Ağlayan Çocuk’tan 15 Temmuz’a cinnete giden yol

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – “Ağlayan Çocuk portresiyle yola çıkanlar, yoksul halkın çocuklarını çalarak anasını ağlatmış, ‘asker’ olma düşleri kuran bir halk çocuğunun benliğini iğdiş ederek, küresel çetelerin maşası haline getirmiştir. Bütün bu rezilliğin hem ortağı hem seyircisi olan son 35 yılın siyasi aktörlerine bu halk gereken cezayı vermediği sürece daha çok ağlayan çocuk, daha çok itirafçı göreceğiz. Son 35 yıldır bu ülkenin yoksul çocuklarının eğitimini cemaatlerin ellerine terk eden bütün siyasiler en az darbeci çetenin kendisi kadar suçludur!”
 
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yaveri ve darbe soruşturması kapsamında tutuklanan Piyade Yarbay Levent Türkkan, savcılık soruşturması sırasında çarpıcı itiraflarda bulundu. Hürriyet’ten Mesut Hasan Benli’nin haberine göre Türkkan, darbe yapılacağını 14 Temmuz sabahı saat 10.00-11.00 sularında öğrendiğini söyledi.
sızıntı, ağlayan çocuk
Kendisine “Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Orgenerallerin tek tek alınacağının, sessiz sedasız işin biteceğinin, darbenin gece 03.00’de yapılacağının söylendiğini” anlatan Yaver, paralel yapı üyesi olduğunu da kabul ettiği ifadesinde, özetle şunları aktardı:
 
DARBECİ YAVER: ‘BABAM ÇOK FAKİR BİR ÇİFTÇİYDİ’
Ben fakir bir ailenin çocuğuyum. Babam çok fakir bir çiftçiydi. Tarlamız, bağımız bahçemiz yoktu. Fethullah Gülen Cemaati ile ilk defa ortaokul döneminde tanıştım. İyi ve geleceği parlak bir öğrenciydim. Okulda matematikten 9 almışlığım yoktur. Ortaokulda cemaatin abileriyle tanışmıştım. 5 yaşından beri Subay olmayı hayal ediyordum. Bu idealim cemaatin ekmeğine tuz biber oldu. 1989 Işıklar Askeri Lisesi’nin sınavlarına girdim. Sınavdan önceki gece soruları getirip verdiler. Ve liseyi kazandım.
 
‘SUBAY OLUNCA VERİLEN GÖREVLERİ YERİNE GETİRMEYE BAŞLADIM’
Paralel Yapı üyesiyim. Fetullah Gülen cemaatindenim. Genelkurmay’da emir subaylığı görevine getirildikten sonra cemaat adına verilen görevleri yerine getirmeye başladım. Necdet Özel Paşa’yı (Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel) dinleme cihazıyla sürekli dinliyorduk. Cihazı Türk Telekom’da çalışan ‘Abi’ verdi. Haftada bir cihazları götürüp ‘Abi’ye veriyordum. Necdet Özel Paşa, Hulusi Akar Paşa ve Yaşar Güler Paşa döneminde dinleme yapıldı.
 

Levent Türkkan

‘DİNLEME CİHAZINI HAFTADA BİR ABİME GÖTÜRÜYORDUM’
İki boğum parmak ucu kadar ‘radyo’ diye tabir edilen dinleme cihazını her gün paşanın odasına herhangi bir yere koyup akşam da çıkarken alıyordum. Kendi hafızası vardı. Pili bir gün dayanıyordu. Haftada bir dolan cihazı cemaat abime götürüp veriyordum, boş olanları alıyordum. Arada sırada Genelkurmay Başkanı’nın odasına dinleme cihazı araması yapılıyordu. Doğal olarak ben bu aramaların ne zaman yapılacağını önceden bildiğim için cihazı koymuyordum.”
Türk ordusunun en tepesindeki isim olan Genelkurmay Başkanlarının tamamını dinlemiş olan Fethullahçı çetenin itiraflarının başka ayrıntıları da birer birer ortaya çıkacak elbette…
 
BUGÜNÜN DARBECİSİNİN ÖNÜNÜ, DÜNÜN DARBECİLERİ AÇTI
Ancak bu toz duman içinde bir şeyi asla unutmamak gerekiyor: Fethullah Gülen’in orduya sızması da dahil, siyasi ve toplumsal arenada önünün açılmasını sağlayan en önemli dönüşüm, 12 Eylül askeri darbesiydi. 12 Eylül’ün darbeci generallerine methiye düzen yazıları hala hafızalardaki yerini koruyan Gülen, o günlerde küçük bir cemaat görünümündeki takipçilerine, jurnalcilik yapmaları için telkinde bulunuyordu.
 
YOKSUL HALKIN ÇOCUKLARINI CEMAATİN ELİNE TESLİM EDENLER DARBECİLER KADAR SUÇLUDUR
Darbecilerin işkence tezgahlarında can veren, kaybolan kaç yurttaşın vebali bu aşağılık zihniyetin boynundadır bilinmez. Ama bilinen bir şey var ki, son 35 yıldır bu ülkenin yoksul çocuklarının eğitimini cemaatlerin ellerine terk eden bütün siyasiler en az darbeci çetenin kendisi kadar suçludur!
 
ABD’nin, soğuk savaş döneminde tezgahladığı ‘Ilımlı İslam’ projesi çerçevesinde Türkiye’de ihale verdiği cemaatlerin başında Fethullah Gülen’in cemaati vardı…
 
12 EYLÜL’ÜN AÇTIĞI YOL, DEVLET YOLUNA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ
12 Eylül darbecilerinin dipçikle açtığı yolu, Özal, Çiller, Ecevit ve ardılları devlet eliyle genişletti; AKP dönemine gelindiğinde ise Recep Tayyip Erdoğan ve avanesi tarafından bizzat “devlet yolu” haline getirildi.
 
CİA’nın rehberliğinde, dağılan Sovyetler Birliği’nin etki alanındaki Orta Asya’da açılmaya başlayan ‘Türk okulları’nın giderek başka coğrafyalara uzanmasıyla, devletin zirvesinin ziyaret ettiği her ülkede cemaatin okullarında gövde gösterisi yapmak devlet geleneği haline getirildi.
 
Bugün Türkiye’nin düşürüldüğü korkunç tuzağın arkasındaki o uzun yoldaki taşları görmeden darbe karşıtlığı yapmak da demokratlık taslamak da aptallıtan başka bir şey değildir.
 
12 EYLÜL CUNTASI DEVLET YURTLARINI KAPATIP CEMAATİN ÖNÜNÜ AÇTI
Bakın, 12 Eylül ‘ün darbecileri iş başına gelir gelmez yaptıkları ilk işlerden biri devletin yoksul çocuklar için kurduğu yurtları kapatmak oldu.
Ardından da darbeci cuntaya övgüler düzen Fethullah Gülen’in cemaatinin Anadolu kırsalındaki yoksul ve zeki çocukları avlamasının önü açıldı…
 
HALK ÇOCUKLARININ GÖZYAŞLARIYLA GUSUL ABDESTİ ALANLAR
2007 yılında yazdığım “Gözyaşıyla gusül abdesti” başlıklı bir yazımda, o günlerde devlet yurtlarında yaşanan çocuk istismarı ve şiddet eylemleri yüzünden yaşanan tartışmalara değinmiş ve Fethullah Gülen’in ‘Ağlayan Çocuk’ kapaklı Sızıntı Dergisi’yle yoksulların yaşamına nasıl sızdığını anlatmıştım:
 
Ülkenin taşrasında başka türden bir yurt faaliyeti hızla yükseliyor ve 12 Eylül’ün fırtınalı günlerinde evlatlarını yitiren bir halk gözyaşlarıyla bu yurtlara koşuyordu.O yıllarda adını şimdiki kadar sık duymadığımız Fethullah Gülen, 1978’de Sızıntı dergisinde ünlü İtalyan ressam Bruno Armadio’nun ünlü Ağlayan Çocuk portresiyle süslü kapağı eşliğinde bol ağdalı bir dille kaleme aldığı ‘Bu ağlamayı dindirmek için yavru’ başlıklı yazıda, taşranın ‘boynu bükük’ çocuklarının acılarını dindirmeye talip olduğunun dile getiriyordu:
‘MÜSAADE ET BAHADIRIN OLAYIM’
‘Senin uğruna bu yola atıldık. Acılarına ortak olmak, ızdırablarını dindirmek, gönlünü abad etmek için… Bize gönül koyma! ‘Ağırdan aldık’, vaktinde imdadına yetişemedik… Hem de sana el uzatmaya utanıyorum… Zülüflerini tarumar edip bu hale koydular. Beynini söndürürken, kalbini kursağına yedirirken, görmüştüm olup bitenleri ve uzatamamıştım günahkar ellerimi… Sızlanışına rağmen uzatamamıştım… Kaderin Faust’un kaderi, ama Mefiston kim? Kim reva gördü bunları sana? … Şimdi bana müsaade et de, şu badirede Bahadır’ın olayım. Mızrabımı senin için vurup, feryadımı ruhuna duyurayım. Bu fırtına ve bu yangında, gerektiği an imdadına koşamadığım için de, kaldırım taşı gibi şu mücrim başımı ayaklarının altına koyayım ve bütün mücrimler adına senden özür dileyeyim: Bir keyf uğruna varlığına sebebiyet verenleri, etine kemiğine bağlanıp gönlünü unutanları, bir geçici dem için ebediyetine kıyanları, ruhuna hoyratlık aşılayıp sefaletini hazırlayanları affeyle yavrucuk…’ ( Sızıntı-Şubat 1979)
Levent Türkkan
Yaver Levent Türkkan
SEKSENLİ YILLARA DAMGASINI VURAN AĞLAYAN ÇOCUK PORTRESİ
Gülen’in yazısına fon yapılan Ağlayan Çocuk portresi, seksenli yıllarda kaynağı bilinmeyen, halkın yarattığı anonim bir ikona dönüşür. Dolmuşlarda, berber dükkânlarında, taksilerde ve evlerde; her köşe başında ağlayan çocuk resmi eşliğinde merhametten bir din, milli bir simge inşa edilir. Gülen’in yazısı da benzer bir etkiyi beraberinde getirir. Yazı, taşrada elden ele gezdirilirken, yazının yayınlandığı dergiler büyük propagandalar eşliğinde en ücra köylere kadar yayılır. Taşra kasabalarında binlerce aile çocuklarını kendi elleriyle cemaat yurtlarına teslim eder. Devletin ve tarihin kırılma noktalarında en çok örselenenler çocuklar olur. Ağlayan çocukların oluşturduğu bu sese devlet kulak vermezken, birbiri ardına açılan cemaat yurtlarında, karanlık, izbe tarikat evlerinde geleceğin suskun yüzleri olarak bellekleri köreltilecektir.
Otuz yılda ağlayan çocukların gözyaşlarıyla vicdanlarını yıkayan ve oluşturulan ikiyüzlü merhamet avcılığından beslenen bir siyasi- cemaat kültürü yaratıldı. Siyasetçi tayfası ve onun semirttiği muhafazakâr ahlak anlayışı, ağlayan çocukların gözyaşlarıyla gusül abdesti almaktan da çekinmedi. Ya bu ağlamayı kim dindirecek?”
‘SUBAY OLMAYI HAYALİM CEMAATİN EKMEĞİNE TUZ BİBER OLDU’
Şimdi tekrar yazının başına, itirafçı Yaver’in aktardıklarına dönelim: “Ben fakir bir ailenin çocuğuyum. Babam çok fakir bir çiftçiydi. Tarlamız, bağımız bahçemiz yoktu. İyi ve geleceği parlak bir öğrenciydim. Subay olmayı hayal ediyordum. Bu idealim cemaatin ekmeğine tuz biber oldu. 1989 Işıklar Askeri Lisesi’nin sınavlarına girdim. Sınavdan önceki gece soruları getirip verdiler. Ve liseyi kazandım.”
 
ASKER OLMA DÜŞÜ KURAN ÇOCUKLAR KÜRESEL ÇETELERİN MAŞASI YAPILDI
12 Eylül’den 15 Temmuz’a uzanan iki ayrı darbenin bize anlattığı en yalın gerçek budur…
Ağlayan Çocuk portresiyle yola çıkanlar, yoksul halkın çocuklarını çalarak anasını ağlatmış, ‘asker’ olma düşleri kuran bir halk çocuğunun benliğini iğdiş ederek, küresel çetelerin maşası haline getirmiştir…
Bütün bu rezilliğin hem ortağı hem seyircisi olan son 35 yılın siyasi aktörlerine bu halk gereken cezayı vermediği sürece daha çok ağlayan çocuk, daha çok itirafçı göreceğiz…
Bugün darbe korkusuyla demokrasi çığırtkanlığı yapanlar, kurtlarla bir olup koyunları parçalayan, sonra da oturup kuzularla yas tutanlardır…
 
Önceki haberRestorasyon
Sonraki haberDemokrasi İçin Birlik Girişimi: ‘Başka bir yol daha var’
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three − 1 =