¨Erkekler Mezar Hırsızıdır¨

SERDAR MÜTEFERRİKA SERHATLI –Tarih ve biyografik çalışmalarda ardı arkası kesilmeyen iki önemli başlık ve yazar var:

Birisi yazar Stefan Zweig ise, diğeri lanetli olduğu düşünülen İskoç Kraliçesi Mary Stuart’tır.

Stuart üzerine yazılmış, edebi yahut tarihî her türden eserin sayısı yüzlercesiyle ifade ediliyor.

Stefan Zweig ise yüz civarında kitaba imzasını koymuş, bundan çok daha fazla hikâyesi, makale ve türlü yazılarıyla velûd bir yazar olarak 20. Yüzyılda insanlığın yüz karası hadiselerine tanık olmuştur.

Zweig’in çok sayıda eserleri arasında Mary Stuart’a ait bir biyografik eserin bulunması, üzerine çok yazılan bir karakterle buluşması anlamıyla dikkat çekicidir.

Zweig’in Türkçeye çevrilmiş ilk eserini, 1935’de, Semih Lütfü Kitabevi basmıştı. Ünlü romanı ¨Amok¨ ile Zweig Türk okuruna selam vermiştir; ardından öteki eserleri sökün etti.

Bugüne kadar Türkçeye kazandırılan eserlerinde telif hakkı sorunu kalmadığı için birçok yayınevi rahatça kitaplarını matbaaya göndermekte, aynı başlıklı eserlerin birden fazla çevirmeni-tercümanı da kitap künyesinde görülmektedir.

Hiç kuşkusuz son zamanlarda Can Yayınları, Yordam Yayıncılık ve İş Bankası-Kültür Yayınları tarafından basılmış Zweig kitaplarını ötekiler arasında tercih etmek gerektiğini düşünüyorum; bu benim tercihim…

Zweig bolluğu sadece eserlerinin telif ücretinden muaf olup yayınevlerinin daha fazla kârlılık etmekliğiyle açıklanamaz, elbette…

Piyasa yaratmayı iyi bilen yayınevlerinin kurguladığı biçimde ürün-meta arzıyla ilgisi var Zweig bereketinin! Okurun algısında, Zweig okumakla ayrıcalıklı bir yere ulaştığına dair izler bırakmak, bu işin sırrı sayılmalı. Nitekim özellikle lise edebiyat hocalarının ödev tercihleri arasında talebeye Zweig’i tavsiye etmesi, satışları artıran bir şey oluyor.

Geçen haftalar içinde İstanbul’un Taksim’deki İş Bankası Kültür Yayınları satış yerinde birkaç kez bulundum. İçerisini dolduran talebe bolluğu dikkat çekiciydi. Tabii ki, öteki kitapların bulunduğu raflarda okurlar-kitap severler görülebiliyordu; fakat Zweig için ayrılmış özel rafların önü tıklım tıklımdır. Neredeyse tamamı talebedir; yanaştım, sordum, edebiyat dersi öğretmenleri dönem sonu ödevi için Zweig’in bir kitabının özetini istemişmiş…

Buna benzer şeyi, bizlerin kuşağı, liselerde edebiyat hocalarından Ömer Seyfettin için görmüştü. Gözü kapalı seçilen, hiçbir tarafa dokunmaz, her kesimle barışık, resmî ideolojiye selam göndermeyi de bilen yazarlar, romancılar, hikâyeciler durumu idare ediyordu. Edebiyat ve Türkçe öğretmenlerinin de kolayına geliyordu.

¨Ömer Seyfettin’in falanca kitabını özetleyin, gelin…¨

Şimdi benzer şeyin Zweig için yapılageldiğini düşünüyorum.

Fena mı oluyor, elbette olmuyor, olmayacaktır.

En azından Dünya Edebiyatının ve biyografi yazım sanatının bu ustasını tanımaları bile bir kazançtır.

Zweig öyle kolay beri yabana atılamaz bir yazar… Nazi felaketinden kaçıp Arjantin’e gönüllü sürgün gittiğinde, eşiyle paylaştığı evlilik yatağını sonunda intihar sahnesine çevirecek kadar dünyadan vazgeçmeyi de bilen biri; erdem sahibi…

Onun Mary Stuart üzerine yazdığı çalışma, bütün öteki eserleri arasında bana göre yine 1 numaradır.

Zaten Stuart için yazılmış yüzlerce farklı eser varsa, Zweig gibi başka başka alanlarda yüzlerce eser yazmış bir yazarın da bunların tümüne fark atan bir eseri olmalıdır.

Stuart, İskoç Kralı V. James’in 1542’de dünyaya gelen tek kızı; başka yasal evladı yok, Kraliçe o olacak… Kralın metresinden bir oğlu var, ancak hak iddia edecek durumda değil. James S. Moray adındaki bu üvey kardeş sonradan başa bela olacak; lakin bu uzun bir hikâyedir…

Kral V. James ölür, yerine Mary geçer, fakat yaşı küçüktür; naip atanır.

Bu arada İngiliz Kraliyetinin baskısına karşı güç arayan Katolik İskoç Krallığı, Katolik Fransa’dan destek görmektedir. Bu desteği bir evlilik pekiştirecektir. Daha 17 yaşındayken, Fransa’nın kendi yaşında ancak hastalıktan yatak dışına çıkamaz kralı II. Françis’le evlendirilir.

İki sene evli kalır; gerdeğe girdikleri bile şüphelidir, söylenceye kalmıştır.

Françis’in ölümüyle dul kalan Mary, İskoç tahtına geri döner. Sonrası baştan sona Shakespeare piyeslerine, oyunlarına yakışır

Üvey kardeşinin sinsice İskoç lordlarını arkasına alıp, İngiliz Kraliçesi I. Elisabet’in de desteğiyle Mary’ye koltuğu dar etmesinden tutunuz, Fransa’nın dul kraliçeye uygun bir koca bulmak için Avrupa asil aileleri arasında görücüye çıkmasına, İspanya Kralı Katolik Philipe’in ürkekliğine karşın İskoç tahtına koca olarak gelmeye varan hazırlıkları, bunların tümü Zweig’in kaleminde ustaca siyasi bir tarih anlatımıyla coşku içinde akar gider.

Mary Stuart, kimseyi dinlemeyip evvela uzaktan Kraliyet ailesiyle akrabalığı olan Lord Danley’le evlenir. Bir çocuk peydahlar, gelecekte İskoç Kralı olacak tek varistir bu.

Mary deli gibi âşıktır kocasına fakat hazmedilemez biçimde yaptıkları ettikleriyle kısa sürede gözden düşer kocası. Mary Katolik olduğu için boşanamaz da…

Bir âşık edinir kendine, bir şövalyedir bu: James Bothwell… Onun kollarında çılgınca aşk geceleri geçirir, şövalyeden hamile kalır.

Eski kocayı ortadan kaldırıp yenisiyle evlenmek ve karnındaki çocuğu piç bırakmamak üzere planlar kurulur. Bothwell birçok girişimden sonra rakibi eski kocayı öldürmekten başka çare bulamaz. İskoç Krallığında kan dökülür. Mesele Avrupa krallık salonlarına kadar intikal eder, kabul edilemez bir suç, günâh işlenmiştir. Danimarka’ya kaçıp sığınan katil Bothwell’in sonu, hapishanede çıldırarak intihar etmek olur. Mary ise İskoç lordlarının baskısıyla tahtını bırakıp kuzeni olan I. Elisabeth’in ülkesine, İngiltere’ye sığınacak, burada göz hapsinde uzun yıllar geçirecek ve Bizans türü siyasi entrikalar sonunda ev sahipliği eden kuzeni Elisabeth’e suikast iddiasıyla yargılanıp kellesini cellada teslim edecektir.

Bizlere dehşetli bir hayat hikâyesini aktaran Zweig’in, Mary’i tarihin femme fatale karakterleri, kara dul diye bilinen ölümcül ve lanetli sayılan kadınlar arasında göstermesi dikkati çeker; sık sık Zweig’in bu yorumuna rast geliriz.

Erkekler birer kör pervane gibi kendilerini ateşe onun için atmaktadır.

Zaten ¨…erkekler yaratılıştan mezar hırsızıdır. O yüzden ölmüş kocanız varsa, dul iseniz, şanslısınız; erkekler sıraya girer. ¨

Zweig şöyle yazıyor:

¨Kader pek ender olarak bir kadının vücuduna bu kadar ölüm cazibesi bahşetmiştir. M.Stuart meş’um bir mıknatıs gibi, etrafındaki bütün erkekleri uğursuz bir yöne sürüklüyordu. Karşısına çıkan herkes ister iltifatına nail olsun ister olmasın, felakete ve zorlu bir ölüme mahkûm idi. Mary’den nefret etmek kimseye uğur getirmemiştir. Fakat onu sevmek cüretinde bulunanlar, bunun cezasını çok daha ağır biçimde bir şekilde ödemiştir.¨

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − 3 =