AB=Artık Bıktırdınız

İnsan haklarının kırık kriterleriyle, teroriste mağdur, öldürülene ise kim vurduya giden maktul muamelesi yapabiliyorlar… Sabancı’nın katilini, cinayeti tam otomatik silahla işlemediği gerekçesiyle, dalga geçer gibi 6 yıldır Türkiye’ye iade etmeyen Brüksel havarileri, Fransa’da 7 kızı öldüren seri katili, cinayetleri ne ile işlediğine bakmadan komşusu Fransa’ya iade edebiliyor… Yani kısaca AB’nin bir A standardı var bir de B standardı, duruma, zemine, ülkeye ve vakaya göre uygulanabilen esneklikte… Bizim için kriter olan dayatmalar,  bunlar için çıtır çıtır yedikleri kraker kıvamında… Arsız Batılılar diye mi yapsaydık acaba açılımı…


Bu çelişik örneği iyi irdelemek lazımdır. Çünkü burda, mekanik batı zihniyetinin tutarsız ve tipik oyalamacılığı ve yanardöner yorumculuğu, bütün çıplaklığı ile gözlemlenebiliyor. Tıpkı, “ sizi AB’ye almayı istiyoruz, ama tam otomatik olarak dümen suyumuza girerseniz “  demek gibi birşeydir, sürdüregeldikleri sürüncemede süründürülme sürecimiz… Herhalde bizler de, yüzümüz batıya dönük vaziyette, ama geri geri gitmekte olduğumuz için yarı otomatik sayıldığımızdan dolayı giremiyoruz içlerine…


Bunun farkında olan zeki hükümetimizin aslında AB ile işi olmadığından ve AB’ yi işine geldiği şekilde kullanmakta olduğundan, AB ile AK güzel ve virtuel bir işbirliği ile sinerji yaratmaktadırlar adı konmamış şekilde… Laikliği de kullansalardı aralarında, ABLAK olurlardı artık iyice… Batı TV’lerinde resmen Türk islam Cumhuriyeti olarak telaffuz edilmeye başlanan adımızla bunların aralarına katılmamız dünyevi bir devrim olurdu herhalde, haçlı seferlerini inkar etmesi adına batının…


Ve benim garip ülkem, batıya ulaşmak için devamlı doğuya giden Macellan rolündedir ve uzaktan komutlu oyuncaklar gibi yüzdürülmektedir sığ sularda… Macellan’ın Hindistan’ı bulup, Amerika sanması gibi, biz de herhalde sonunda geri geri doğuya doğru gide gide ata topraklarımız olan Orta Asya’ya kavuşacağız ve herşey orjinal şekliyle yerli yerine oturmuş olacak böylece… Belki orda zamanında set yaptırttığımız Çinle minle bir işler kurarız…  Eh zaten dünya küçülmekte değil midir? Altaylarla, Alplerin arası ne kadarcık kalmıştır? Taklamakan çölleri ile Arizona çölleri aynı kuraklıkta değil midir insani değerlerle? İletişim teknolojisi ne kadar küçültmekteyse , değer yargılarının yozlaşması ve savaş utançları da o kadar küçültmektedir dünyayı… O zaman ne doğusu ne batısı kalmıştır bu küçük kürenin…  Ortada bir yuvarlak vardır ve yanardöner şekilde dönmektedir fırıldak gibi…


Esas doku uyuşmazlığı gerçeğinin AB’ ye kazayla girersek  o zaman görüleceğinden habersiz olan ve kolay dizginlenemeyen Akdenizli kanımızın AB mekanizminde kolay nefes aldırmayacak ritmde robotik bir tempoyla regüle edileceğini bilemeyen halkımız, hazırlopçu beklentiyle, gurbet ellerde , elleri bellerinde , serbest serbest dolaşabileceklerini sandıklarından ve ne olursa olsun şimdiki hayatlarından daha üst bir standarda kavuşacaklarını düşündüklerinden dolayı,  AB’nin esas açılımının Anlamsız Beraberlik olduğunun farkında değildirler…


Herşeyden önce kalıtımsal nedenlerle asla kalıplara sokulamayacak olan, asla disipline edilemeyecek olan necip milletimizin AB’ye girmesi halinde, AB’nin zaten yitirilmekte olan total kalitesinde daha da hızla deformasyonlar oluşma tehlikesi de doğmaktadır. Diğer yandan AB insanı, pek matah olmayan ortalama insani vasıflar ölçeğinde, her ne olursa olsun daha az bozulmuş olan bizim insani değerler ortalamamızın bariz farklarla çok altında kalmaktadır aslında. Dağları yüksek gösteren, ovalarla çukurlardır… Batılıya medeni görünümünü ağır yaptırımlı sıkı kurallar sağlar. Bir anlamda kuralların bilinçaltı baskısı nedeniyle deşarj olamama sendromlarının ne gibi durumlarda taşma yaptığını çok iyi biliriz… Bizde bireysel hesapsızlıktan duvara çarpmış olan kredi kartları batağı bile kartzedeler sıfatıyla fakir ama eksikli devletten şefkat görebilir. Oysa sıkı kuralların işlediği ve kişi başı gelir ortalaması Türkiye’nin kat kat fazlası olan İngiltere’deki astronomik kredi kartları batağı niyedir acaba? 


AB’de veya ABD’de bir süper markette kapatın bakalım ışıkları, medeni yağmacılık ne boyutta olacak?  Bizde sokaklara tükürme özgürlüğü vardır… Bunlarda inanın daha çoktur tüküren… Hatta bizim cahil insanımız bile sota bir yer bulur ama bunlar olur olmaz yerlere işerler… Ailevi değerler bizde hala içten gelen güdülerle, genlerle çoğunlukla korunmaktadır… Bunlarda zorlama ve çıkara dayalıdır ve azdır… Biz en azından duygusalızdır ve insani duygularımız daha az kaybolmuştur… Ama böyle duygu gibi insani vasıflar, maddenin baskın olduğu ortamlarda pek ortalama hesabına katılmazlar… Bizim özellikle kırsal insanımız, kapısını çalan aç bir yabancıyla hala daha katığını paylaşabilmektedir… Oysa bir yabancının değil yemeğinden bir lokma almayı, tek sigara bile istersen senden para talep edebilir büyük olasılıkla…İşte doku uyuşmazlıkları böyle farklı basit açılardan da sabittir…


Bir şekilde becerip AB’ye girsek dahi , sonrası aşamalar yaşandıkça hüsranlar yüklenebilir bize… Onlar bizim dümen suyumuza girmeyeceklerine göre, mecburen biz geride kalan , hasbelkader korunmuş üç beş vasfımızı da yitirerek onlara yaklaşacağız… Ya da kelaynak kuşu gibi aralarında sırıtacağımız için, rövanşı kendi yöntemlerimizle almaya çalışacağız…  Zaman içinde, AB uğruna kaybettiklerimizin değeri daha iyi anlaşılacaktır kazandıklarımızın yanında… 60 lardaki göçlerden sonra, nerdeyse 4 üncü kuşağı ile Avrupa’da olan temsilcilerimizin, hem de hergün içiçe yaşadıkları Avrupalıların yaşam örneklerini gözlemlemek durumunda iken bile oralara ne kadar uyumlu oldukları aşikardır… Hiç böyle bir gözlem şansı olmayan Anadolulunun AB adaptasyonu nice olacaktır acaba? Tüm bunlar bizim AB ile islam kimliğimiz dışındaki farklılıklarımızdır. Aslında çoğu AB ülkesinin tam anlamıyla laik olduğu da söylenemez… 


Aslında mekanik ülkelerin mekanik çarkları daha öğütücüdür ve Avrupa Birliği, tanımı henüz yapılmayan, zorlama ve zahiri bir süreçtedir. Almanya ile Fransa biz girene kadar muhtemelen Adio Bitte deyip, ya da EU‘nun açılımıyla Elveda Uluslar deyip kendi işbirliklerini geliştirecekler. 60 yıl önce savaşan bu iki ırk, gizli ırkçı politikalarının ortak paydasını su yüzüne çıkartarak, sırtlarında taşıdıkları diğer küçük üyeleri dışlayacak, ABD’ nin köklü ahbabı İngiltere de, kerhen bulunduğu AB’den çok, kökü olduğunu iddia ettiği ABD’ye dönük tavır sergileyecek ve geri kalan birliğin dirliği veya en azından temel işlevi böylece yitirilecek gibi görünmektedir…  Pek net çaktırılmasa da ekonomik anlamda çöküş sürecinin başı yaşanmaktadır garp cephesinde… Sonunda AB ile ABD’nin karşı karşıya geldiği bir süreç bile oluşabilir, yeni dünya düzeni, çevreyi yeterince düzdükten sonra… Çünkü ganimetlerin tek tarafa akması eli kolu bağlı seyredilmeyecektir… Arzın Baş Delisi ABD,  Urbaları Kırmızı ortağı UK ile yalnız yiyemeyeceklerdir hasılatı öyle kolay kolay… Zaten USA, Usame bahanesi ile  yeni dünya düzeni kurarken, anlaşabilecek midir bakalım  farklı kaba yapanlarla?


Bunca hızlı değişkenlikler arzeden ve çarpıcı gelişmelere gebe olan dünya üstünde, körükörüne AB rotasına kilitlenmek doğru mudur acaba?  Bizim asla giremeyeceğimiz önümüzdeki 10 sene içinde, AB’nin başkalaşım geçireceği belli iken ve şimdiki anlamında ve kimliğinde olup olmayacağı belli değil iken, bizim doğuya giden gemide batıya koşan halimizle bunca girdaplar ve dalgalar arasında , hele hele yeni dünya düzeninde, nereye, nasıl varacağımızı Allah Bilir…


Ortada Anası Bellenmiş bir AB kalmışsa eğer, hala oraya girecek miyiz? Yoksa başka ufuklarımız var mıdır? Peki bizim bu tür kaçınılmaz gelişmelere göre A ve B planlarımız var mıdır acaba? 


Metin Sözüçetin

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.