AK Parti ampulü göz kırpıyor…

Çok partili sistemin aksak-topal yürüdüğü ülkelerde, halkın biriken gazını almak ve onu rahatlatmak için erken seçimler ilaç gibidir.
Aslında sağlıklı işleyen demokrasilerde, yani yerleşik sistemlerde erken seçimlere pek gidilmez, çünkü halk bilir ki hatası ve sevaplarıyla iktidara gelenler sürelerini doldurmak zorundadır. Eğer hataları sevaplarından fazlaysa ilk genel seçimde bunun bedelini öderler.
Bedeli ödeyen iktidardır.
Rahatlayan ise halk olur.
Yeni bir erken genel seçimden çıktık.
Adalet ve Kalkınma Partisi ikinci kez iktidara geldi. Üstelik büyük bir oy oranıyla. Kendilerini bile şaşırtan yüzde 47’lik bir oy patlaması sonucu halkı arkasına aldı.
Aslında kanaat önderlerini ve siyaset bilimcilerini şaşırtan sadece AK Parti’nin aldığı oylar değil, CHP’nin beklenenin altında bir oyda, yani yüzde 20’lerde kalmasıydı.
Tabii bir de merkez sağın irili ufaklı partilerinin safdışı kalması, bu yelpazedeki kararsız oyların AK Parti’de toplanması var ki, o da ayrı bir tartışma konusu.
Bu iktidar geniş halk kitlelerine belki ilk dört yıllık dönemde bazı hizmetler götürdü. Ekonomide alanındaki mali disiplin, Avrupa Birliği baskısı ve İMF’nin yol göstermesiyle gayri safi mili hasılada kımıldama, enflasyonda düşüş sağlandı.
Ancak faizlerin göreceli düşüşü, enflasyonun tek hanelere inişi nedense halka yansımadı.
Halk bu olumlu tabloyu aile bütçesinde hissetmese de, işsizliğin artmasına rağmen pahalılık baskısı kendisini fazlaca bunaltmadığından olsa gerek, kendisini dört yıl boyunca zenginmiş gibi sandı.
Varoşlardaki AK Parti oyları da bu nedenle 2007 erken seçiminde tavan yaptı.
Şimdi ise ilk dört yılda görülen  ekonomideki bahar havasının “yalancı bahar” olduğu gerçeği ile yüzyüze gelme noktasındayız.
Nedeni açık.
Amerika nezle oldu, biz yatağa düşmek üzereyiz.
Amerikan ekonomisinin resesyona (durgunluğa) girmesi, zaten “eğreti gelin” gibi nazlı biçimde gelişmekte olan bizim ekonomimizi çok sarstı.
Cicim ayları bir anlamda geride kalmaya başladı gibi.
Yıldırım hızıyla özelleştirmeleri yaparak ekonomiye yeni soluk boruları açan AK Parti iktidarı, TL’yi değerlendirmekle uğraşırken işsizlik ve yeni iş alanlarının açılmamasına zaman ayıramadı.
Yani ekonomi yönetimindeki eşgüdüm eksikliği yeni yeni başgöstermeye başladı.
Maliye Bakanı Unakıtan’ın bakanlığını “şaka gibi” yönetmesi, “ babalar gibi” yaptığı özelleştirmelerin aile şirketlerine yönelmesi, sonucunda sık sık hukuk duvarına çarpması görmezlikten gelindi.
Ekonomi hakkında açıklanan “sanal” ve “hormonlu” verilerin iş yaramadığı anlaşıldı, toplumun her kesiminden, emeklisi dulu, yetimi öksüzü, küçük esnafı, tüccarı, kobisi büyük sermaye kesimi, hatta TUSİAD’ı son çıkışı ile ekonomideki alarm çanlarının sesleri duyulmaya başladı.
Bu yetmiyormuş gibi Erdoğan iktidarı çoğunluk oylarının ardına sığınıp, demokrasinin olmazsa olmazları olan yüksek yargı kurumları ile nizalı (kavgalı) hale geldi veya gelmeyi göze aldı.
Çok sık olmamakla birlikte cihet-i askeriyeyle de zaman zaman ipleri germekten geri kalmadı.
Sadece Meclis ve oradaki parmak sayısı ile iktidar yetkilerini kıyasıya kendi yandaşları için kullananan, “bizden” ve “ onlardan” ayrıştırmasıyla laik-antilaik ayrımı körüklemekten geri kalmayan Başbakan Erdoğan ve ekibi örtülü iç savaşın getirdiği zorluklar karşısında sonunda erken yorulma işaretleri vermeye başladı.
İnsanların doğasında yorulma normaldir. Ama erken yorulma iktidarların hırçınlaşmasına da yol açabilir.
Nitekim  başbakan Erdoğan da önce ana muhalefet, sonra muhalefet, daha sonra sivil toplum örgütleri, ardından medya derken karşısına almadığı kurum ve kuruluş bırakmadı nerdeyse.
Bu tutum ise bugüne kadar ekonomik sıkıntısını seslendirmeyen geniş kitlelere fazlasıyla cesaret verebilir.
Cesaret vermekle kalmaz, bir başbakan peşinden sürüklediğini sandığı çoğunluğun, yavaş yavaş desteğini çekmekte olduğunu dahi göremez hale gelir.
Yanındaki “yaran” takımı da eğer “biz çoğunluğuz, arkamızda yüzde 47 oy var” gazını verirse -ki veriliyor- bu tablo karşısında bir başbakan gerçekleri asla göremez…
Gerçekler ve sorunlar halı altına süpürülmeye başlanır ki, işte sistemi tıkayan en büyük yanlışa burada düşülmüş olunur.
Hatta büyük umutlar bağlanan önümüzdeki yerel seçimlerde hedeflenen başarı hayali suya düşebilir.
Temennimiz global krizin ülkemizdeki yansıması ve olumsuz etkilerini iyi yönetmek için akıllı bir yönetim politikası izlenmesidir.
“Geliyorum” diye bangır bangır bağıran tehlikeyi görmezden gelmek, erken gelen yorgunluğu farketmemek, hatta zaman zaman nükseden hırçınlığı devam ettirmek, iktidarı zor duruma sokabilir. Gerginlik ve hoşgörüsüzlük ortamı gereceği gibi beş yıldır etrafa ışık verdiği varsayılan AK Parti’nin simgesi ampul voltaj düşüklüğü kurbanı olabilir. Yani ışık giderek azalabilir. Önemli olan herhangi, bir kısa devre olmadan krizin üstesinden gelebilecek önlemleri almaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.