4. güç bitti, 5. güç verelim…

11 Nisan’da Virginia Tech Üniversitesinde Cho  Seung-Hui adında bir Güney Kore’li öğrenci cinnet geçirdi ve kampüsü basarak 32 kiyi katletti.
Özetle üniversiteyi kana buladı.
Bu olay bütün dünyayı ayağa kaldırmaya yetmişti.
Yetmişti çünkü bütün dünya bu peşpeşe işlenen seri cinayetleri, aslında toplu  katliamı TV’lerden naklen ve canlı canlı izlemekteydi.
Amerikan basını, çok mu güçlüydü de olay yerine hemen ulaşmış ve yayına başlamıştı?
Hayır…
Bu medyanın başarısı değil aksine canlı olarak verilen tüm haberlerin kaynağı sadece kampüste kalan diğer öğrencilerdi. Fırsatı kaçırmayan çoğu öğrenciler cep telefonlarıyla görüntüleri tesbit edip anında televizyonlara nakletmeyi başarmışlardı.

Açıkcası başarıya imza atanlar bu kez dördüncü güç değildi. Sade vatandaşlar devreye girmişti.
Yani beşinci güç
Bu ve buna benzer olayları artık vatandaşların tesbit ettikleri video kemarelardan sık sık görmeye başlayacaktık.
Nitekim Bülent Ersoy’un çiçeği burnundaki kocasının kaçamak yapmasını ve evliliğe nokta konulmasına neden olan görüntüler de bir sade vatandaşın işiydi.
Sade bir vatandaş tesadüfen rastladığı bu tabloya kemaraya almış, derhal para karşılığı servisini yapmıştı.
Artık dönem değişmeye başlamıştı.
Evet beşinci gücün tam anlamıyla devreye girdiği ve tüm sorumluluğ üstlendiği söylenemezdi.
Beşinci güç veya bana göre “üçüncü göz” vatandaş gazeteciliği denen bir mesleğin ilk işaret fişekleriydi bu gelişmeler.

Teknolojinin giderek değişime uğraması, her an ve her alanda yaygın olan, hatta çocukların dahi kullandığı mini kameralar sayesinde artık medya dünyasındaki bilgiler çeşitlenebiliyordu..
Hatta renklenebilir de…
Belki etik açıdan yeni tartışmalara neden olabilir ama gazeteciler, yani dördüncü gücü temsil edenler rakipsiz sayılmazlar artık.
Neticede “beşinci güç” gerçeğini artık kimse inkar edecek durumda değil.
Vatandaş gazeteciliği Türkiye’de de yaygın halegelirse ne olur?
İnsanların özel hayatlarının açığa çıkması, özgürlük alanlarının daralması ne anlama gelebilir?
Şüphe yok ki, bireysel özgürlüklerin ön plana çıktığı bu çağda beşinci güç yani sade vatandaş gazeteciliği eğer ticari amaçlarla saptırılmazsa bir derece yararlı da olabilir.
Eğer sadece  sosyal, güvenlik ve ahlaki sorumluluk gerekçesine dayanan bu tür olayların yayın yoluyla geniş kitlelelere ulaşması sağlanıyorsa, bir derecede mazur görülebilir.
Hatta desteklenebilir de..
Ama eğer bu yeni alan çeteler, mafya ve ticari amaçlı örgütlenmelerle kirletilmeye ve etik dışına taşınmaya başlanırsa işte o zaman vatandaş iki kere yandı demektir.
Birincisi,  mağdur olan vatandaş yanar.
İkicisi, beşinci güç  yani vatandaş gazeteciliği yara  alır ki bu da hiç hoş olmaz.
Göreceğiz ileriki dönemlerde neler olacak?
Artık birileri bizi kapalı yerlerde değil ama her yerde gözetliyor olabilir.
Dünyamız küçüldü, gezegenimiz minik bir köye dönüştü derken,  açık alanlar dahi artık hem güvenli değil, hem de üçüncü gözün gözetimi altında.
Üçüncü göz radarına yakalanmak herkes için mümkün.
Yarası olan gocunur, siyaset yapan sakınır..
Devlet sorumluluğu alanlar bundan korkmalı.
Benim aslında merak ettiğim husus, eğer vatandaş gazeteciliği güven verici, ciddi ve doğru yapılırsa, dördüncü güç ne yapar?
Yani yani dört ve beşinci güçler arasında  “hava sahası” ihlalleri  yaşanabilir.
Hava sahası ihlalleri  son derece riskli bir tablodur.
İki tarafın sık sık “it dalaşı”na girmeleri, birbirlerini taciz etmeleri mümkün olabilir.
İt dalaşına asırlardır alışık olan dördüncü gücün, bu yeni oluşum karşısında da zorlanacağını sanmam.
Türk medyası, yani dördüncü gücün temsilcisi bazı yayın organları bugünlerde Ergenekon klasörleri arasında görünmeye başladı.
Esas vatandaş gazeteciliğinden değil, Ergenekon klasörlerinde yer alan cd kayıtlarındakı konuşmalar önemli dördüncü gücün bir kısım yayın organları için.
İt dalaşını düşünecek halleri mi kaldı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ten − 2 =