Affet Nazım Usta

PAYLAŞ

Sessiz bir dev uyandı,
ve uyardı…
Akdeniz’e kısrak başı gibi uzanan
o kara parçasının sahibi vardı…
Yüzbinlerle çoğalıp güneş patlamaları gibi,
milyonlarla bindirdiler…


Parça parça ederek şerrin kin atıklarını
ve irin türevlerini şeriatın,
At binmeyi öğrettiler, o karaya
kabus gibi çökene… Üzengisiz, dizginsiz…
Karanlığını söndürdüler…
İhtirasını dindirdiler…


Ve liyakatin balçıkla sıvanmış bahtını,
Senin Gavur ! İzmir’lerinden gelip,
Ege’lerinden, Sarp kapılarından,
Hırçın Karadeniz’lerinden inip başkente…
İrtican gibi gömdüler…
Tahtını sindirdiler…


Anca siyah beyaz rüyalarda göreceğin
mavi gözlü devin efsane makamını,
Analarını alıp gelerek tümen tümen,
Memed’e top mermisi taşıyan analarını…
Sen bir adım dahi atamadan bir adım yukarı,
Flu gölgeni aşşağıya indirdiler…


Senden aşşağıya…
Ey sen ! çok yüzlü riya…


***


Sürgündeydik…
Bir bahar çiçeğinin baş vermesi gibi cevval,
hem de cübbe işgali altındaymışçasına
kendi toprağımızda sürgündeydik…
Sırlarla dolu gündeydik…


Kopup uzak sürgünlerinden hür kuş sesleri,
yararak zifir gökleri… ki orda Akbabalar !
Sevgi taşıdılar oluk oluk…
Taştılar ıslak sokaklarında baş şehrimin,
hürriyet kokan  nefesleriyle
boğdular molla ihtirasında nefisleri…
bir soluk…


Sürgündeydik…
Dündeydik…


 

CEVAP VER