15. Bodrum Müzik Festivali ve Fazıl Say

Bodrum ve müzik. Bir festival daha sona erdi. 15. Bodrum Müzik Festivali ilk gün, Fazıl Say ile başladı. Festival’in başlamasından bu yana geçen yıllarda, Fazıl Say zaten hep vardı. Fazıl Say programlara damgasını vurmasının yanısıra, kendi solist olarak yer aldığı gibi, eserleri ile de katkısını sürdürmüştü.
Fazıl Say’ın yıllardır süren bu emeği, bu yıl onurlandırılmış da oldu. 2015 Yılı Festival Onur Ödülü, Fazıl Say’a verildi. Bodrum Turgutreis D.Marin’in açık havada geniş alanında,  biletler zaten günler öncesinden bitmişti. Festival bir anlamda Fazıl Say ismi ile de bütünleşmişti.
Onur Ödülü ile ilgili konuşmalar ve ödülün sunumu, izleyicilerin tümünün coşku ve sevinci ile karşılanmış ve alkışlar uzun süre devam etmişti. Bu bir ölçüde, sanata ve sanatçıya verilen önemin, yönetimlerin ilgisizlik ve hatta zaman zaman engellemelerine karşı da, bir anlamda karşı duruşun sergilenmesi ve tepkisiydi diye de özetleyebiliriz. Devlet’in bir desteği olmadan, izlyicilerin desteği ve her yıl artan katılımları ile Festival yoluna devam ediyordu.
Fazıl Say ile ilgili kısa bir film gösterisi, belgeseli de sanatçıya gösterilen bir suygını ifadesiydi.
Festival’in 15.yılında, 15 farklı program ile 22-25 Ağustos arasında gerçekleşen rogramlarda, bir çok ilkler de yaşanıyordu.
Programın bu ilk gününde, Bilkent Senfoni Orkestrasını Nil Vendıttı yönetti. Daha 25 yaşına yeni ulaşan, İtalya ve Romanya’da şeflik yarışmalarında ödüller alan bu genç şef, Türkiye’de ilk kez bir orkestra yönetiyordu. Bilkent Senfoni Orkestrası da, yeteneğini ülkemiz dışında geliştiren ve gösteren bu şef ile adeta bütünleşerek, ona hoş geldin demenin ötesinde, birlikteliğin mutluluğunu yaşar gibiydi. Gibi deyimi bence burada yanlış oldu. Çünkü yaşanan bu mutluluğu izleyicilere yansıttıkları için izleyiciler de bu ana tanık olmanın onuru ve sevinci ile bu paylaşımı sürdürüyorlardı.
Bu isme dikkat edelim ve izleyelim. Nil Vendıttı. Bu genç sanatçımızın ülkemiz dışında, ülkemizi nasıl temsil ettiğini ve başarılarını.
Fazıl Say, Festival’in ilk günü açılış konserinde bizi Beethoven ile bir yolculuğa çıkardı. Yaşamında ve sanatında önemli bir yer tutan Beethoven’i yorumlarken adeta yolculuğu yan yana beraber gerçekleştiriyorlardı. Piyano’nun tuşlarında parmakları, ancak o konuşarak tınılar arasında, duygularıyla, gülümsemesiyle, sohbetini de sürdürüyordu.
Beethoven’in Piyano Konçertosu, Do minör, Op, 37, No.3 eserini,  değişik ülkelerde farklı izleyici gruplarına bir çok kez seslendirmişti. Ülkemizde de. Ancak bu kez, açılış Festivli’nde bu eserin programa alınması anlamlı olduğu kadar da kanımca özelliği de vardı.
Fazıl Say bir dizi Beethoven eserini CD’ler için seslemdirmiş ve tamamlamıştı. 2020’ye girer girmez bu CD’ler bütünlüğü sevenleri ile buluşacaktı.
Bu eser ile Festival coşkusunu, 15. yıla ulaşmanın güzelliğini, Ege Denizi’nin dalgaları ve esintileri ile adeta Dünya’ya bir selam ve mesaj gönderme eğilimi de vardı. Bir şiir bir şair bütünleşmesi, tınılarla insanları duygusal bir pınardan kana kana içmelerini sağlıyordu.
O suyun akışı içinde, Fazıl Say sadece parmakları ile piyanonun tuşlar arasında da gezinmenin ötesinde, şiirlerle yeniden yolculuğunu sürdürürken, dudakları ile de şiirleri okur gibi Beethoven’e seslendiriyordu.
3 Bölüm’den oluşan konçertoda, farklılıklar içinde de bir gezinti gerçekleşiyordu. Ama parlaklık asla kaybolmuyordu. İncelik, sevecenlik, gelecek düşleri hülyalar, gelecek ile gerçeklik, peş peşe tınılarla adeta dalgaların hafif ses esintileri gibi, şiirin dizelerinin okunması gibi sürüyordu. Baştan biraz sertlik olsada, oda yaşamın bir rengiydi ve final de şiirseliğin dozu giderek artarak, bir resim sergisinde renkler arasında, farklı dünyaları keşfeder gibi sürüyordu.
Eserin seslendirilmesi sona erdiğinde Fazıl Say, Beethoven ile yolculuğunu tamamlamış ve şiirsel bir söyleşiden dönüp, bunu paylaşmanın mutluluğu ile coşkulu alkışları selamlıyordu. Açıkhava da seyirciler, adeta bir rüyadan uyanmış gibi, ayakta alıkşlayarak, Fazıl Say’a sen bizsin demek ister gibiydiler de. Bu biz, yaşanan bir mutluluğun bütünleşmesi gibi aktarılıyordu alkışlarla.
Yanıt gelmekde gecikmedi ve Fazıl Say alkışların uzun sürmesi karşısında, bis ile izleycilerle bu yolculuğu biraz daha uzatmış oldu.
 Ara da, dillerde hep yaşanan coşkunun değerlendirilmesi paylaşılıyordu küçük sohbetlerde.
Ve konserin ikinci bölümü. Şef Nil Vendıttı yeniden şef kürsüsünde. Ama pek rastlanmayan bir paylaşımla, şefin heyecanı bu kez izleyicileri de sardı. Programda Mendelssohn’un 4. Senfonisi vardı. “İtalyan Senfonisi”. Şef eseri seslendirmeğe başlamadan önce izleyicilere döndü ve adeta sohbet eder gibi anlatarak seyircileri bütünleşti. Mendelssohn bu eseri, kendi gibi genç yaşta 24 yaşında bestelemişti. Ve şimdi Ege kıyılarından Türkiye’den, İtalya kıyılarına Akdeniz’e, Mendelssohn’a onun gibi bir genç, onun tınılarını iletecekti.
Hemen belirtebiliriz, şefin esere hakimiyeti ve orkestrayı yönetiminde ki başarısı, gerçekten hemen farkediliyordu. Bilkent Senfoni Orkestrası’da şefin bu heyecanı ile bütünleşmenin coşkusu ile bizleri İtalya’ya götürüyorlardı.
Pırıl pırıl bir Akdeniz. Coşkulu İtalyan’lar ve tınılar eşliğinde adeta danseden bir mutluluk. Gençliğinin heyecanını yaşayarak notalara yansıtan Mendelssohn. Duygularını, neşesini, canlılığını, İtalyan’lar ile birleştirerek, güneşli bir günün sıcaklığı içinde, şarkı söylüyor, dans ediyor, şiirler okunuyor. Coşku hiç eksik değil.
Ve eser sona erdiğinde bu kez alkışlar, Nil Vendıttı ve orkestra için sürüyor.
Festival’in açılışı böylece coşku ile gerçekleşmiş oldu.
Ama bizim aklımızda, ikinci günün programı ve heyecanı, konser çıkışı hemen başladı. Bu kez Fazıl Say sahnede eseri ile olacaktı ve bu eseri ülkemizde ilk kez seslendirilcekti.
Fazıl Say’ın son eseri 4.Senfoni, “Umut”u ile yeni bir yolculuğa çıkacaktık.
Bu konseri de sizlerle paylaşacağız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.