76 yaşındaki kadına savaşta yapılmayacak zulüm!

76 yaşındaki kadına savaşta yapılmayacak zulüm!

0
PAYLAŞ
YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Isparta’da 76 yaşındaki Ümmühan Nine’nin evini kullanılamaz hale getiren HES şirketinden mağdur aileye çirkin yakıştırma: ‘Mağdurmuş gibi yaparak kurumları ve bizi rahatsız ederek ev ve para koparmak istiyorlar!’
 
Isparta’nın Sütçüler ilçesinde yapımı tamamlanan Kasımlar Barajı ve HES projesinin mağdur ettiği 76 yaşındaki Ümmühan Uysal’ın evi her türlü uyarılara rağmen göz göre göre sulara gömüldü. Aylardır adalet arayışını sürdüren yaşlı kadının sağlığı bozuldu. Tedavi olmak için evinden ayrıldığı sırada barajın sularına gömülen evi ve eşyaları kullanılamaz hale gelen Ümmühan Nine, Antalya’da yaşayan çocuklarının yanına sığındı. Yaşadıkları sorunun çözülmesi için dilekçeyle Isparta Valiliği’ne başvuran yaşlı kadının oğlu Hasan Uysal’a resmi kurumlar aracılığıyla yanıt veren baraj şirketi ise dilekçenin amacının mağdur rolü yaparak rahatsız etmek olduğunu savunarak, kamu yetkililerinden yaşlı kadının evinin boşaltılması için gerekli uyarının yapılmasını istedi.
 
Isparta’nın Sütçüler ilçesinde, Yukarı Köprüçay Havzası’nda yapımı tamamlanan Kasımlar Barajı ve HES projesi, Darıbükü köyünü su altında bırakmaya başladı. Barajda elektrik üretimi denemeleri başlama aşamasına gelindi ancak Darıbükü köyünde yaşanan mağduriyetlere her geçen gün yenilerinin eklenmesi tepkilere neden oldu.
KÖYLÜYE  BİLGİ VERİLMEYİNCE DEVLETTEN BİLGİ İSTEDİ
Baraj mağduru Darıbükü köylülerinden biri olan Hasan Uysal, köyünde baraj inşaatı sürerken kendilerine hiçbir şekilde bilgi verilmediği ve yaşlı annesini geleceğinden endişe ettiği için Nisan 2016’da Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na yazılı olarak başvurarak proje hakkında bilgi istedi. Barajın sularına gömülecek evlerin yerine inşa edilen yeni evlerin köylünün yaşamına uygun olmadığını düşünen Uysal, kamulaştırmadan sorumlu kurum olan EPDK’dan bu sorunun çözülmesini talep etti.
EPDK: ‘BİZ SORUMLU DEĞİLİZ, KÖYLÜYLE FİRMA ARASINDA’
EPDK’nın, 2 Haziran 2016 tarihinde Hasan Uysal’a verdiği yanıtta, ilgili HES firmasına 2010 yılında üretim lisansı verildiği belirtilerek, 49 yıl süreyle bu üretimin gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan taşınmazların kamulaştırma kararı alındığı kaydedildi. Söz konusu taşınmazların malikleriyle uzlaşma sağlanamaması durumunda kamulaştırma bedellerinin mahkemece tespiti yapılarak taşınmazların idare adına tescili amacıyla ilgili Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvuru yapılacağı belirtilen EPDK yanıtında, baraj projesi yüzünden evlerinden olan köylüler için yüklenici firma tarafından yapılan evlerle ilgili bir sorumluluk kabul edilmediğinin de altı çizilerek şu ifadelere yer verildi: “Lisans sahibi tüzel kişilik tarafından kamulaştırma bedellerine karşılık yapılan evlerle ilgili kurumumuzun herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Bahse konu evler, taşınmaz mal malikleri ile lisans sahibi tüzel kişisi arasındaki sözleşmeye dayanılarak yapılmıştır. Bu konuda kurumumuza herhangi bir görüş sorulmamış ve kurumumuzla herhangi bir protokol veya sözleşme yapılmamıştır.”
 
HAKKINI ARAMAK İÇİN DAVA AÇTI, DOSYALAR KARIŞTIRILDI
Baraj projesi için kamulaştırma sorumluluğu bulunan EPDK’nın ayıplı evlerle ilgili sorumluluk kabul etmemesi üzerine ‘el koyma’ anlamına gelen kamulaştırma kararına karşı Danıştay’da iptal davası açan Ümmühan Uysal, mahkemenin vereceği kararı beklemeye başladı. Ancak Danıştay’da dava dosyaları karıştırılarak Uysal’ın davası Aydın Kuşadası’nda inşa edilmek istenen bir RES projesine açılmış gibi gösterilmesi yaşlı kadının umutlarını suya düşürdü.
SAĞLIĞI BOZULAN YAŞLI KADININ EVİ VE EŞYALARI SUYA GÖMÜLDÜ
Bu hukuk skandalının ardından aradan barajda su tutmaya başlanmış ve hızla yükselen sular Ümmühan Uysal’ın evine ulaşmıştı. Gidecek bir yeri olmayan Ümmühan Uysal, bu gergin bekleyiş yüzünden sağlığı bozulunca geçtiğimiz hafta tedavi olmak için Isparta’ya getirildi. Ancak Uysal’ın evinden ayrıldığı gün iyice yükselen sular evini ve eşyalarını kullanılamaz hale getirdi. Evlerinin ve eşyalarının zarar görmesi üzerine Sütçüler Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunan Hasan Uysal’ın başvurusu üzerine Darıbükü köyüne gelen Jandarma, ev ve eşyalarla ilgili tutanak tuttu.
DEVLETTEN YARDIM İSTEDİ, GELEN YANITLA BİR KEZ DAHA YIKILDI
Bununla da yetinmeyen Hasan Uysal, bir dilekçe ile Isparta Valiliği ve DSİ 18. Bölge Müdürlüğü’ne başvurarak uğradıkları haksızlığın ve yaşadıkları zararın giderilmesini istedi. Ancak onlarca yıllık birikimleri ve tüm yaşam alanları sulara gömülen Hasan Uysal yetkililerden sorunun çözümü yönünde bir adım atılmasını beklerken gelen resmi yanıtlarla adeta bir kez daha yıkıldı.
HES ŞİRKETİ, SUYA GÖMÜLEN EVİN BOŞALTILMASINI İSTEDİ
DSİ’nin konu hakkında bilgi talep ettiği yüklenici firmanın verdiği yanıtta, evi su altında kalan Ümmühan Uysal’ın ancak bedel artırım davası açabileceği ancak evi boşaltmama veya dava açarak yürütmeyi durdurma hakkı olmadığını savunuldu. Ailenin mağduriyetinin giderilmesi için Sütçüler Kaymakamlığı’nın yeni yapılan evin verilmesi konusunda talebi olduğuna dikkat çekilen yüklenici firmanın yazısında, “Biz de aldıkları kamulaştırma bedelini geri ödemelerini ve arsalarını hazine adına tescil etmeleri durumunda yapılan evi verebileceğimizi belirttik fakat razı olmadılar. Göl seviyesi evlerinin altına kadar geldi. Önümüzdeki hafta yağışlı olacağından, evlerinde bulunan eşyaların bu hafta sonuna kadar boşaltılması gerekmektedir” denildi.
‘MAĞDURMUŞ GİBİ YAPARAK BİZİ RAHATSIZ ETMEK İSTİYORLAR’
Yüklenici firmanın yanıtında ayrıca Hasan Uysal’ın hakkını arayabileceği tek yol olan dilekçe hakkı da zan altında bırakılarak, şu ifadelere yer verilmesi dikkat çekti: “Dilekçenin amacı, kamulaştırma bedelini ve evi almak için kurumları ve bizi mağdurmuş sıfatı ile dilekçelerle rahatsız ederek amaçlarına ulaşmak için basın dâhil her yol denenmekte olduğu kanaatindeyim. Yasal uygulamalar yerine getirildiği için, Ümmühan Uysal’ın yasal olmayan evinin eşyalarını almaması bize sorumluluk getirmez. Evlerini hafta sonuna kadar boşaltması için makamınızca gerekli uyarının yapılması hususunda gereğini arz ederiz.”
 
HASAN UYSAL: ‘BİZ SADECE ADALET İSTİYORUZ’
Yaşadıklarıyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Hasan Uysal, 1,5 yıldır hak arama mücadelesi uğruna çalmadık devlet kapısı bırakmadıklarını belirterek, “Elimizi nereye uzattıysak geri çevrildik. Devlet ne yazık ki vatandaşının hakkını korumak yerine şirketin çıkarını koruyor. Benim ve ailemin 100 yıllık birikiminin değerini kim nasıl ölçebilir. Bize bu yazışmalarla verdikleri yanıtlarda dilenci muamelesi yapıyorlar. Biz sadece adalet, hak, hukuk olsun istiyoruz. Hakkımız olmayan bir şey istemiyoruz” dedi.
 
İlgili firmanın verdiği yanıtta kendilerine yönelik “Hem ev hem para istiyorlar” gibi aşağılayıcı beyanlarda bulunduğunu dile getiren Uysal, “Yaşadığımız haksızlıklar basın yoluyla dile getirmeyip de ne yapacağız? Yandıysak yandık, öldüysek öldük demek bile çok görülüyor artık. Biz derdimizi nasıl anlatacağız? Bize verdikleri yanıtta ‘ev hazine adına tescil edilsin deniliyor, daha tescil davası bile açılmamış. Her defasında bir başka tutarsızlıkla karşılaşıyoruz” diye konuştu.
‘HAK VE ADALET ARAYIŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ’
Baraj gölüne gömülen evleri ve eşyalarının tazmin edilmesini beklerken ilgili kurumlardan aldıkları yanıtlarla iyice yıkıldıklarını belirten Uysal, “Enerji, gariban insanların yaşamları yok edilerek üretilecekse bu vicdanlara nasıl sığacak? Biz vatanına, milletine bağlı insanlarız. Ancak bu yaşadıklarımızı sindirmemiz mümkün değil. Hak ve adalet arayışımızı sürdüreceğiz” dedi.
AV. RÜZGÂR GÖKÇE: ‘YAŞANANLAR İŞLEYİŞİN KEYFİLİĞİNİ GÖSTERİYOR’
Ümmühan Uysal’ın avukatı Aynur Rüzgâr Gökçe ise kamulaştırmayla ilgili tescil davasının henüz açılmamış olduğuna dikkat çekerek, “Bu konuda mahkemece alınmış bir tahliye kararı yok. Ancak DSİ yetkilileri  ‘bize böyle bir bilgi gelmedi’ diyorlar. Oysa hukuki süreci birebir takip etmek zorundalar. Çünkü bu konuda taraflar. ‘Biz bu sürecin bittiğini biliyorduk ve köylüler bu konuda inat ediyorlar. Kendilerine yapılmış bir ev var oraya taşınmıyorlar. Evlerinin parası hesaplarına yatmış onu almıyorlar. Hem ev, hem para diyorlar. Bu ikisini verme şansımız yok. Bu konuda bir dilencilik konumuna geldiler. Onların süresi bitti. Bir şekilde oradan çıkacaklar. Bizim artık suyu tutma ihtimalimiz yok’ diyor DSİ yetkilileri.  ‘Hukuki süreç tamamlanmıştır’ diye resmi bir cevapları da var. Oysa bir kamu kurumunun hukuki sürecin ne olduğunu bilmeden böyle resmi bir cevap vermesi de aslında işleyişin ne kadar keyfi olduğunu gösteriyor” dedi.
‘KAMULAŞTIRMA VE ÇEVRE KANUNU TERSİNDEN UYGULANDI’
Tartışmalı baraj projesinde kamulaştırma kanunu ve çevre kanunu prosedürlerinin idare tarafından tersine uygulandığını savunan Gökçe,  “Acele kamulaştırma sürecinden bile vahim bir süreç var ortada. Önce DSİ, Orman ve ilgili diğer kurumlardan geçici bir izin alınıyor. Bu geçici izinler alındıktan sonra ÇED raporu hazırlanıyor. Bu rapor da EPDK’ya gönderilerek enerji üretim lisansı başvurusu yapılıyor. Ancak buradaki süreç şöyle işliyor, ilk önce EPDK üretim lisansı veriyor. Oysa bu lisansın en son verilmesi gerekiyor. Daha sonra DSİ ile su kullanım hakkı anlaşması imzalanıyor ve DSİ ile Orman Genel Müdürlüğü’nün vermesi gereken izinler sonra alınıyor. Buradaki en büyük sakınca şu; ilk verilen izinler geçici olmasına rağmen idari işlem sayılıp bu kurumlar da sorumluluk altında oluyorlar. Ama bunlar prosedürü tersinden işleterek bu izinleri idari işlem kalıbından çıkardıkları için biz bu işlemlere dava açamıyoruz. Yani bu durum idareyi taraf olmaktan çıkartıyor. Sadece bizim husumet yönelteceğimiz kurum EPDK oluyor. Onlar da diyorlar ki ‘izinleri DSİ verdi ve OGM verdi ve biz bunun üzerine işlem yapıyoruz diyorlar. Oysa onların bir taraf sıfatı bile yok” diye konuştu.  
‘DEVLETLE ŞİRKET AYNI TARAFTA, İNSANLAR BASKIYLA İKNA EDİLİYOR’
Kasımlar Barajı ve HES projesinde evlerini yitiren köylülere, kamulaştırma bedelleri yerine yüklenici firma tarafından yapılan evlerle ilgili de konuşan Avukat Gökçe, şu değerlendirmede bulundu:  “EPDK ve çevre kanununda der ki; kamulaştırmalarda kamulaştırılan yerin sahiplerine ayni bir yardım yapılamaz. Mülk sahibine kamulaştırma bedelini para olarak vermek zorundasınız. Çünkü daha sonra hukuki bir anlaşmazlık çıkmasın. Ancak burada EPDK bu kamulaştırmayı şirkete devrediyor. Şirket de satın alma yoluna gidiyor. Aslında bireysel olarak gidip insanları baskı altında ikna ediyor. Yerlerini devir alıp karşılığında bir ev verdiği için de kamulaştırma bedeliyle ilgili devleti hiç uğraştırmamış oluyor. Burada şirket ile devlet arasında bir organizasyon var. Doğrudan bir ilişki var. Devlet, yetkisini tamamen şirkete devrettiği için şirket üzerindeki denetim yetkisini de böylece kaldırmış oluyor aslında. Şirket, devletin bir eli gibi çalışıyor. Daha sonraki denetim sorumluluğu devam etmesi gereken bir durumda bu çok sakat bir şeye dönüşüyor. Çünkü devletle şirket aynı tarafta. Denetim yapmasını beklemek çok gereksiz hale geliyor.
 
‘BURADA KORUNMASI GEREKEN VATANDAŞIN MÜLKİYET HAKKI’
Aslında buna şöyle diyebiliriz: EPDK’nın başkanının gidip oradaki evleri kendi adına satın alması mümkün mü, değil. Yani bunu kişisel bir takım baskı mekanizmalarıyla çözüyorlar. Bir vatandaş ile devletin koşulları ve imkânlarının eşit olması mümkün değil. Kamu baskısı yaratarak bu devri sağlıyorlar. Bu da ancak özel şirketin çıkarına sonuçlanıyor. Burada korunması gereken vatandaş ve onun mülkü, mülkiyet hakkı. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı vs. Bunları koruması gerekiyor devletin. Çünkü bu konudaki devletin denetim sorumluluğu çok ağır. Bu denetim sorumluluğunu artık ondan beklemek,  görevi suistimali görmezden gelmek demek. Bu da aslında bir tür rüşvet döngüsü anlamına geliyor. Çünkü denetleyecek olan idareyi denetleyecek bir başka kurum yok ortada.”
 
EPDK YAŞANANLAR HAKKINDA NE DİYOR
Hasan Uysal’ın annesinin yaşam alanını korumak için açtıkları davayı anımsatarak su tutma işleminin dava sonuçlanıncaya kadar durdurulması talebiyle EPDK’ya ilettiği ihtarnameye verilen yanıtta, bu talebin hukuki bir dayanağı olmadığı savunularak, Danıştay 6. Dairesi’nde devam eden davanın su tutma konusunda hiçbir engel teşkil etmediği kaydedildi.

BİR CEVAP BIRAK