AÇIK GAZETE’DEN… Perinçek ve Kavakçı

AÇIK GAZETE’DEN… Perinçek ve Kavakçı

0
PAYLAŞ

Açık Gazete’de özgür açık tartışma platformu yaratmak için yola koyulduk… Hayata karşı söyleyecek sözü olan herkese sayfalarımız açık. Tek kuralımız ‘Biz’ bölümünde anlattığımız genel geçerli kurallara uymak…

Bizi diğer basın yayın organlarından ayıran bir başka özelliğimizde ülke temsilcileri aracılığımızla bulunduğumuz ülke gündemlerini sıcağı sıcağına takip etmemiz. Ukrayna’dan Meksika’ya ulusal ya da alternatif medyada yer alan okurlarımızın ilgisini çekecek haberleri en kısa zamanda sizlere ulaştırmaya çalışıyoruz.

Açık Gazete kendi olanaklarınca özel haber üretmeye de özen gösteriyor. Sıcak haber takibi yapıyor, eski dilde “röportaj” yapıp “Ayaküstü Sohbet” bölümümüzde yayınlıyoruz… Söyleşilerde nezaket ölçüsündeki sorulara yanıt arıyoruz. Söyleşi yaptığımız insanları köşeye sıkıştırmak, açığını yakalamak ya da söylediklerini tartışmak gibi çabalara girmiyoruz. Eğer gireceksek yorum yazdığımız köşelerimiz bunun için daha uygun diye düşünüyoruz… Ayaküstü Sohbet’i konuklara açarken onların propaganda yapmalarına aracı olmak gibi bir amacımız yok. Biz kendi çapımızda gazetecilik yapmaya çalışıyoruz. Söyleşideki konuklarımızın ne düşündüklerini ya da ne düşünemediklerini okurlarımıza aktarmak istiyoruz.

Geçen haftaki konuğumuz Birsen Altıner’in konuştuğu Doğu Perinçek’di… Perinçek söyleşisi oldukca ilgi ve daha çok da tepki gördü. Perinçek’in İşçi Partisi sevelim sevmeyelim bir güç… Zaman zaman ülke gündemini etkileyebiliyor. Görmemezlikten gelmek kendimizi kandırmaktır.

Perinçek’in kavramları karıştıracağını sanmıyorum ama bilinçli olarak içlerini boşalttığını düşünüyorum. Söyleşiden okuyacağınız gibi sosyalizm ve milliyetçiliği eş anlamda kullanıyor. Sanırım İşçi Partisi solda izole olduğundan Milliyetçi Hareket Partisi’nin tabanını kazanmayı daha kolay görüyor. Ne diyelim? Babaannemin lafıyla Allah kendisine selamet versin…

Bu haftaki konuğumuz ise Merve Kavakçı… Kavakçı belki de üslendiği misyondan dolayı başörtüsüne getirilen kısıtlamayı başçelişki olarak görüyor. Kavakçı, akademik kariyeri olduğu için bilimsel konuşmayı tercih ediyor. Konu metafiziğe gelince tıkanıyor. 

“Başörtüsünde Türkiye’de bazı solcular ve feministler başörtüsünün devletin öne sürdüğü gibi ‘siyasi amaçla kullanıldığı için yasaklanması’na karşı çıksalar da ‘Kadının erkeği günaha sokmamak için başını örtmesi’ni edilgenlikle değerlendirip, eşitlik ve kadın haklarına aykırı görmesini’ nasıl yorumluyorsunuz?” sorumuzu “Bu dini bir mesele… Kur’an’ı Kerim’de açıkca ifade edilen bir meseme ama bu kul ile yaratıcısı arasında bir mesele…” diye yanıtlayınca söz bitiyor…

Ne diyeceksiniz ki? İnançla tartışılır mı? Tartışılmaz. Ben de tartışmıyorum ve yalnızca küreselleşen dünyada inancına göre yaşama isteğinin zorlaşmasına değinmek istiyorum.

Garp’ın Şark değil, Doğu’nun Batı’yı anlayacağı bir dünyaya entegre olduğunuzu unutmamalısınız. Eğer başörtüsünde vaatler veren AK Parti de yüzünü Batı’ya dönmüşse, ülkeniz İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne uymaya söz vermiş ve Avrupa yasalarına yasalarınızı uyumlaştırıyorsa inançlarınıza göre yaşamak zor. Bu bağlamda yaşamın pratiği de inançlar doğrultusunda yaşamayı sıkıntıya sokuyor zaten.

Daha çarpıcı olması açısından Nijerya örneğini vermek istiyorum. Nijerya’daki ‘recm’ cezası dünya gündemindeyken Nijeryalı Müslümanlar İslami kuralların uygulandığı ve batının kendi inançlarına karışmaması gerektiğini savunmuştu. İşte sözünü ettiğin İnsan Hakları Evrensel İlkeleri’ni savunan ülkeler Nijerya’ya “Bu sizin kendi içişleriniz ya da dininiz ne yapalım” demedi. İnsan hakları savunucularının da baskısıyla Nijerya’da recm’e izin verilmedi…

Kavakçı bu çelişkiyi başörtüsü konusunda AİHM’i anlatırken şöyle ortaya koyuyor:

“AİHM de bu hataya düşüyor… ‘Bir kadın başı örtülüyken erkeğe eşit olabilir mi?’ diyor… Kendini bir yerde islam alemi konumuna koymuş oluyor. Ve sonuç olarak da ‘Hayır hiç bir zaman da olamaz!’ diyor. Benim perspektifimden ‘Olamaz’ diyor…”

Kavakçı ayrıca ‘da Batı değerlerine baştan da karşı çıkıyor… Feminizm hakkında yorum yaparken ilk cümlesinde “Feminizmin zaten doğuşu batı kaynaklı…” diye reddederken, bir başka batı kurumu AİHM’e başvurması çelişki değil mi? (AB’ye karşı çıkan Erbakan da aynı şeyi yapmıştı)

Eğer Avrupa Birliği değil de Ortadoğu Birliği olsaydı. Avrupa’nın bütün ülkeleri de Ortadoğu Birliği’ne girmek için çabalasaydı bu sorunlar olmazdı tabii. Dediğim gibi Garp’ın Şark’ı değil, Doğu’nun Batı’yı anlayacağı bir dünyaya entegre olunuyor… Yani sanayi devrimini yapıp da kültüründen, çağdaş yaşam kurallarına bütün üst yapısını bir tarih evvelinden inşa eden ülkelere özenilerek kaynak yapılmaya çalışılıyor.

Küreselleşmeye karşı çıkarken ve AB ile kaynaşırken bütün renkler baskın bir rengin gölgesinde eksilmeden varlığını sürdürsün istiyoruz. İnsanlar inançlarına göre yaşasın. “Herkes istediklerini özgürce giyebilsin”i savunuyoruz. Ama bütün bütün bunların özünde de “beğenilmeyen batıdaki” Fransız Devrimi’nin bize hediye ettiği eşitlik, özgürlük ve kardeşlik yatsın istiyoruz…

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

three + 10 =