12 Haziran seçimleri ve ortaya çıkan tablo

12 Haziran seçimleri ve ortaya çıkan tablo

0
PAYLAŞ

12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan seçimler, Türk siyasal sisteminin yeniden inşası için önemsenmektedir. Bu bir bakıma sistemin yeniden yapılandırmasının en önemli halkasını oluşturacak bir sürecin başlanması anlamına geliyor.
Bütün sistem kurumları farklı düzeylerde de olsa bu sürecin başlayacağının farkındadırlar. Türkiye’nin kendi iç politik dengelerini yeniden inşa etmek ve geleceğe dair politikalar belirlemek için seçimlerde ortaya çıkacak tablo son derece önemlidir.
12 Haziran akşamından sonra Türkiye’nin gündemini meşgul eden bazı temel konular çok açık olarak ‘yeni’ meclisin gündemini meşgul edecektir. Bunlardan ön plana çıkanı ‘yeni’ bir anayasanın hazırlanmasıdır. 12 Eylül 1980 Askeri Faşist darbesinin iki liderinin ifadelerinin alınması aslına mevcut anayasanın meşruluğun fiilen yitirmesidir.
Türkiye’nin uluslar arası, bölgesel ve iç politik dengelerine hiçbir şekilde yanıt vermeyen yamalı bohçalı anayasanın yerine ‘yenisinin’ yapılması kaçınılmaz hale gelmiş bulunuyor. Uluslararası küresel güçlerin de istemi olan bu değişik kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir. Türkiye’nin iç politik dengelerinin ihtiyaçlara bağlı olarak yeniden şekillendirilmesi seçim sonrasında çok daha net olarak ortaya çıkacaktır.
Mevcut rejimin belki de en önemli meselesi Kürt sorunudur. Bu bir bakıma söz konusu edilen ‘yeni’ anayasayla da ilişkilendirilse de sorunun çok daha kapsamlı ve derin olduğu biliniyor. Kürt sorununa politik bir çözüm bulunmadığı sürece, seçim sonuçlarının politik istikrarı getirmeyeceği de çok net olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Kürt meselesinin çözümü ve yöntemleri bakımından farklı fikirler olmasına rağmen, esas mesele Kürtlere yönelik devletin izleyeceği politika çok daha belirginleşecektir. Bu belirginleşmede hiç şüphesiz ki Kürtlerin politik güçlerinin iradesi ve kararlılığı çok önemli oranda belirleyici olacaktır.
Bir başka önemli konu ise Genelkurmayın seçimler sonrası alacağı pozisyondur. Görevde bulunan birçok general tutuklanmasına rağmen tahmin edilenden daha fazla sabırlı davranıyorlar. Bundan en önemli bir dış faktör, ABD’nin yeterli desteği vermemesidir. Çok sayıda tutuklanmaya rağmen sessizliğe bürünen genelkurmayın mevcut durumu kabul edeceği anlamına gelmeyeceğini de herkesin farkında olduğu bir durum. Özellikle de Erdoğan ve Gül bu gerçeği biliyor. Sessiz duruşun arka planında yeni bir kısım hamleler gündeme gelebilir. Özellikle anayasa hazırlanması süreci, bunu çok daha belirgin hale getirecektir. Genelkurmay önemli oranda yetirdiği gücünü, ‘yeni’ anayasa ile resmileştirilmesine izin vermesi biraz zor gözüküyor.
Türkiye çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Seçimlerden sonra sistem içi kuvvetlerin görüntüsel ayaklarından biri olan partilerin meclise yansıyacağı aritmetiksel oranlar, aynı zamanda sistemin yeniden dizayn edilmesinde oluşacak olan yeni güç dengeleri bakımından önemli bir faktör olacaktır.
Bugün sistem en önemli politik gücü olan AKP, artık bir devletin kendisidir. Amacı, Kemalist rejimin tamamen reorganize ederek liberal İslam çizgisine doğru yönlendirmektir. Bu konuda çok ciddi adımlar attı ve bu seçimlerde bir bakıma son hamlesini tamamlamak istiyor. Devlet kurumlarının çok önemli bir kesiminde etkin olan İslamcı hareket, bu gücünü ve olanaklarını seçimler boyunca çok yoğun olarak kullanıyor. Devletin her kurumu, İslamcı AKP’nin bir bürosu gibi çalışıyor ve bunu hiç gizlemeden yapıyor. İslamcı AKP çok daha güçlü gelerek kendi stratejisini sorunsuz uygulamak istiyor. Erdoğan’ın uygulamak istediği başkanlık sistemiyle aslında ‘AKP’lileşen devlet ya da devletleşen AKP’ kurumsal yapısına geçmek istiyor.
Bugün devlet kurumların kendi politik partisinin ihtiyaçlarına göre çok belirgin olarak kullanması da AKP-Devlet bütünleşmesinin somutlaşmış biçimidir ve aynı zamanda gücünün düzeyini ortaya koymasıdır. AKP iktidar gücünü sağlamlaştırmak için sistem içindeki rakiplerine karşı kaset vb dâhil bütün kirli yöntemleri devlet kurumları aracılığıyla kullanıyor. Ancak belirginleşen temel özellik, ideolojik/politik yönelimlerinde ırkçı-şovenist eğilimlerin tamamen egemen hale gelmesidir. Seçim faaliyetini de bunun üzerine oturtarak Kürtleri hedef tahtasına koydu. AKP gücünü önemli oranda koruyacak gibi ama sanıldığı gibi yüzde 47 üzerinde değil, yüzde 40-42 civarında olacaktır. Yani beklenilen milletvekili sayısının altında kalacaktır.
Sistemin parlamentodaki ikinci gücü olarak ön plana çıkan CHP, orta düzeyde bir güç olmaya doğru yönlendirildi. Baykal’ın tasfiyesiyle başlayan süreç sadece yönetim değil, esasen politikalarında belirginleşen değişimlerin gündeme gelmesidir. AB ve ABD tarafından dikkatle izlenen CHP, bugün orta düzeyde bir güç olarak tutulması ve olası gelişmelere paralel olarak çok daha fazla ön plana çıkartılması gündeme gelecektir. Son zamanlara özellikle ABD tarafından yapılan anketlerde CHP’nin oy oranında bir artışın olması hatta yüzde 30’u geçmesine vurgu yapılması, bir yönlendirme olarak okumak gerek. Alevi oylarının çok büyük bir kısmının blok olarak CHP’ye yönelmesi oy artışında önemli bir faktördür. İkincisi Kürt politikasında daha esnek bir politika izlemesi, bazı Kürt illerinde sürpriz yapmasına yol açabilir. Ayrıca metropol kentlerde CHP’nin oy oranında belirli bir artış yaşanıyor. Türkiye’nin genel sosyolojik-politik gerçekliği dikkate aldığında CHP’nin oy oranının yüzde 28-32 arası olabilir.
Parlamentonun üçüncü partisi olacağı hesaplanan MHP’ye yönelik yapılan operasyon, seçimler sonrası da devam edecektir. Bahçeli’nin partisinde eskisi gibi güçlü olmayacağı kesin. Liderliği çok belirgin olarak tartışılır duruma gelmiş bulunuyor. Koray Aydın’ın Bahçeli’ye alternatif olarak gösterilmesi gündeme gelme olasılığı da hesaba katılmalıdır.
Seçim barajını aşması olasılığı oldukça yüksek olan MHP’nin kendisini istenilen düzeyde dizayn etmesi için yoğun olarak baskı altında tutulacaktır. Bu sürece direnen MHP’nin bölünmesi ve etki gücünün zayıflatılması gündeme gelebilir. MHP’ye yönelik devreye konulan kaset operasyonlarına rağmen oy oranı yüzde 11-13 arasında değişebilir.
Sistem dışındaki kuvvetler olarak ortaya çıkan bağımsız adaylar, 12 Haziran’dan sonra BDP’nin çatısı altında mecliste grup oluşturacakları kesin. BDP’nin 30-33 civarından milletvekiliyle oluşturacağı grup sayısal olarak az olmakla birlikte, en dinamik ve belirleyici güç olacaktır. Kürt sorunu gibi bir konuda sürecin aktif unsurları olarak ön plana çıkacaktır ve fiilen ana muhalefet partisi rolünü üstlenecektir.
Sistem, Türkiye’nin yeniden dizayn ederken AKP ve ÇHP üzerinde önemli bir plan kurmaktadır. Bu iki gücün özellikle anayasa hazırlanmasında ortak çalışması için çok açık bir yönlendirme yapılacaktır. Kürt politikasına yönelik belirlenecek devlet stratejisi BDP’nin de bu sürece dâhil edilmesi veya tersine bütünlüklü olarak etkisizleştirilmesi olasılık olarak gündemdedir.
Kürtlerin demokratik özerklik talebi devletin en önemli politik sorununu oluşturacaktır. Fiilen başlamış olan bu sürecin giderek çok daha kapsamlı bir şekilde pratikleşmesi, devletin politikalarını doğrudan etkileyecektir. Zamana oynamak isteyen Erdoğan, üçüncü ‘balkon’ konuşması’ ile yeni bir aldatma ve oyalama taktiğine başvurabilir.
Kürtlerin taleplerini içeren demokratikleşme süreci başlatılmazsa, büyük umutlar beslenen 12 Haziran seçimlerinin sonuçları çok kısa sürede anlamsızlaşacaktır.
Süreci birlikte izleyelim.

BİR CEVAP BIRAK

five + 7 =