1. perde… Büyük Buluşma

Herkes Başbakanla Büyükanıt paşanın ne konuştuğunu merak ediyor… Hatta bir yayın organı hayal gücünüzü kullanın, bunları bize bişi açıklayacağı yok dedi… Bende ise hayal gücü deve yüküyle…Hemen hayal kervanlarımı beyin çöllerime saldım… sonuca vardım…

Üstelik Erdoğan’ la Büyükanıt’ın ne konuştukları konusunda ben sadece hayal gücümü değil, fikrimin ince güllerini, Erdoğan nın fikrinin tek Gül’ ünü, mantığımı, bilinç altı kaynaklarımı, hafızamın darbeler reyonununu, hafız-ımın da yeni oyununu faaliyete geçirdim…Birden gözümdeki perde açıldı, meğer bu bir tiyatro perdesiymiş…Gözüme öyle girmiş…

Dahası ben onu katarakt sanırken o sadece Harbiye marşının Kıta ve rap rap’ıymış…Perde kalkınca aa ne göreyim bir tiyatro sahnesi…

Dekor çok düzgün, nizami ve intizami…Hatta biraz ötedeki nöbetçi kulübesi teyakkuz halinde gibi…Nöbetteki Memetçik postallarını cilalıyor, tabana kösele ilave edip, sanki bir meselenin üstüne uygun adımlarla gitmek istiyor…

Neyseki Büyükanıt onu unutmadı, şimdilik kaydıyla rahat komutu verdi; ondan geri kalmak istemeyen Recep bey de yan gel yat komutuyla Memetçik’in askeri bir kasete “gel tezkere gel tezkere”şarkısını  koyup dinlemesini sağladı…

Şarkının bir başka versiyonunun Büyük besteci ve terör beslemecisi Bush dabıl-yuh tarafından da bestelendiğini hatırlayan Erdoğan, içini çekti…

Ve ben artık araya girmiyeyim, konuşmayı aynen canlı olarak size ileteyim:

ERDOĞAN: 

-Buyrun paşam sigara içer miydiniz…

-Sağolun Recep bey…Ben sigaramı değiştirdim…Samsun içiyorum…Sizdeki Camel…

-Evet, Camel bana mübarek hac yolu üzerindeki deve kervanlarını  hatırlatıyor…camel  erkek deve, camella dişisi…Onu da prens Charles içiyormuş…

-Hah hah..ne güzel bir anımsama…Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin,” diye bir de Ata sözü vardır…Deve demişken ben de bu hatıranıza bir Kadeve ekliyeyim dedim…

– evet, şey…ehem…Siz 19 mayıs nedeniyle mi Samsun’ a geçtiniz…
-Yok ben daha önce Samsuna geçmeyi düşündüm…Hatta bir gece ansızın size de bu Samsun’ a geçme istidadımı belirten bir mail attım…

-Ah evet paşam…Ama ben o sırada Abdullah beyle cihad yapıyordum…Birlikte internet oyunu olan ÇANKAYA BAHÇESİNE gül tohumları ekmeyi oynuyorduk…O tam 365 tohumda kaldı…Sıra bana gelmişti ki…elektirkler kesildi…Elektirk idaresi talimatı yanlış anlamış, ben meydanların elektiriğini ,suyunu, bütün alt yapı olanaklarını kesin demiştim oysa…Yarın hepsi analarını alıp gidecekler…

-Olur böyle şeyler…Ben de zaten Mail de sizinle Reha Muhtar ‘ın programına çıkalım diyecektim…Muhtara diyecekken Muhtıra demişim…Hah hah..

-Emriniz olur paşam…O programa ben de çıkmak istiyorum…Ama ben izninizle Mehmet Alinin yanında oturayım…Bana Bilal’i hatırlatıyor yavrucak…Madem çapraz ateşteyiz, çaprazına girip “pencere açıver Bilal oğlan, piştov patlasın” filan derim, anasından gülmedi çocuk, benden gülsün…

-Evet iyi bir düşünce ama bu bir Rumeli türküsü…Siz daha çok ilahi filan seversiniz sanırım…

-İlahi paşam…ben Rumeli türkülerini de severim…Mesela Hasan Mutlucan’ın o gür sesiyle söylediği “dağlar dağlar viran dağlar, 3 milyon da ben toplarım onlarda çağlar” türküsünü ah ah, çok severim yani…

-Ben daha çok Türk sanat müziği ve tabi, haliyle marşları severim…

– aa, hiç bilmiyordum..Türk sanat müziğinden en çok sevdiğiniz eser hangisidir ?…

– Söyliyeyim.Bir gece ansızın gelebilirim. Marşlar deseniz de en çok İzmir marşı…Çok tempolu bir gidiş sağlar kişi ve kurumlara, hah hah ha.

-Evet ben de severim İzmir marşını…Ama bu marşın teması biraz gavur, ay öhhö pardon lavanten kokuyor..Oysa Gül yağı kokmalıydı…Lavanta da güzel ama, gül ün yağıyla işi bağlayacaktık neredeyse…

– Canım gül orada, ne demişler Halep ordaysa arşın burada…Bizim sandıktan çıkana bir itirazımız olmaz zaten…Önemli olan sandık, sepet her neyse, yumurtaları sağlam taşımak..

– O konuda hiç endişeniz olmasın…Bizim yumurtalar sağlam…Ama karşı sepettekilerin tam 40 adet çürükleri var…Biliyorsunuz çürük yumurta sahaya atılır, sahneye atılır ama politikaya da atılmaz kİ…

-Sizin 41. yumuta çürük filan değildir inşallah?

-Aman paşam…ona 41 kere maşallah…Onun kümesi okundu üflendi…O kümesin bir horozu dört adet te anaç tavuğu var…41. ci yumurtanın üstünde her gün biri kuluçkaya yatıyor…Hatta tüm çevre onları maskotları kabul etmiş…Komşunun İran kedisi bile gelip gelip kuluçkanın üzerinde zaman geçiriyor…Bu kümesin horozu Allah sizi inandırsın sadece sabahları değil, bütün namaz saatlerinde ötüyor…Ramazanda ise hepsi oruç…Darı marı kar etmiyor…Darısı bütün kümes hayvanlarının başına…

– hah hah bu 41. yumurta bana rakip öyleyse..

– aman o ne biçim söz paşam…Nereden çıkardınız bunu,,,Vesvese hepsi vesvese !…

-Yok canım, öteki yumurtalar çürük olduğuna göre bu belli ki çarık…Çarıklı erkanı harp…

-Yok yok, çarıktan çok bunun en belirgin alameti farikası  sarık…Sarık diyorsam aman yanlış anlamayın, sarılmanın fiil kökünü alıyor bu sarık…Fiiliyatını da sarılıp sarmalanma, sarmal olarak yayılmak üzerine yapıyor…Yoksa hepimiz laik, demokratik, demogoratik, ve dogmatik kullarız…Bakın hepimizde bir hatun, kazara cennetlik olsalar hepimiz boynu bükük dullarız…

-Aman aman, Allah gecinden versin… Dul kalmayın… Bakın Evren paşamıza, dul kalınca başına neler geldi…Biz orda savaşıyoruz gece gündüz, kar kış kıyamet…Evren paşam ne diyor; yeni sistem Eyalet…Aman noluyor paşam, siz ki bizim gibi muhtırada kalmadınız, darbe yaptınız, şimdi darbenin darını alıp, yurdu daraltmak size yakışır mı…Eski köye yeni adet…her yer eyalet.. yoksa Marmaris başkent mi olsun… 

-Evet evet…Dulluk yaramamış paşaya…Her horoza bir folluk gerek …Değil mi paşam…Ama ortada fol yok yumurta yokken ötmek, uyuyan milleti uyandırmak ta horozluğa yakışmaz…Bak biz horozlanıyor muyuz…Değil mi sayın paşam…

– Evet birden bire nezaket sınırları içine terfi ettiniz…Benim omzumdaki yıldızlar sizin gözlerinizde çakmış belli ki…
 
– Biz yıldızlara her zaman saygı gösteririz..Hele hilal, bizim için en anlamlı helal…Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal…

-Bravo, bravo…Takdir ettim sizi…Bir daha ikametgah kağıdınız için muhtara gitmeniz gerekmez…Bu muhtıra ile başbakanlık konutunda ikamet edecek kıvama gelmişsiniz …

-Sağolun paşam…Biz de sizin başarılarınızı büyük bir takdirle izliyoruz…Ama Başer’iniz için aynı sözü söyleyemiyeceğim.

-Aaa  olurmu Recep Tayyip bey…Onu ben yollamadım ki…hatta sen edebinle otur Edip dedim…Senin adın Başer…Başar değil ki…Bak nooldu, başın göğe erdi mi ermedi…

– Biz de onu uğurladık zaten…Hem oralarda bunalıma da girmiş belli ki Başer paşa…Sivil kıyafetle kıtayı denetliyor, sonra da yüzbaşıdan tekmil vermesini istiyormuş…Askere Meraba asker deyip sağol yanıtını alrdıktan sonra “aman siz de bugün sağ olun, dikkatli olun, kurşun asker sormaz” diyormuş…”Mayına basmayın, gözünüzü dört açın, ölen olmasın, kalan sağlar ölmesin” gibi laflar geveliyormuş…oysa askerlik yan gelip yatma yeri değil malumunuz…Ben bir şehit ailesine bunu ağzımdan kaçırınca ortalık karıştı…Üç puanım gitti…Ama Fener de şampiyon oldu, neticede… Sizin de fenerli olduğunuzu biliyorum…

-Evet öyleyim…Fener de tıpkı Harbiye marşındaki gibi YILDIRIMLAR YARATAN  BİR TAKIM…İşte Aziz Yıldırım…Öteki Yıldırım ın da soyadı artık DEMİRÖREN DEĞİL HAVANDA SU DÖVEN OLMALI…

-Yaşa Varol paşam…En büyük fener başka büyük yok…

-Evet bi de en büyük asker bizim asker…

-Ah ne güzel anlaştık işte…Fenerbahçe sevgisi bizi de birbirimize bağladı. Keşke cumhurbaşkanlığına Aziz yıldırımı aday gösterseydim… Hakemler itiraz etmezdi, kimse de kırmızı kart görmezdi…Siz de on line olay olay yapmaz, oley oley diye atardınız mailleri…

– Eee napalım Recep bey…Türkün aklı sonradan başına gelirmiş…Aziz olmazsa Rüştü de   olabilirdi…Çankaya’yı bir kale gibi korurdu..Hem 25 ini geçmiş…Rüştünü ispat  etmiş…Size de uygundu yani…

-Aman paşam ne yapalım…Ne demiş Kasımpaşalı büyük saz şairi  RECEP TALİP ERMEYDAN:
” sağlamdır yumurtam olur yine bir  Menemen !!!
Tutma beni komutan, benim gönlüm ya  Mekke ya Yemen.”

-Valla bence Recep bey, bu saz şarini hiç deneme derim ben…Fenerlisin Fenerli kal, ampul ya da mumun ömrü yatsıya kadar…!!!

Ve paşa gitti tabi…O genel kurmaya gidince Erdoğan da Özel kurmaylarına gidip basın bildirisi yazdırdı…Aynen Şöyle…

“Paşayla pek çok konuda anlaştık…Hele Harbiye Marşından Aziz Yıldırım’ı yaratma meselesinde tam bir görüş birliğine vardık…Yalnız o Samsun sigarasını her zaman yakabileceğini söyledi…Sigara zararlıdır dedim dinlemedi…Ben ona, “ Camel sigarası içiyorum ama filitre ettim, onu her gören dini bütün bir tütün sanıyor,” deyince paşamla karşılıklı gülüştük…En büyük asker bizim asker. En büyük takım bizim Fener…

Ertesi günki gazete başlıkları: Zirvede barış…başbakanla Genel kurmay başkanı tokalaştı…ASKERİ müştereklerde anlaştı…Aziz Yıldırım’ın ikisine de 3 maç seyretme cezası vermesinin de nedeni anlaşılamadı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.