından manifesto gibi bir sonuç bildirgesi yayınladı. Bildirgede, özelleştirmelerden GDO tartışmalarına kadar pek çok konuya değinilirken, “tarihsel, kültürel ve doğal varlıklarımızın hatta Cumhuriyetin adeta bir müze niteliği kazanmış fabrikalarının yıkılması, yok edilmesi ve toplum hafızasından silinmesinin karşısındayız” ifadeleri dikkat çekti.

ACIMASIZCA KATLEDİYOR!

Başta birinci sınıf tarım alanları olmak üzere ülkenin doğal kaynaklarının yok pahasına satılarak, kiraya verilerek elden çıkarılmasına; TEKEL, TİGEM ve şeker fabrikaları gibi kamu mallarının haraç mezat özelleştirilmesine karşı açtığı kamu davalarıyla toplumsal sorumluluğunu büyük bir özveriyle yerine getiren ZMO’nun Genel Kurul Sonuç Bildirgesi’nde, “Emperyalizmin maskelenmiş yüzü olan küreselleşmenin tüm dünyada emekçileri yoksulluk ve açlığa mahkûm ettiği; ulusların bağımsızlığını yok ettiği, rantın tüm kültürel ve doğal varlıkları acımasızca katlettiği bir süreci yaşıyoruz. Ülkemizde ise aydınlanmadan ve emekten yana güçlere; hukuku adeta ayaklar altına alarak sindirme ve yok etme politikaları izlenmektedir. Bu sürece karşı çıkan aydınlar, bilim insanları, yazarlar, askerler, savcılar, emekçiler hukuksal alt yapısı olmayan gerekçelerle gözaltına alınmakta, tutuklanmakta; yıldırılmak ve susturulmak istenmektedir. Emperyalistler, Lozan‘da kaybettiklerini bir bir yeniden kazanmaktadır” görüşlerine yer verildi.

İşte ZMO’nun bildirgesinden çarpıcı satırbaşları….

•- Liyakate ve niteliğe bakılmadan; cemaat ve yandaş kadrolaşmasıyla Türkiye’nin yönetimsel ve bilimsel gücünün zayıflatılması ülke geleceğinin ipotek altına alınmasına yol açar.

•- Cumhuriyetin döneminde kurulan ve ülkemiz kalkınmasında öncü rol oynayan tüm sanayi tesislerinin önce işlevsizleştirilip, borçlandırılıp, özelleştirilerek bir bir yok edilmesinin ve emekçileri bir eşya gibi sokağa atan zihniyetin karşısındayız.

•- TEKEL işçisini sokağa atarken; TEKEL’in milyonluk tesislerini bedelsiz olarak yandaşlara bağışlayan sözde “yetim hakkı yedirmeyen!” politikaların karşısındayız.

•- Tarım arazilerinin Anayasa hükmü ve mahkeme kararlarına rağmen amaç dışı kullanım politikalarını kınıyor, bu konudaki mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi bildiriyoruz.

•- Tarihsel, kültürel ve doğal varlıklarımızın hatta Cumhuriyetin adeta bir müze niteliği kazanmış fabrikalarının yıkılması, yok edilmesi ve toplum hafızasından silinmesinin karşısındayız.

•- Çay, tütün, şekerpancarı, üzüm kısacası tüm üreticilerin üretimden kopartılmaları süreci; yüzyıllardır biriken üretim bilgi birikimin yok olması ve ülkemiz tarımına çokuluslu şirketlerin egemen olması anlamına gelir. Tarım bir kültürdür, tekelleştirilemez.

•- ABD ve AB, çiftçisini, bütçelerinin yaklaşık %50’sine varan oranlarda desteklerken; üretimi ve üreticiyi desteklemeyen politikalarla tarımımızın geliştirilmesi mümkün değildir. Nitekim yılda 6 milyar dolardan fazla tarımsal dış alım parası ödenmesi bu politikaların sonucudur.

•- TC Ziraat Bankasının özelleştirilme sürecinde kredilerinin yetersiz kalması nedeniyle devreye giren yabancı sermayeli bankalar; çiftçinin ödeme gücüne bakmaksızın ve kasıtlı olarak üretime değil tüketime yönelik krediler vererek, çiftçileri ödeme güçlüğüne düşürmekte ve haciz uygulamalarıyla topraklarına el koymaktadır.

•- Kayıt dışı ekonomiyle “stratejik eylem planları” çerçevesinde mücadeleyi amaçlayan hükümet, eğer samimi ise kayıt dışılığın en fazla görüldüğü ve toplum sağlığını ilgilendiren en temel konu olan gıda sektöründe sorumlu yöneticilik uygulamasını Oda’mızın önerdiği bilimsel temellere oturtmalıdır.

•- GDO’lu mısırdan Nişasta Bazlı Şeker üretilerek Türkiye Şeker Sanayi baltalanmakta ve hem işçisi hem çiftçisi mağdur edilmekte, Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin önü açılmaktadır. TŞFAŞ tüm fabrikaları ile bir bütündür özelleştirilmemelidir.

•- Ziraat Mühendisleri Oda’mızın tüm uyarılarına karşın tarımsal KİT’lerin neoliberal politikalar çerçevesinde özelleştirilmesi ve kapatılması hayvancılığımızı hızla geriye götürmüş, et ve süt üretimi yetersiz hale gelmiş, hayvan ithalatını gündeme getirmiş, gıda olarak tüketilmemesi gereken kaçak ve tek tırnaklı hayvan kesimleri ortaya çıkmış, halkımızın sağlıksız ve yetersiz beslenmesine yol açmıştır. Çözüm olarak canlı hayvan ve et ithalatının düşünülmesi yerine, Oda’mızın önerileri doğrultusunda hayvancılık desteklenmeli, çayır-meralar ıslah edilerek korunmalıdır.

•- Ulusal Biyogüvenlik Kanunu çıkarılmadan geçici ve sürekli değiştirilen yönetmeliklerle gıda sağlığı ve biyogüvenliğimiz tehlikeye atılmaktadır. Biyogüvenlik Kanunu halkımızın sağlığını ve biyoçeşitliliğimizi koruyacak, GDO’lu tohumları ülkemize sokmayacak şekilde düzenlenmelidir.

•- Dünya her alanda bilimsel araştırmalarla geleceğini güvenceye alırken; toprak ve su kaynakları ile tarımsal araştırma enstitülerinin bir bir kapatılması kabul edilemez.

•- Bu denli büyük işsizlik varken, yakın süreçte 3 milyona yakın tarım istihdamını kaybeden ülkemizde; üretici örgütlenmesi teşvik edileceğine kooperatifleri, birlikleri, yılların birikimi tarım satış kooperatif ve tesislerini desteklemeyip kapatan süreci tersine çevirmek zorundayız.

Kurtuluş savaşının yokluk ve yoksulluk ortamında emperyalizme dersini verebilmiş olan ulusumuzun bu karanlığı da yenebilecek gücü vardır. Ziraat Mühendisleri Odası kurulduğu 1954 yılından bugüne kadar Cumhuriyet aydınlanmasından, Atatürk devrimlerinden, emekten, bilimden, çiftçiden yana ve onunla yan yana binlerce üyesi ile birlikte başladığı onurlu yürüyüşüne bundan sonra da başı dik bir şekilde devam edecektir.

BİR CEVAP BIRAK