Ahmet Can Ülgerin Ani Ölümü

Tarla Bitkileri ile Toprak ve Bitki Besleme Bölümü Araştırma alanları bitişik olduğu için sık sık arazide karşılaşırdık. Ahmet ağabey hemen her gün olmasa da sık sık araziye kendi arabası ile giderdi. Ahmet hocam kimileri gibi kamunun kaynaklarını küçük çıkarı için kullanmazdı. Üşenmeden, fazla benzin gidiyor, arabam yıpranır demeden araziye gider orada çalışan işçi, teknisyen, öğrenciler ile birlikte olurdu. Onlarla birlikte oturur onlarla birlikte kalkar, birlikte yer içerdi. Tam bir halk insanıydı. Tarla ve Toprak Bölümlerinin arazide çalışan bütün personeli onu kendilerinden biri görür severlerdi. Çünkü Ahmet hoca onları kendinden ayırmazdı. Mütevaziydi, alçak gönüllüydü. Kendisini yüksekte hiç görmezdi, hiçbir şekilde ben Profesörüm büyüklüğüne kapılmaz

İyi Eğitim Almış Bir Bilim İnsanıydı
Ahmet Can Ülger hocam ile ilk defa sanırım 1985 yılında Almanya’dan yeni gelen bir hoca olarak bölümümüzde Suat Şenol hocanın odasına karşılaşmıştım. Ahmet Can Ülger Almanya Hohenheim’da iyi bir doktora yapmış, kendini iyi yetiştirmiş bir bilim insanıydı. Daha sonra danışmanım Prof. Dr. Nuri Güzel hocamın da çok değer verdiği bir araştırıcı olması nedeniyle birlikte tarla denmeleri kurmuştuk. İngiltere’de doktora yapmaya gitmeden önce doktoramı Nuri beyin yönetimde yürütüyordum ve Ahmet hocanın da desteği ile mısır bitkisinin beslenmesi konusunda çalışmaktaydım. Denemelerin kurulma aşamalarında ben yalınızca bilgi talep ederdim, Ahmet hoca bilfiil gelir denmenin başında durur, yardım ederdi. İlerleyen yıllarda birlikte başka ortak çalışmalarımız oldu. Çok sağ olsun, bilgisinden çok yararlandım, öğrencilerimin tezlerinde katkısı ve önerileri hep yararlı olmuştur. Çok sessiz olmakla eleştirildiğini duyardım ancak işlerini sağlam yapardı. Birlikte olduğumuz öğrenci jürilerde öğrenci tezlerini önceden bir bütün

En Önemli özelliği Bilim Etik Kurallara Sahipti
Ahmet hocanın en önemli özelliği etik kurallara sahip olmasıdır. Hiçbir şekilde hakkından fazlasını istemedi. Proje bütçelerini hazırlarken hiçbir şekilde bana şunu alırsanız varım veya yok’um demezdi. Projede hakkaniyete önem verdi, verileri paylaştı, bizden hiçbir şeyi gizlemezdi.
Bilimsel makale hazırladığımızda bilgi paylaşır ve kendisini hiçbir şekilde öne almazdı. Kendisini öne çıkarmak yerine, taktir edilmeyi daha çok önemserdi.

Kendisi ile yaptığımız çalışmalardan istediğimiz gibi yayın yapamadık. Epey bir yayınlanacak verimiz vardı. Bir iki defa yazalım diye konuşmuştuk ancak bir türlü şans yaratamadık. Bunda benim tembelliğimin rolü daha büyüktür. Bu bağlamda Ahmet hocama karşı kendimi suçlu hissediyorum. Umarım beni affeder.

Ahmet hoca çok sayıda yüksek lisans ve doktora öğrencine danışmanlık yaptı. Çok insanın bilimsel kariyerinde emeği vardır. Öğrencileri ile adeta bütünleşirdi. Bilimsel işbirliğine çok açıktı. Bilgisini gizlemedi. Ne zaman kapısını çalsak yardımcı oldu. Hep yol gösterici oldu.
Üşenmez, yorulmaz, görevini hakkı ile yapardı.

Çok öyle hep bana diyen bir yapısı yoktu. Sorunları paylaşmaz içine atan bir yapısı vardı. Hoca biraz içe dönük ve çok mücadeleci bir yapıya sahip olmadığı için hep sorunları içine atan bir kişiliği vardı. Çabuk alınırdı, küserdi ancak onu da belli etmezdi. Bu durumu ancak kendisini tanıyan yakın arkadaşları fark edebilirdi.

Sade Bir Yaşantısı Vardı.
Son yıllarda kalbinden rahatsız olduğu için yediklerine ve kilosuna dikkat ederdi. Pek kafeteryaya gelmediği için de pek çok kişi tarafından tanınmayabilir. Ancak kişilikli, dürüst ve güvenirliliği ancak yakın arkadaşları tarafından takdir edilirdi. Nihayet kalbi ve beyni daha fazla Ahmet hocamı taşıyamadı ve aramızdan sessiz sedasız ayrıldı.

Ölüm Hep İnsanı Düşündürtür Ve Derinden Sorgulatır.
Ahmet hocamın ölümü bir kez daha beni düşündürttü. Üniversitemizde peş peşe yaşanan ölümler, halen yapacak işleri olan hocalarımızın ölümü gerçekten çok üzücü. Ölüm insanın çaresiz olduğu andır. Yapacak bir şey kalmıyor. İki gün önce işine giderken karşılaştığınız sağlıklı insan bir anda artık yok. Açıkçası gerçeği bilmekle birlikte kabullenmekte zorlanıyorum. Evet, “hepimiz ölümü tadacağız”, ancak halen yapacak işi olan, ailesi ile birlikte mutluluğu yaşayan genç bir hocamızın hazırlıksız ölümü insanı sarsıyor. Bu dünyada mal mülk peşinde koşan, küçük çıkar ilişkileri için bütün değerleri yıkan, işkembe kültürüne yenik düşen aç gözlülüğün hiçbir anlamının olmadığını bir kez daha ölüm bilinci ile yaşıyoruz. Ölümün zamanı, mekânı ve mevsimi yoktur. Ölüm yapılacak işin gücün var demez, ailen var, sevenin var demez.
Konu üzerinden fazla felsefi tartışmaya girmeye gerek yok görünüyor. İnsan ne diyeceğini bilmiyor/ bilemiyor. Bugün varsın, yarın yoksun. Ölüme alışmak gerekir. Tabii genç yaşta halen yapılacak işi olan sevdiğiniz dostlarınızın ölümüne nasıl alışacağız? Zor geliyor.
İki gündür Ahmet hocam ile ilgili anılar ile yaşıyorum. İlk tanışmam, birlikte arazideki çalışmalarımız, bölümdeki odasına uğradığımda, nezaketi, saygın birey olarak tavırları, işine düşkünlüğü gibi onlarca anı beynimde Ahmet ağabeyimi, hocamı meslektaşımı sevimli, hümanist insanı canlandırıp duruyor. Behçet Necatigil’in bir dizesinde “Ölüm, sen beni aldatamasın, Aklımda!” diyor. Evet, aklımdan çıkmıyor yaşadıklarımız.

Ahmet Hocamı En son Cuma Günü Görebildim
Ahmet ağabeyi Cuma günü araziye giderken karşılaştığımızda kafasında ne vardı bilmiyorum. Ani ölümü kafasındakileri ve sırlarını da berberinde götürdü. Evet, beklenmedik bir anda hazırlıksız gittiği için kim bilir belki geride bıraktıklarına söyleyeceği varken söyleyemeden gitti. Hepimiz ölüm haberi ile şoke olduk. Sevilen bir dostun ölümü çok acı ve büyük kayıp. Türker Alkan, 14.12.2008 tarihli “ölüme dair” yazısında “ölümle karşılaşan, hatta bir süre için kalbi duran kişilerin hemen hepsinin söylediği bir ifade: “Ölüm hiç de acı veren korkunç bir şey değil” şeklidedir ifadesini kullanıyordu. Ahmet ağabeyin acı çekmemesi belki tek tesellim.

Allah rahmet etsin, her halede bize düşen görev hocamızın bilimsel ve insani değerlerine saygı duymak ve onu unutmamak olmalıdır. Ani ölümü en başta ailesini şoke etmiştir. Ailesine çok düşkündü. Oğlu Fen Lisesinde okuduğu yıllarda üşenmeden sabah saatlerinde oğlunu okula arabası ile bırakırdı. Her sabah genelde baraj seti üzerinde selamlaşırdık. Ailesine, çalışma arkadaşlarına, dostlarına sabır dilemekten başka elden bir şey gelmiyor.
Mekânın cennet olsun, Ahmet ağabey, seni çok seviyoruz.

*Prof. Dr. İbrahim Ortaş,
Çukurova Üniversitesi,
iortas@cu.edu.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 + 4 =