2008 Dünya Patates Yılı

BM Gıda ve Tarım Organizasyonu’nun Genel Direktörü Jacques Diouf, patatesin, pirinç, buğday ve mısırın ardından dünyanın dördüncü büyük gıda kaynağı olduğunu açıkladı.
Diouf, her yıl dünyada 350 milyon ton patates üretildiğini, bu üretimin yüzde 52’sinin gelişmekte olan ülkelerde gerçekleştirildiğini söyledi. Diouf’un bildirdiği verilere göre yılda 6 milyar dolarlık patates ticareti yapılıyor.


Patatesin anavatanı Peru’da 600 bin aile geçimini patatesten sağlıyor, yılda 3,3 milyon ton patates üretiyor ve kişi başına yılda 150 kilo patates yiyor. Peru’da değişik renk ve şekillerde 1000 tür patates yetiştiriliyor.


İstanbul 1453 de Fatih Sultan Mehmet tarafından alınınca, Doğudan-Hindistan’dan gelen baharat yolu da, Avrupalılara kapanmış, Batılı tüccarlar, gemiciler Hindistan’a ulaşmak için yeni yollar aramaya başlamışlardı. Cenovalı Vivaldi Kardeşler, iki gemiyle okyanusa ilk kez açıldılar. Kestirme yoldan Okyanusu aşıp Hindistan’a ulaşmak istiyorlardı. Fakat Karanlık Deniz, ‘(Atlas Okyanusuna o zamanları “Karanlık Deniz” diyorlardı), gemileriyle birlikte denizcileri yuttu.


Daha sonra Kristof Kolomb’un 1492 yılında Amarika’yı (ilkin Hindistan zannıyla) bulmasıyla, Avrupalılar hiç görmedikleri yeni sebze ve meyvelerle karşılaştılar. Bu arada Amerikan yerlileri de, hiç at görmedikleri için, gemilerle Avrupa’dan gelen atları, ata binmiş insanı görünce, “yarısı hayvana, yarısı insana benzer yeni tanrılar geldi” diyerek büyük şaşkınlık yaşadılar. Neyse, bunları tarihin sayfalarına, okuyucunun kültürüne bırakıp, biz asıl patatesin yolculuğuna ve öteki sebze ve meyvelerin gelişine dönelim.


Bunlardan patatesin Amerika’dan getirilip dünyaya yayılışı çok ilginçtir. Patates ve mısır Peru’da İnka uygarlığının iki önemli şaheser yiyeceğidir. Patatesin anavatanı Peru’dur. İspanyollar 1532 de Peru’yu ele geçirip yağmalamaya başlamışlardı. İşgalciler yerlileri katledip altınları, gümüşleri yağmalarken, merak için bir çuval patatesi Amerika’dan Avrupa’ya öylesine yüklerin arasına koyup getirmişler.1565 yılında çuval içinde Avrupa’ya ilk kez gelen bu yamru yumru nesne, ne, nasıl, neye yarar olduğu merakı ile gasp edilen altınlarla birlikte, Kral 11.Filip’e sunulur. Kral bunların bir bölümünü papaya gönderir. Papa, Hollanda Kardinaline ve Mons’taki İspanyol Valisine biraz patates hediye ediyor. Patates yıllar içinde ekile ekile İtalya, Hollanda, Avusturya, Almanya’ya ulaşıyor.


 Bu “yamru yumru” sebze Avrupa’da yayıladursun, eşgüdümlü zamanda Avrupa’da cüzam hastalığı da hızla yayılmaya başlar. Cüzam hastalığında görülen yumrularla patates yumruları arasında bir ilgi kurulur, patates yiyenlerin cüzam olduğu söylentisi yayılıyor. Patates böylece halk arasında “zehirli” sayılıyor, patatesin vebaya da yol açtığı söyleniyor. Çünkü Avrupa’da o zamanları veba salgını var, binlerce insan vebadan ölüyor. Yani hangi hastalık salgın yapsa, patates ondan sorumlu tutuluyor. Kilise, patates yiyenlere karşı harekete geçiyor; Orta Çağ kilisesi patatesi lânetliyor.  


Veba, kolera gibi bulaşıcı hastalıklardan kırılan Almanlar, patatesi bu hastalıkların kaynaklarından biri olarak görmüşler ve sadece domuz yemi olarak kullandıkları bu garip kökü, Fransızlar savaş esirlerine yedirmekte bir sakınca görmemişler.


Eğer Parmentier adlı bir Fransız eczacı Yedi Yıl Savaşları sırasında esir düşüp, bir Alman toplama kampında hayatta kalabilmek için patates yememiş olsaydı, Avrupa’da patatesin değerinin anlaşılması oldukça gecikebilirdi.


Almanlar da, ‘kartoffel’ diye adlandırdıkları ve sadece domuz yemi olarak kullandıkları bu garip kökü savaş esirlerine de yedirmekte bir sakınca görmemişlerdi. Parmentier, 1763 yılında esaretten kurtulup ülkesine döndüğünde, ömrünün geri kalanını, hayatını borçlu olduğu bu garip yumru kökü tanıtmaya adadı. Fakat patates sever eczacımızın işi pek de kolay değildi, zira gerek Fransa’da gerekse Almanya’da patatesin cüzama neden olduğuna inanılıyordu. Bu yanlış inanışın kökenini anlamak için patatesin Almanya’ya varmadan önceki yolculuğuna göz atmakta yarar var.


Otuz Yıl Savaşları sırasında Almanya’ya giden Kastilyalı askerler yanlarına at yemi niyetine ve zorunlu hallerde kendileri de yemek üzere patates almışlar. O sıralarda açlık ve sefaletten sürünen Westfalyalı köylüler bazen çalarak, bazen de dilenerek patatesi ilk defa yeme fırsatı bulmuşlar. Fakat henüz nasıl yiyeceklerini bilmedikleri için, kabuğunu soymadan çiğ çiğ mideye indirmişler. Tahmin edebileceğiniz gibi çoğu aşırı hazım problemleriyle karşılaşmış. Zaten veba, kolera gibi bulaşıcı hastlalıklardan çeken Almanlar, patatesi bu hastalıkların kaynaklarından biri olarak fişlemişler. İşte belki de bu yüzden onu Parmentier ve diğer Fransız esirlere vermekte bir sakınca görmemişler. Aslında patatesin de ait olduğu Solanaceae familyasında zehirli bitkiler bulunuyor. Belki de Almanlar patatesin bu akrabalarıyla daha önceden tanışmışlardı.


İskoçya’da patatesin İncil’de yazılı olmadığı ileri sürülerek ülkeye sokulması yasaklanıyor. Öyle ya bütün peygamberler gibi, İsa da patatesi görmemiş ve yememişti, onun için İncil’de olmayacaktı. Patates lanetlenirken, patatesin de elma gibi insanın cennetten kovulmasına yol açtığına inanılıyor ve yasaklanıyordu. Patates anavatanından kaçırılıyor, lânetleniyor, yasaklanıyor. Ama patates Avrupa’da uzun bir süre bu boş inancı yeniyor, tadına bakılıp yenildikçe, insanlar hasta olmayınca gittikçe yayılıyor. Zenginin, yoksulun başyemeği olmaya başlıyor. Sonunda patates İrlanda’da baş besin, temel besin olmuştur. Halk gittikçe patates ekip onunla doymaktaydı. Fakat 1846–1847 yıllarında patatese bir zararlı musallat olur. Bu bitki hastalığı bütün patates ürününün yok olmasına neden olur. Büyük bir kıtlık baş gösterir. İrlandalılar bu korkunç açlıktan kurtulmak için ülkelerini terk ederler. İrlanda’nın sekiz buçuk milyon nüfusu altı buçuk milyona düşer. 


Küçüklüğünde arkadaşları tarafından “patates” lakabı takılıp öyle çağırılan Nazım Hikmet, patatesin anavatanı Amerika’ya gitmek için, defalarca başvurmasına karşın, bir türlü vize alamaz. (Acaba, “Amerika’yı komünist yapacak” diye mi korktular ki!…) Ama o, Orhan Selim adı ile çeşitli dergi ve gazetelerde Kızılderililerin Avrupalı emperyalistlerce nasıl katledildiklerini, vatanlarını ellerinden aldıklarını anlatır. 


Zenginin de yoksulun da başyemeği olan patatesten yemek, haşlama, kızartma yapılırken, fabrikalarda bile işlenmekte. İkinci Dünya savaşında buğday bulamayan Almanlar, patatesten ekmek bile yapmışlardır. Bu baş yiyecek, bize de zor yerleştiği Avrupa’dan gelmiş; kimi köylerimizde «gartol», kimi yerlerde «kümpür» vb adı ile anılır. Onsuz soframız bir hafta bile olmaz. Küçük çocuk annesine, ”anne kümpür ne patates ne”? Diye sorunca, annesi de “biri birinin soyadı” demiş.


PATATES HAKKINDA BAZI BİLGİLER:


• Patatesi ilk kült ive eden Peru’nun İnka yerlileri olmuştur, tam 4000. yıl önce.
• Patates adı Amerika yerlileri tarafından ‘’Batata’’isminden gelmedir.
• Avrupa ya İspanyol gemiciler tarafından 16.yüzyılda gelmiştir.
• 1845 ve 1846 yıllarında bir patates ülkesi olan İrlanda’da mahsulün bir mantar hastalığı nedeni ile yok olması 2 milyon kişinin göçüne sebep olmuştur. (Aslında vebadan ölmüşlerdir)
• Parmak Patates Amerika’da ilk kez Thomas Jefferson tarafından Beyaz Sarayda tanıtılmıştır. Bugün Amerika’da tüketimi 4 milyon tona ulaşmıştır.
• Dünya toplam patates üretimi 320 Milyon tondur.
• Patatesin %20 Kuru Madde %80 sudur.
• Patates 125 ülkede yetiştirilmektedir.
• 1974 Yllında Eric Jenkins adlı İngiliz tek bir bitkiden 170 kg Patates yetiştirmiştir. Bu Rekor henüz kırılmış değildir.
• Guiness rekorlar kitabına geçen yetiştirilmiş en büyük patates 1795 yıllında İngiltere de yetiştirilen 9 kg 200 gr ağırlığındaki yumrudur.
• Patates Ekim 1995 yıllında uzayda yetiştirilen ilk sebze unvanına sahiptir.
• Patatesin gerçekte bir diyet bitkisi olduğunu biliyor musunuz? Bir orta boy patates sadece 100 kaloridir.
• Patateste portakaldan daha fazla Vitamin C vardır.
• Patateste Muzdan daha fazla Potasyum vardır.
• Patatesde Elmadan daha fazla Lif vardır.
• Patates Amerika’da süt ürünlerinden sonra en çok tüketilen gıdadır.
Patates cips ilk kez1853 yıllında bir restoranda aşçı olarak çalışan Amerikalı
George Crum tarafından yapılmıştır. Bir müşterisinin kalın gördüğü parmak patatesi geri çevirmesine kızan Crum patatesi çatalla alınmayacak kâğıt inceliğinde keserek servis etmiş ve diğer günlerde müşteriler tarafından sipariş edilmeye başlanmıştır. Patates çipsi (yonga) Avrupa’da ilk kez 1921 yıllında İngiltere tarafından tanıtılmıştır. Bugün Amerika’daki perakende çips satışı 6 milyar Dolar seviyelerine, üretiminde çalışan insan sayısı ise 65000 kişiye ulaşmıştır.


PATATES: Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi’ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17’nci sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.


AMERİKADAN İLK GELEN SEBZE VE  MEYVELER


Hindi, tütün, mısır, domates, fasulye, biber ve patatesin anavatanı Amerika kıtası olup 16.y yılda getirilmiştir.


Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle çeşitli baharatlarla birlikte, ilk kez Avrupa’ya gelen yeni dünya meyveleri sebzeleri şunlardır: Hindistan Cevizi, kinin, kauçuk, çilek, yer fıstığı, kına ağacı, papatya, avakodo, kakao ananas. Ayrıca hindi, patates, tütün, mısır, domates, fasulye, biber de Amerika kıtasının keşfiyle yenidünyadan gelmiştir. Demek ki Avrupalılar, Kolomb’un Amerika’yı keşfine kadar bunların hiçbirini tanımamışlar, bu meyveleri hiç tatmamışlar.


Günümüzde, kahvaltıdan tutunuz da, hemen hemen her yemekte (salça, keççap, salata, yemeğe doğrama vb) her zaman kullanılan domates de, Kolomb sayesinde Amerika’dan getirtilip dünyaya yayılmıştır.


Domates, Şili ve Peru’dan (Güney Amerika) 1534 yılında Avrupa’ya gelmiş. 18.yüzyılda, (bazı kitaplarda da domatesin ülkemize 16.yüzyılda geldiğini yazıyor). Günümüzde domates ve patatessiz mutfak düşünülemez. Öyleyse, domates, patates ve öteki Amerika’dan gelen sebze ve meyvelerin hiçbirini peygamberler, Selçuklular,  Osman Bey’den, Orhan Gazi, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz, Beyazıt, Kanuni ve öteki insanlar yememişler. XVl. Ve XVll. yyıla kadar, Osmanlı Ülkesinde bu sebze ve meyveler ne tanınıyor, ne de yeniliyordu.?)


NEDEN HİNDİSTAN CEVİZİ DENDİ?


Bilindiği gibi Kolomb, Hindistan’ı başka deniz yoluyla bulmak için, Hindistan’ın zenginlik ve baharatına ulaşmak istiyordu. Amerika’ya ilk çıktığında 12–10–1493 de Bahama Adalarına vardı. “Hindistan sahillerine ulaştım” zannederek oraya “Batı Hint Adaları” adını koydu. İşte keşfin anısına günümüzde bile o adalara “Batı Hint Adaları” denilmekte. Kolomp’un Amerika’dan getirdiği cevizin adının, bu gün de Hindistan Cevizi olarak söylenmesinin tek nedeni, Kolomp’un o cevizi Hindistan’dan getirdiğini sanmasından başka bir şey değildir. Yoksa o ceviz Hindistan’dan getirildiği için değil…


Kolomb Amerika’dan dönerken gemisiyle getirdiği Amerikan yerlilerinden talan edilen tonlarca altın ve gümüşten başka, eşyalar arasan da dört tane Kızılderili, yukarda saydığımız bazı sebze ve meyveler, yanında en ilginçlerinden bir tane de hamak vardı. Dört Kızılderili bir kafes içinde bir sirk maymunu gibi, güya medeni Paris halkına günlerce gösterilir.


Bu vesile ile patatesin yurdumuzdaki durumuna kısaca bakacak olursak, durum şöyledir: Dünyamızda hemen yer ülkede patates ekiliyor. Artık günümüzde patates yemeyen ülke yok gibidir. Türkiye’de yılda dört milyon ton civarında patates yetiştiriliyor. Oysa bundan on yıl önce patates üretimi tahminen beş milyon tondan fazlaydı. Kısacası hastalıklar nedeniyle üretim düzeyi giderek düşüyor. Böylece kişi başına yılda 70 kilo patates düşüyor. Batılı ülkelere göre patatesin yetersiz ve kalitesiz olduğu söylenmekte.
Patatesin ekildiği 151 ülke içinde Türkiye 12. sırada yer alıyor; 150–200 bin hektar patates ekiliyor. Üretim miktarı açısından 13. sırada yer alıyor. Bu yıl kuraklık nedeni ile 40 ilde 425 bin çiftçi zarar göreceği, iki buçuk ila üç milyar YTL lik kuraklık zararı olacağı bekleniyor. Böylece ürününde yüzde yirmi beş kayba uğrayan çiftçiye devlet desteği verileceği Tarım Bakanlığınca bildirilmekte. 


Patates (Solanum tuberosum), patlıcangiller (Solanaceae) familyasından yumruları yenen otsu bitki türü. Boyu 60–80 cm’ye varan, beyazımsı-pembemsi çiçekler açan, yumruları hariç zehirli otsu bir bitkidir.


Genel özellikleri: Bitkinin toprak altında kalan yumruları “patates” olarak bilinir. Bu yumrular nişasta bakımından zengin olduğundan önemli bir besin maddesidir. Patateste nişastadan başka belli bir oranda protein de bulunur; nişasta %20, protein %12’dir. Besin değeri 95 kaloridir. Bitkinin toprak üstü kısımlarında zehirli alkoloitler bulunmasına karşılık yumruları zehirli değildir. Ancak çimlenmiş patateslerde de bu alkoloitler teşekkül ettiğinden zehirlenmelere sebebiyet vermektedir. Patates yumrularında bulunan nişasta taneleri yumurta veya armut şeklinde olup, 70-100 mikron büyüklüğünde tanelerden ibarettir. Patates dış kabuk rengine göre sarı ile kırmızı, etine göre beyaz ve sarı olarak ayrılır. Sarı patates makbuldür. Patates tohumuna milva denir.


Kullanıldığı yerler: Patates çiçeği şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Mide ve onikiparmak bağırsağı ülserinde yararlıdır. Karaciğer şişliğini de giderir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Damar şişliğinde faydalıdır. Sert bir şey yutulduğu zaman yabancı maddenin vücuda zarar vermeden çıkartılmasını sağlar. Patates yemek Basur memesi, yanık ve çıbanların ağrılarını geçirir. Ana vatanı Amerikadir (Güney Amerika-Peru) .


Bir konuda araştırma yaparken aşağıdaki kaynaktan patatesle ilgili şu ilginç notları buldum. Okuyucu ile paylaşmak istedim:


PATATES DANSI


Maorilerin  (Polinezya) körpe ürünler doğu rüzgârlarından zarar görmemesi için bir patates dansları vardır. Sert rüzgârlar ve öteki doğal olaylar ürünlere zarar vermesin diye, Maorili genç kızlar, tarlalara giderek dans ederler, gövdeleriyle rüzgârın esişini yağmurun yağışına, bitkilerin büyüyüp yeşermesine öykünürler. Bir yandan da ekin tarlalarında türkü söyleyerek, ekinleri de kendilerine uymaya çağırırlar; gerçekleşmesini istedikleri sonucu düşsel bir biçimde dansla yerine getirirlerdi. Dansın patatesleri (ürünü) koruyacağına inanırlar, böylece tarlaya daha bir güvenle bakar, beklerler.   


Kaynak: 1- Tarih öncesi Ege George Thomson Sf: 187
               2Kendi Yurdunda Sürgünsün Dr. Erdal Atabek Sf: 166–172)     
               3- Kız Kulesindeki Kızılderili-Sunay Akın Sf: 58–59
               4- 7 den 77 ye okul dışı bilgiler. Yalvaç Ural. Milliyet 29–5–2005 Sf: 8 23.6.2002               
                          Sf:14 Pazar 
               5- Patates ve Devrim Ulus Ata yurt 26.02.2004
                6 – http://eglence.superonline.com/2007_10_20/haber EDT23100_22.html
                7 – http://www.dogaseed.com/?s=87    
                8- http://www.kisiselbasari.com/Haber.asp?ID=3204            
                9- Tarım Giderek Önem Kazanıyor. Hurşit Güneş Gösterge Milliyet sf: 10


___________


* ckulaksizster@gmail.com.tr


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve + ten =