Adios Cuba! (VI)

Ve artık ayrılık zamanı gelmişti

Santiago’dan Camaguey’e doğru yol alırken, yol kenarında ‘Patria o Muerte!” (Ya Devrim, Ya Ölüm!) yazısı altında asılı bulunan  Che, Fidel ve Cienfiegos’un yanyana duran dev posterine takılıyor gözlerim.  Che’nin, Fidel’e yazdığı o ünlü veda mektubunu hatırlıyorum bir kez daha.1 Nisan 1965 tarihinde kaleme alınan bu mektup, ilk kez 3 Ekim 1965 günü Havana’da Guevara’nın eşi ve çocuklarının da katıldığı toplantıda okunmuştu Küba halkına.   

“…Dünyanın başka toprakları benim mütevazi çabalarımın katkısını bekliyor.  Senin Küba başkanı olarak taşıdığın sorumluluklar nedeniyle yapamadıklarını ben yapabilirim. Ayrılma saatimiz geldi. Bunu yaparken hem sevinç, hem de acı duyduğumu bilmelisin. Kurucu olarak en saf umutlarımı, sevdiğim insanlar arasından en sevgili olanı ardımda bırakıyorum. Beni oğlu gibi bağrına basan bir halkı arkamda bırakıyorum. Yine de ruhumun bir parçası olarak kalacaklar. Yeni savaş alanlarına, bana aşıladığın inancı, halkımın devrimci ruhunu, en kutsal görevi yerine getirmenin, dünyanın neresinde olura olsun emperyalizmle savaşmanın bilincini götüreceğim. Bu ise en büyük yürek acısını bile yüz kez dindirir ve yatıştırır. 
Başka gökler altında son saatim geldiğinde benim son düşüncem bu halk ve özellikle sen olacaksın. Öğrettiklerin için ve eylemlerimin en son sonuçlarına dek sadık olmaya çalışacağım, örneğin için sana teşekkür ettiğimi, devrimimizin dış politikası ile her zaman özdeşleştiğimi ve buna devam edeceğimi, sonumun geldiği herhangi bir yerde Kübalı devrimci olmanın sorumluluğunu duyacağımı ve öyle davranacağımı, çocuklarıma ve karıma maddi hiçbir şey bırakmadığımı ve bundan üzüntü duymadığımı, aksine sevindiğimi, onlar için hiçbir şey istemediğimi çünkü devletin onlara yaşama ve eğitim görmeleri için gereken her şeyi vereceğini biliyorum.
Hasta la Victoria siempre! Her zaman zafere kadar!
Patria o muerte! Ya Devrim ya ölüm!”

Ve Che bu mektuptan iki buçuk kadar yıl sonra, 8 Ekim 1967’de Bolivya askerleri tarafından yaralı olarak ele geçirildi. Ertesi gün, Bolivya Yüksek Askeri Komuta Merkezi ve CIA’nin emriyle, katledildi. Che’yi katledenler, O’nun ve Küba devriminin etkisinin azalacağını düşünüyorlardı. Oysa Che’nin ölümünden sonra onun düşünceleri, taktikleri, gerilla kavramı, teorisi evrenselleşti ve tüm dünyaya yayıldı. Che imajı giderek büyüdü, portresi ölümsüz bir sembol oldu.

Che’nin ölümünden 41 yıl sonra hala tüm dünyada saygı gören ve örnek alınan bir devrimci olmaya devam ediyor olması bunun en güzel örneği…

Küba’ya giderken karışık duygular içindeydim. ‘Bu kadar yoksulluğun, acının, sömürünün, açlığın, savaşların ve ölümlerin olduğu bir dünyada, Küba kendi tarihiyle, kendi birikimiyle , öğretileriyle ve deneyimleriyle bir örnek olabilir miydi?’ sorusuna cevap bulmak istiyordum. Havana’yı, Pınar Del Rio’yu, Santiago’yu, Camaguey’i, Trinidad’ı, Cienfiegos’u gezdim. Devrimin ayak izlerini sürdüm. Kübalılar’la konuştum. Sıradan insanların düşünceleri önemliydi. Onları dinledim. Şikayetçi olanlar vardı.Yıllardır yaşadıkları yoksulluk, yokluk, acılar canlarına tak etmişti.  Artık değişikliğin geldiğini savunanlar ve bekleyenlerin sayısı az değildi. Bu arada ‘her şeye rağmen Küba direnecek’ diyenlerle de vardı. Sokaklarda ‘viva Che’ diye arkamda bağıran insanlara gülümseyerek baktım. Ama kafamdaki sorunun cevabını bu kadar kısa bir yolculuktan sonra bulabilmek şüphesiz mümkün değildi. Ama gerçek olan bir şey vardı; O da Küba’daki insanlar, tüm olumsuzluklara, ambargolara, yoksulluğa rağmen hala en gelişmiş kapitalist ülkelerdekinden daha mutlu, daha sağlıklı, daha canlı ve daha onurluydu.. Ve bu halk,  SSCB'nin dağılmasıyla güçlenen neo liberalizmin bitmek bilmeyen oyunları, ABD'nin akıl almaz yıkma yöntemleri, suikastlar, ambargolara rağmen hala ayakta kalabilmeyi başarabilmişti. Bu nedenle Küba’ya ve Küba halkına saygım bu yolculuktan sonra daha da büyüdü. 


Adios Comandante!
 
Adios Comandante! 1956 yılında soğuk bir Kasım gecesi henüz 27 yaşındayken yanında 82 yoldaşınla birlikte ayak basıp, 3 yıl içinde faşist Batista rejimini yıkıp, tüm dünyaya örnek olarak bıraktığın devrimin ayak izini sürdüm bu topraklarda. Kapitalizmi seçmedikleri nedeniyle yıllardır ablukaya alınan, aç bırakılan, yoksul Küba halkının çocuklarının eğitimde geldiği noktayı gördüm. Devrim Meydanı’nı, Moncado Kışlası’nı, Trinidad sokaklarını gezdim. Özel eşyalarının, silahlarının sergilendiği Devrim Müzesi’nde yaşam öykünü, sadece Küba halkı için değil, tüm dünyadaki ezilen halklar için nasıl canla başla çalıştığını ve bu uğurda nasıl canını verdiğini öğrendim. Kübalıların o başından hiç eksik etmediğin siyah berenin üzerinde parlayan yıldız metalden resmini hala evlerinin en değerli köşelerinde sakladıklarına şahit oldum. Trinidad’ın arka sokaklarında ‘Viva Che’ diye bağırdığımda, sokaktaki sıradan insanların bir anda bana sol yumruklarını kaldırıp ‘Viva Cuba, Viva Che’ diye nasıl karşılık verdiklerini ve seni hala nasıl yüreklerinin derinliklerinde taşımaya devam ettiklerine şahit oldum. Ama artık ayrılık zamanı geldi. Adios Comandante! Adios Cuba!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.