ABD düşmanlığının nedenlerini sorgulamak

Bu yazıda irdelemeye çalışacağımız, Amerikan düşmanlığının doğru ya da yanlış olup olmadığı değildir. Yapmak istediğimiz, Türkiye’de son yıllarda ciddiye alınabilecek oranda yükselme gösteren Amerikan düşmanlığının küresel, ulusal ve yerel ölçekteki nedenlerinin sorgulanmasıdır.


Bilimsel açıdan yanıtı aranması gereken soru; Türkiye, bunca aşağılanma ve dışlanmaya karşın, nasıl oluyor da Avrupa macerasına devam etme kararlığından hiç bir ödün vermezken ve toplumda Avrupa ülkelerine karşı ciddi bir sorgulama ve düşmanlık ortaya çıkmazken, Amerikan düşmanlığının toplumun bütün kesimlerinde gözle görülür bir siyasal kimlik unsuru haline geldiği sorusudur.


Amerikan düşmanlığı, Türkiye’de (ve özellikle Arap ülkelerinin büyük çoğunluğunda) bireylerin ve toplulukların siyasal kültürlerinin bir parçası haline gelmiştir. Bu çerçevede, bireyin ya da toplumun siyasal kültürünü biçimleyen unsurların neler olduğu ve bunların hangi koşullarda ortaya çıktığını irdelememiz gerekmektedir.


İster bireysel düzeyde, ister topluluk düzeyinde ya da isterse de ulusal düzeyde olsun (belki bu ölçeği küresel siyasal kültür boyutunda da ele almak yararlı olabilir) siyasal kültür,birey ya da topluluğun siyasal olana ilişkin bilgileri, duyguları ve değerlendirmelerinin bir bileşkesidir. Bu bileşke, bireyin öğrenme ve davranış ile düşünce geliştirmesi sürecini ifade eden toplumsallaşma süreciyle çok yakın ilişkilidir. Ancak birey, yalnızca dış
çevreden elde ettiği bilgiler ve düşünceler yoluyla davranış ve düşünceler geliştirmez. Fakat aynı zamanda, kişilik özellikleri, içinde bulunduğu toplumsal statü, ekonomik durumu, eğitim durumu gibi kişisel özellikler ve bireyin kişisel psikolojik durumu da bireyin siyasal kültürünü oluşturan bilgi, duygu ve düşüncelerinin oluşumunda önemli etkilere sahiptir.


Amerikan Düşmanlığı ve Siyasal Kültür


Temel savımız ; Amerikan düşmanlığının, Türkiye’de birey ya da topluluk düzeyinde siyasal kültürün unsurlarından birisi durumuna gelmiş olduğudur.


Siyasal kültür, 1970’li yıllardan başlayarak üzerinde sınırlı araştırmalar yapılmış bir konu olup bir kaç tanım denemesine karşın, kolay anlaşılabilir bir tanımı üretilememiş kavramlardan birisidir. Easton, siyasal kültürün anlaşılması güç bir tanımını yapmıştır. Diğer tanımlama çabalarında da bazı unsurlara ağırlık verilerek tanımın sınırlı tutulduğunu görmekteyiz. Gabriel Almond ve Sydney Verba’nın “civic culture” kavramıyla tanımlamaya çalıştıkları siyasal kültür, kendi teorilerini meşrulaştırma düşünceleriyle yapılan bir çalışma olarak kalmıştır.


Hemen bütün tanımlama çabalarında, siyasal kültürün ne olmadığı konusunda bir açıklığa rastlayabiliriz. Bu açıklık, siyasal kültürün siyaset ile ilgili her şey olmadığı ya da güncel siyasal duygu ve düşüncelerin hepsini içermediği yönündedir. Ne var ki, siyasal kültürün neyi ve ne kadar içerdiği konusunda açık bir tanıma rastlamak olanağı da bulunmamaktadır.


Genel olarak siyasal kültür tanımı yapılırken, tanımın hangi unsurları içerdiğini belirlemek zorundayız. Böyle bir başlangıç, kavramın tanımlanmasında içeriğin de göz ardı edilmemesi sonucunu kapsadığı için daha anlaşılır ve içerikli tanımlama çabasına olanak sağlayacaktır.


Siyasal kültür, bütün olarak içinde yaşanılan ya da dış çevredeki siyasal sitemlere, siyasal kurumlara, siyasal olaylara ve siyasal aktörlere karşı bireyin ya da topluluğun sahip olduğu bilgilerin, duyguların ve düşünceler ile değerlendirmelerin bütünüdür. Bu anlamda, güncel siyasal olaylara karşı hissedilen ya da sahip olunan düşünceler de siyasal kültürün bir
parçasıdır. Ancak temel olarak siyasal kültür, bir bireyin genel olarak siyasal sistem, ideolojiler, siyasal kurumlar ve pratiklere karşı sahip olduğu bilgi, duygu ve değerlendirmeler bileşkesidir.


Toplumsallaşma Sürecinde Amerikan Düşmanlığı


Toplumsallaşma süreci, genel olarak, bireyin öğrenme ve davranış geliştirme sürecidir. Bu süreçte birey, kişiliği ve siyasal kimliğini de kazanmaktadır. Toplumsallaşma süreci, belirli aşamaları içeren ve bu aşamaların hepsinde bağımsız ya da diğer aşamalarla birlikte öğrenme ve davranış geliştirmeyi kapsayan yaşam aşamalarıdır.


Toplumsallaşma sürecinde ilk aşama, ailede öğrenme sürecidir. Bu süreçte aile bireyleri ile ilişki içinde olan birey (çocuk), anne, baba ya da diğer aile bireylerinden bilgi ve duygular ve düşünmeyi öğrenecektir. Aile sonrasındaki toplumsallaşma, okul ve arkadaş gruplarında gerçekleşecektir. Daha sonra ise dış çevrenin önemli unsuru olan kitle iletişim araçlarından öğrenme süreci başlayacaktır.


Türkiye’de 1960’lı yıllardan başlayarak özellikle genç kesimde başlayan Amerikan düşmanlığı ve Amerikanın (Vietnam, Küba, Nikaragua gibi) haksız savaş pratikleri, bugünün yetişkin kesimlerinde ciddi bir Amerikan sevgisizliği yaratmıştır. Bu kuşakların yetiştirdiği bireylerin, ister anne ve baba olarak, ister okulda öğretmen olarak ve isterse de medyada yazar olarak çocukların gelişimini ciddi biçimde etkilediği söylenebilir. İddialı da olsa
şöyle bir savı geliştirmek olanaklıdır : Bugün 1950 sonrası doğumlu kesimlerin büyük çoğunluğunda çok belirgin bir Amerikan sevgisizliği ve büyük ölçüde Amerikan düşmanlığı olduğu görülmektedir.


Toplumsallaşma süreci ile 1968 kuşağı gençliğinin siyasal ve kültürel birikimleri yeni kuşağa yansıtılmış ve bu durum, Amerikan düşmanlığı ve sevgisizliğini içeren bir siyasal kültür oluşumuna kaynaklık etmiştir.  


Din ve Amerikan Düşmanlığı


Türkiye, nüfusunun çok büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkedir. Müslüman siyasal kimlik, İsrail ittifakı ile Arap coğrafyasında diktatörleri destekleyen ve Filistin kıyımına ortak olan Amerikan politikaları, meyvelerini bütün İslam coğrafyasında toplamaya başlamıştır. Bugün bütün Arap coğrafyası, temel siyasal kültür olarak Amerikan düşmanlığı ile iç içe yaşamaktadır. Bu Amerikan sevgisizliğinin son 10 yılda ülkemizde de artması tesadüf olamaz. Özellikle 1980 sonrasında beslenen dinsel siyasal akımlar ve radikal dinci örgütler, komünizm düşmanlığı yapacak sanılırken, sosyalist devletlerin ideolojik kimliklerini terk ederek liberalleşmeye başlaması üzerine Amerikan düşmanlığına yönelmişlerdir. Arap coğrafyasında ve özellikle Afganistan’da çok açık biçimde ortaya çıkan bu gerçek, Türkiye açısından da çok zaman geçmeksizin ortaya çıkmaya başlamıştır.


İslam ile Amerikan düşmanlığının kesişmesi, Amerikan güdümlü olan siyasal akımlar ile önlenmeye çalışılmıştır. Ancak, bu akımlar içinde etkin ve lider konumundaki bireylerin bile; dinsel farklılık, İsrail faktörü ve Filistin sevgisi nedeniyle ciddi biçimde Amerikan düşmanlığı barındırdığı görülmektedir.


Yoksulluk ve Amerikan Düşmanlığı


Dünyanın tek kutuplu bir küreye dönüştüğü son günlerde, yoksul ülkelerin ve yoksul kitlelerin, yoksulluklarının sorumlusu olarak zengin Batı ülkelerini ve onların patronu konumunda olan Amerika’yı görmesi kadar doğal bir tutum olmaz. Dünyanın yoksul halkları, yoksul bireyler ve özellikle Afrika’nın yoksul kitleleri, İslam ve yoksulluk arasında sıkışmış çaresizlikleri içinde düşman olarak akla ilk gelen ve en güçlü devleti görmüşlerdir.


Dünyada yoksulluğun temel sorumlusu olarak görülen gelişmiş ülkeler ve onların başlıcası olan ABD, yoksul kitlelerin nefretini kazanmışlar ve dünyadaki her türlü olumsuz gelişmeden sorumlu tutulmuşlardır. Türkiye’de özellikle azgelişmiş bölgelerde ve yoksul kitlelerin yaşadığı kırsal kesimde ciddi ölçüde Amerikan sevgisizliği olduğu ve küresel olumsuzlukların Amerikan politikalarına bağlandığı çok açık biçimde görülebilir.


PKK ve Amerikan Düşmanlığı


Türkiye’de tırmandırılan terör hareketlerine karşı yükselen bir milliyetçilik akımı ortaya çıkmıştır. Yükselen milliyetçilik, terör örgütünün destekçileri olarak görülen Batı ülkeleri, Yunanistan ve ABD’ye karşı büyük bir nefreti ortaya çıkarmıştır. Terör örgütüne karşı Türkiye’yi yalnız bırakan Batı ülkeleri, Türkiye’nin Güneydoğusu ile çok yakından ilgilenmişler ve bu ilgi, Türk insanında Batı toplumuna karşı ciddi bir güvensizlik ve kaygı doğurmuştur.


AB hedefinden vazgeçmek istemeyen Türk toplumu, bu güvensizlik ve nefretini dünyanın sahibi olarak gördükleri ABD’ye yöneltmişler ve ABD’nin Irak işgali sonrası terör örgütünü koruması ve kollaması, bu hedef kaymasının aniden hızlanmasına kaynaklık etmiştir.


Bütün bunlara ek olarak, Irak işgalinde Kürt gruplar içinde birlikte hareket eden ABD, terör örgütünün etkisizleştirilmesi konusunda hiçbir girişimde bulunmamış, buna yönelik resmi ve sivil tepkiler ile beslenen Amerikan sevgisizliği, Türk toplumunda doruğa tırmanmıştır.


Sosyalizm ve Amerikan Düşmanlığı


Toplumda Müslüman kesimlerde din farklılığı, İsrail ittifakı ve Irak işgali ile tırmanan Amerikan düşmanlığı; genç kesimlerde 1968 kuşağının mirasıö ile ortaya çıkan Amerikan düşmanlığı; Irak işgalinde terör örgütü ile iç içe yaşayan Amerikan askerlerine duyulan tepki; Yoksul kesimlerdeki Amerikan sevgisizliği; …. ve bütün bunlar, toplumda Amerikan düşmanlığını keskinleştiren nedenler olmuştur. Bütün bu nedenler yanında, 1990’lı yıllar
öncesinde ideolojik olarak beslenen Amerikan düşmanlığının da Türk solunda Amerikan sevgisizliği yarattığı çok açıktır.


Türk solu ve özellikle sosyalist hareket, Amerikan emperyalizmine karşı olmak söylemiyle ortak bir söylemde birleşmiştir. Gerek Sovyetler Birliği, gerek Çin ve gerekse diğer sosyalist ülkelerden destek alan değişik Marksist hareketler, Amerikan düşmanlığı temelinde gelişmiş siyasal oluşumlardı. Bu hareketlerin militanları, üyeleri ve sempatizanları, anımsanamayacak bir toplum kesimini oluşturmaktadır.


Sonuç Olarak söyleyebiliriz ki,


Türk toplumunda Müslümanlar, sol siyasal hareketler, yoksul kitleler, genç kesimler ve böylece belki de toplumun bütününün siyasal kimliğinde Amerikan düşmanlığının varlığı, yadsınamayacak bir gerçeklik haline gelmiştir.  


Ne Yapılmalı ?


Bir ülkede Amerikan düşmanlığının varlığı, elbette ki, ABD yetkililerini endişelendirmekte ve tepki duymalarına neden olmaktadır.


Türkiye’de ABD düşmanlığı, ne Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ve ne de ABD’nin ekonomik ve stratejik çıkarlarına hizmet edemez. Türkiye ve ABD, ekonomik olarak bağımlı gelişmenin kaçınılmaz olduğu ve siyasal olarak yalnızlaşmanın mümkün olmadığı koşullarda birlikte hareket etmek gereğini gözden kaçıramaz. Diğer yandan, Avrupa’nın sınırını oluşturan bir
ülkenin, Avrupa’nın ve dünyanın geleceğinde söz sahibi olmak zorunda olan bir ülke açısından görmezden gelinmesi ve karşısına alınması söz konusu olamaz. Bu siyasal gereklilikler karşısında Türkiye ve özellikle ABD, Türkiye’deki Amerikan sevgisizliği ve düşmanlığının ortadan kaldırılması için uyum içinde ve zaman geçirmeksizin birlikte çalışmak durumundadır. Bu çalışmanın ilk adımı ise ABD’nin Türkiye’yi ve dünyayı rahatsız eden militarist politikalarından vazgeçmesi ve elindeki zengin kaynakları ve silahları, zaman geçirmeksizin, dünyada demokrasinin inşası için kullanmaya başlamasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.