Alevi Bektaşi Şiir geleneğinde Atatürk Sevgisi

Ne diyordu Pirsultan Abdal:

“Yörü bre Hızır paşa,
Senin de çarkın kırılır,
Güvendiğin padişahın,
O da bir gün yıkılır“

İşte Pirsultan’ın dileğini, umudunu gerçekleştirerek o padişahlığı yıkan olduğu için Atatürk’ü çok sever Aleviler. Anadolu’yu yurt edinmiş Türkmenler, yüzlerce yıldır Osmanlı tarafından ezilip, aşağılanmalarına Mustafa Kemal ve Cumhuriyet’iyle son verildiği için onu çok severler. İstiklal Savaşı’na başlarken yalnızca Hacı Bektaş ocağına uğrayıp, oradan güç aldığı, Urumeli’ni feth eden gazi erenler soyundan geldiği için onu çok severler. En önemlisi de Cumhuriyet’in laiklik ilkesiyle, ikinci sınıf olmaktan çıkıp, eşit yurttaşlar haline geldikleri, Atatürk döneminde gerici Sünni taasubunun ezildiği için onu çok severler. Her sevgide itirazlar da vardır, eksiklikler de, fazlalıklar da. Ama Alevi-Bektaşiler Atatürk’ü eksiksiz severler. Öylesine ki, bir kitle, bir topluluk, bir bilinç içinde en çok, ama istisnasız olarak en çok ve en yoğun şekilde onlar Atatürk sevgilerini sazın telinden, ozanın dilinden, cümle canların yüreğinden ifade etmişlerdir. Akp iktidarı ve Yeni Dünya Düzeni’nin yezitleri şimdi bütün çabalarıyla Atatürk ile Alevilerin arasını açmaya çabalıyor. Ama onların Gazi Paşa’ya sevgisi öylesine derin ki, bu saldırıdan o sevginin güçlenerek çıkacağı aşikar. Çağın en güçlü iki ozanından biri olan Mahsuni’nin olağanüstü dizelerindeki özlem ve arayışta olduğu gibi:

“Bulutlar terinden, dağlar kokundan
Sarhoştur sevdiğim Mahsuni bundan
Bir daha gel, gel Samsun’dan
Sarı saçlım mavi gözlüm, nerdesin
nerde”

Böyle bir giriş yazısıyla Aydınlık Gazetesi hazırladığım “Alevi ve Bektaşı şiir geleneğinde Atatürk sevgisi” adlı çalışmamı iki gün boyunca yayımladı. Benim çalışmam bunları bilmeyenlere, ya da iyi bilmeyenlere bir anımsatma olduğu kadar, kendilerinden çok şey öğrendiğim(iz) Alevi- Bektaşi büyük şiir geleneğinin çağdaş ozanlarına da saygı durmaktı.

Özellikle AKP’nin iktidara gelişinden beri, Atatürk aleyhinde yapılan saldırılara, kültürlerinde âşıklık-ozanlık geleneğinin çok önemli yer tutttuğu Aleviler de alet edilmek isteniyor. Alevilerin Atatürk’e olan sevgisini ve bağlılığını sarsmanın fırsatını da özellikle Dersim tartışmalarıyla bulduklarını sanıyorlar!
Alevi ozan geleneği içinde Atatürk sadece Cumhuriyet devrimleri ve düşüncesiyle yer almaz, evlerin en güzel yerinde Mustafa Kemal fotoğrafı altında sazlar çalınır, türküler okunur. Bu genç ozanlarda da böyledir, artık aramızda olmayanlar arasında olduğu gibi.

Dr. Hasan Basri Kılıç

Ozanların yoğun olarak yaşadığı Sivas, Erzincan ve Malatya yöresinde önemli merkezler vardır. Bu merkezlerin başında Divriği-Çamşıhı, Şarkışla-Emlek ve Arguvan yöreleri gelir. Arguvan yöresinin ozanı Dr. Hasan Basri Kılıç, kendisine miras kalan değerleri sıralarken, Dede Korkut, Mustafa Kemal, Âşık Veysel ve Âşık Mahsuni Şerif’i anmaktadır. Âşık Basiri‘nin “Atatürk ve Cumhuriyet” adlı şiirinde kölelikten kurtulmayı Mustafa Kemal’e borçlu olduğunu, O’nun sayesinde saz çalabildiğini dile getirmektedir: “Mal Beyanı” şiirinde ise ozan varlığını dile getirir:

Elimdeki on dört perde beş telli
Bana Dedem Korkut Atam’dan kaldı
Dar ağacı bize mekan ezeli
Pirim Koca Haydar Sultan’dan kaldı

Açıktır alnımız aktır yüzümüz
İnsanlık yolunda turab yolumuz
Gece karanlıkta gören gözümüz
Şatıroğlu ustam Veysel’den kaldı

Bir saray yapmışlar bütün cihana
Dört kapı kırk makam on iki hana
Elden ele geçti bu servet bana
Hacı Bektaş Şahı Merdan’dan kaldı

Yetmiş milyon kardeş koca bir devlet
Ay yıldızlı bayrak bir vatan cennet
Seksen üç yaşında genç bir cumhuriyet
Önderim Mustafa Kemal’den kaldı

Bu makam Mahsuni Şerif mirası
Habil’den Kabil’den bu mal davası
Tek şahsi varlığım Basiri mahlası
Babam Ali Kılıç hocamdan kaldı

Feyzullah Seçkin

Günümüz ozanlarından Ozan Feyzi mahlaslı Feyzullah Seçkin Emlek yöresinin yetiştirdiği Âşık Veli, Âşık Veysel, Âşık İzzet ve Âşık Devrani gibi usta ozanların izini sürmektedir. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığına karşı şiirleriyle hep diri duran Ozan Feyzi Hacı Bektaşı Veli anma törenleri çerçevesinde ödülleriyle de bilinir. Hasan Hüseyin Korkmazgil’in anısına ve Korkmazgil’in “sen hep samsun’a mı çıkarsın ay oğul ay kemal’im” şiirine atıfta bulunarak yazmış olduğu “Kemal’im” şiirinde satılık kalemleri ve yobazları eleştirir:

“Feyzi izindedir dönmez yolundan;
Doğacak mı güneş yine Samsun’dan?
Saldırıyor hain yobaz basından,
Satılmış kalemi gördük Kemalim.”

“Torunlarıma” diyerek yazdığı Mustafa Kemal Destanı adlı çalışmasına ait kısa bir notu da burada paylaşmak isterim. Âşık geleneğinde Atatürk sevgisi konulu bir sunum hazırlamaya başladığım günlerde, şiirlerini zaman zaman yazılarımın girişine koyarak, onları okurlarımla paylaştığım Feyzullah Seçkin’den yardım istemiştim. Kendisinin Atatürk sevgisine ait şiirlerini bilmekteydim. Ozan Feyzi yardım ricamdan birkaç gün sonra aşağıdaki “Mustafa Kemal Destanı” adlı çalışmasını kaleme almış ve bana göndermişti. Bu çalışmam Türk edebiyat tarihine bu eserin kazanılmasına sebep oldu. “Torunlarıma” diyerek Ozan Feyzi gençlere Mustafa Kemal Destanı’nında şu çağrıyı yapar:

MUSTAFA KEMAL DESTANI

Çağdaş yurttaşlığı öğreten bize;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.
İnsana kulluğu getiren dize;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Tarihte bellidir adıyla sanı,
Oku da çocuğum öğren atanı!
Emanet bırakan size vatanı;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Ankara’da millet meclisi kurdu,
Bölmek isteyenin önüne durdu.
Kurda yem etmedi vatanı yurdu;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Temeli uygarlık yolunda attı,
Devrimle doğruyu özde arattı.
Kulluktan çıkarıp millet yarattı;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Cephede girerken düşman inine,
Bağlıydı elbette gerçek dinine.
Aldırmadı cahil yobaz kinine;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

İlim irfan diye ömrünce evdi,
Mavi gözleriyle bir yüce devdi.
Bağımsızlık diyen milleti sevdi;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Osmanlı öderken düşmana diyet,
Aklına koymuştu O cumhuriyet.
Kimi manda derken dedi hürriyet;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Aramak değildi kendine yağdaş,
Ulus yaratmaktı amacı çağdaş.
Padişahlar gibi kurmadı bağdaş;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Düzenlerler şimdi içi boş tören.
Bulunmaz yarını önceden gören.
Yurdumuzu demir ağlarla ören;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Uygar Avrupa’nın bakma adına,
Yeni varmışlardır eşlik tadına.
Önce eşitliği veren kadına;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Kesmek istiyorlar gelinen arkı,
Bozulursa dönmez kardeşlik çarkı.
Irklar arasından kaldıran farkı;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Alınmadan dile şeyh ile ağa,
Özgürlük adına çıktılar dağa.
Farklı çiçekleri ekense bağa;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Sene yirmi dörtte karar aldırdı,
Hilâfeti önce yıktı kaldırdı.
Ne soydurdu halkı ne de çaldırdı;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Zorluğu başardı zekâsı aklı,
Hiçbir iş yapmadı halkından saklı.
Bazı kafalarda şimdi yasaklı;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Bakın çocuklarım bugünkü güne,
Sarıklılar dönmek istiyor düne.
İzin vermeyendir hiçbir ödüne;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Yurduna sahip çık en zor anında,
Alacağın kudret asil kanında(!)
Işık ister isen her an yanında;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Olmayın haklıyken haksıza razı,
Çıkarsalar bile her gün marazı.
Aydınlık yarının bütün arazı;*
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Ozan Feyzi’yim ben O’nun izinde,
Oturtamaz kimse meczup dizinde.
Aratmaz gerçeği dogma gizinde;
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal.

Âşık geleneğinin en önemli ustalarından
Ali İzzet’in ‘Ahir zaman kahramanı

Halk şiirinin unutulmaz “Mühür gözlüm” türküsünün ozanı, Âşık Veysel’in yol arkadaşı ve çağdaşı Âşık Ali İzzet Özkan‘dır. 1960 ‘ların çalkantılı döneminde, toplumdaki kutuplaşmaların endişesini yaşayan ve Atatürk’ü Mehdi kabul eden Âşık Ali İzzet Özkan onu özlemle arar, günümüzü anlatırcasına şu dizeleri yakar:

Ahir zaman kahramanı Atatürk
Türkiye’nin hali yaman oldu gel
Fitne fesat ellerinde kaldı mülk
Kardaşlar kardaşa düşman oldu gel

Asil Türk evladı ceza görüyor
Hainin hırsızın işi yürüyor
Kıtlık geldi açlık hüküm sürüyor
Acı soğan derde derman oldu gel

Söyle yüce tanrı Mehdi’yi salsın
Ali Battal Gazi beraber gelsin
Sana taş atanın eli kırılsın
Gafiller cahiller pişman oldu gel

Hisse alın Çırakman’ın sözünden
Âşık geleneğinde Çorum’un Sungurlu ilçesi de önemlidir. Burada iki önemli aşık yetişmiştir. Bunlardan ilki “Bugün bize hoş geldiniz” türküsü ile tanıdığımız Çorum Sungurlu, Körkü köyü doğumlu Hüseyin Çırakman, diğeri ise Âşık Gülabi‘dir. Mütevazı yaşamıyla ve Atatürkçü duruşuyla tanıdığımız Hüseyin Çırakman‘ın “Bugün bize hoş geldiniz” türküsünü yıllarca bir Mustafa Kemal marşı gibi dinleriz:

Hisse alın Çırakman’ın sözünden
Zerre kaçmaz âriflerin gözünden
Kemal Atatürk’ün aydın izinden
Bugün bize hoş geldiniz erenler

Âşık Gülabi

Çayan köyü doğumludur. Televizyonun olmadığı o yıllarda köy odalarında 15 yaşından itibaren dinletiler sunar. Köylünün ve dar gelirlinin derdi onun derdidir, paylaştığı, anlattığı onlardır.

Bektaşi geleneğine bağlıdır ve Atatürk ile Hacı Bektaşi Veli onun için Anadolu’nun yetiştirmiş olduğu en önemli iki değerdir.

Şu müspet ilimin kapısın açan
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
Bu vatana en çok emeği geçen
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
Uyuma en Mehmetcik uyan ha uyan
Adın Yeniçeri Mehmetcik koyan
Erkekle kadına eşittir diyen
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
… …
İsmini andıkça gönüler coşar
Anıtkabir ile dergâha koşar
Bu dünya durdukça ikisi yaşar
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
Gökte aramayın hak bize yakın
Hakka hizmet eden alacak hakkın
Şurdaki oturan canlara bakın
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
Mahmut Erdal

Sivas’ın Divriği ilçesi Çamşıhı beldesine bağlı Şahin köyünde dünyaya gelir. Muzaffer Sarısözen’le tanışması ona “Yurttan Sesler” programının kapısını açar. 400’ün üzerinde eser kazandıran Mahmut Erdal, daha sonraki yıllarda ise halk şiirinin ustaları olan Âşık Veysel ve Ali İzzet Özkan ile tanışır. 2010 yılında yitirdiğimiz Mahmut Erdal döneminin usta âşıkları gibi Cumhuriyetçi ve Atatürkçü’dür. Cumhuriyet devrimlerinin yıkılmazlığına inancını şu dizelerde dile getirir:

Şanlı Ata’m anıtından bir çakıl
Sökemezler devrimlerin var iken
Vatan toprağında şer tohumunu
Ekemezler devrimlerin var iken

Mahmut Erdal sil gözünün pasını
Sarığa kul etme kafatasını
Meşalen yanında gaz lambasını
Yakamazlar devrimlerin var iken

Muhlis Akarsu

12 Eylül’ün karanlığını onun söylediği türkülerle yararak, arkadaş ve dostlar tanıdık. Onun sözleri köyden şehre, oradan da yurtdışına göçün sesi, dar gelirli emekçinin sesi oldu. Semahların turnası, turnaların avazı oldu 1993 yılı yazına kadar. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı yobazların “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” naralarıyla ateşe verdikleri Madımak Oteli’nde o da vardı. Yıllarca “Koca Mustafa Kemali yedin yine doymadın mı” diye devrana sitem etti.

“Karnı büyük koca dünya
Keder dolu acı dünya
Ne gül koydun ne de gonca
Yedin yine doymadın mı?

Fani kurmuşsun temeli
Bilmem sana ne demeli
Koca Mustafa Kemali
Yedin yine doymadın mı?

Seni okuyup yazanı
Yunus gibi bir ozanı
Koskocaman Pir Sultanı
Yedin yine doymadın mı?

Tatlıdır içilir suyu
Kimseye benzemez huyu
Nice Muhlis Akarsu’yu
Yedin yine doymadın mı?“
Abdullah Papur

70’li yılların devrimci bir ozanı vardır: Abdullah Papur. Sivas Divriği’de doğmuş. Kangal İğdeli köyünde yaşamını sürdürmüş. 1989 yılında bir trafik kazasında yitirdiğimiz Papur 70’li yıllarda umut olan Bülent Ecevit’e “Yok öyle beleş” adlı türküsünde Atatürk ve O’nun cumhuriyetine sahip çık çağrısında bulunur. Dönemin siyasi resmini türküsünde gözler önüne seren Abdullah Papur, Bülent Ecevit’e yol gösterircesine seslenir:

Papur duyur halka olan durumu
Elinizde memleketin sorunu
Atamız Atatürk Türk’ün yolunu
Bir daha sen tanıt canım Karaoğlan, gurban Karaoğlan
Âşık Mahsuni Şerif

Çağımızın Pir Sultan’ı Âşık Mahsuni Şerif ise “O’nu her gün diri gördüm” diyerek Atatürk’ü yaşamanın ve yaşatmanın gururunu, onun yolunda mücadele azmini dile getirir. Mahsuni Şerif, “Sarı saçlım, mavi gözlüm neredesin” türküsüyle günümüzde Atatürk’e duyulan hasreti dile getirmiştir. Bu türkü özellikle Cumhuriyet Mitingleri’yle birlikte çok yaygınlaşmıştır. Âşık Mahsuni’nin daha az bilinen türküsü:

“Ben ağlamam On Kasım’da”yı yayımlıyoruz.

Ben ağlamam On Kasım’da
O’nu her gün diri gördüm
Ölene dek görecegim
Doğduğumdan beri gördüm

Halka vermişti canını
Haktan almış ünvanını
Atmış Osmanlı şanını
Samsun’da bir eri gördüm

Matemin doyurmaz beni
Milletim kucaklar seni
Bize cennet gibi yeni
Verdiğin eseri gördüm

Ulu Atam inan buna
Düşkünler hayrandır sana
Mazlum milletler adına
Verdiğin zaferi gördüm

Ne hikmet vardı sende
Güneştin doğdun cihanda
Yüzyılların ötesinde
El bastığın yeri gördüm

Mahsuni yoluna düştüm
Nice nice engel aştım
10 Kasım’da kaybetmiştim
Daha şimdi geri gördüm

Aşık Ali İzzet ve Âşık Veysel’in arkadaşı Hasan Devrani

Hasan Devrani de Atatürkçü kişiliğiyle ve sanatıyla bilinir. Asıl adı Hasan Tutal olan Âşık Devrani, Âşık Ali İzzet Özkan gibi Sivas, Şarkışla, Emlek Hüyük köyündendir. Bir Atatürk devrimcisi olan Âşık Devrani Aydınlık’ın1978’de ilk defa günlük gazete olarak çıkması sırasında destek konserlerine katılmış ve Emlek köylerinde gazetemiz için bağış çalışmalarında bulunmuştur. Para desteğinde bulunanlar para, parası olmayanlar da kendileri için ne kıymetliyse; özellikle kadın ve genç kızlar Âşık Devrani’ye Aydınlık’a destek olarak başlarındaki poşuları vermişlerdir. Bundan dolayı bir dönem Emlek yöresinde Aydınlıkçılar “Poşucular” olarak adlandırılmıştır. Âşık Ali İzzet Özkan gibi çok sayıda Atatürk ile ilgili şiiri bulunan Devrani Alevi Bektaşi ozanlarında sık görülen Hacı Bektaş ile Atatürk’ü birlikte yüceltmeye örnek “Hacıbektaş” isimli şiirini birlikte okuyalım:

Özgürlüğün temelini
Atan sensin Hacı Bektaş
Bütün kâinata tek anahtarı
Tutan sensin Hacı Bektaş
Sensin ululardan ulu
Sen gösterdin doğru yolu
Darda iken Anadolu
Yeten sensin Hacı Bektaş

Türkün büyük düşünürü
Çağdaş uygarlığın eri
Her gönülde vardır yeri
Yatan sensin Hacı Bektaş

Devraniyem değil yalan
Bağımsız Türkiye kuran
Atatürk’e ilham veren
Vatan sensin Hacı Bektaş
Âşık geleneği içinde

Âşık Daimi

Davut Sulari’den feyz almış Erzincan’ın Tercan ilçesinden, 1983 yılında yitirdiğimiz Âşık Daimi vardır. Çok sevilen birçok türküye imza atmış olan Âşık Daimi, Atatürk Devrimleri aşığıdır. Onun bu aşkını “Gücenme sevdiğim açma arayı, bir gün geleceğim ellerinize” başlayıp ve devam eden türküsünde görmekteyiz:

“Biri Hacı Bektaş Biri Atatürk” şiirine geçmeden önce Aşık Daimi’nin devrimlerin kazanımların anlatan dörtlüğü de paylaşmak isterim.

Daimi’yim devrimlerin aşığı
Devrimlerdir karanlığın ışığı
Olduk o bahçenin biz sarmaşığı
Sarılıp dolandık dallarınıza

Alevi Bektaşi geleneğinde Atatürk ve Hacı Bektaş’ın yüceltilmesine örnek Âşık Daimi’nin şiiri:

Toplumların önderi yurdun mimarı,
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk.
Birlik kapısının tek anahtarı,
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk.

Girmez dilimize Arabi Farsi,
Ölçü olmaz bize yabancı harsı,
Özgürlük simgesi barış mayas,
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk.

Meclis’te söz hakkı verdi kadına,
Anadolu dedi yurdun adına,
Dar zamanda yeten halk imdadına,
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk.

Bilim ile cehaletle yarışan,
Ben halkım diyerek halka karışan,
Gönüllerde ölmezlişe erişen,
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk.
Aşık Daimi’yim işte buyum ben,
Birlik denizine akan suyum ben,
Bu iki gerçeğin vurgunuyum ben,
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
Â__k Daimi
Âşık Mihneti ve Feyzullah Çınar

Erzurum Şenkaya’nın Bardız köyünde doğan Âşık Mihneti kolay zamanların sahte, yalancı, göstermelik Atatürkçülerini eleştirir. Usta ozan ve yorumcu Feyzullah Çınar tarafından söylenen Mihneti’nin türküsü gerçek Atatürkçülerin uğramış oldukları haksızlığı “Kızgın şişle dağlıyorlar” dizesiyle bugünlere taşımış gibidir:
AlAlim
Tören günlerinde ikiyüzlüler
Yalan ile el bağlıyor, Atatürk
Böyle günde onlar bizden hızlılar
Rol yaparak ağlıyorlar, Atatürk

Sana saldırana karşı çıkanı
Eserine özen ile bakanı
Rozetini yakasına takanı
Kızgın demir ile dağlıyorlar, Atatürk

Atatürkçülüğe karşı duranlar
Kemalizmi dinsizliğe yoranlar
Cumhuriyetine karşı vuranlar
Taraftar da sağlıyorlar, Atatürk

Eserini hayran hayran gezenler
Hayatını destan destan yazanlar
Mihneti gardaşla bütün ozanlar
Aşkın ile çağlıyorlar, Atatürk

Davut Sulari: Ayyıldızlı bir bayraktı Atatürk

“Davut Sulari canlar cani, Mevlana Mahmut Hayrani, Pirimiz Veysel Karani, Evvel Allah ahir Allah, Dönemem estağfurullah, Ben deyem Allah eyvallah, İmanim amentü billah” kıtasıyla biten Kırklar Semahı’nı bilmeyen veya dinlemeyen var mıdır? Muhlis Akarasu’dan Neşet Ertaş’a, Aşık Daimi’den Mahsuni Şerif’e kadar önemli aşık ve sanatçıyı etkileyen Davut Sulari mi türkü severlere, yoksa onun türküleri mi daha tanıdık? Bunun cevabını okuyucuya bırakalım.

Alevi-Bektaşi ozan geleneğinin efsanevi isimlerinden birisi de hiç şüphesiz Davut Sulari’dir. 1925’de Erzincan’ın Çayırlı İlçesi’nde doğar. Dedesi Pir Kaltuk aşiretiyle birlikte Tunceli’nin Nazimiye ilçesi Kureyşanlılar köyünden, Çayırlı’ya yerleşti. Baba Veli ile Cezayir Ana’nın beş çocuğundan biridir. Asıl adı Davut Ağbaba’dır. Bir ara Kemali ve Serhat Aşık mahlaslarını kullanırsa da, esas olarak o Sulari mahlasıyla tanınmıştır. Soyadı kanunu çıktıktan farklı soyadları alır, Sulari‘nda kalır. Davut Sulari, Seyyit Mahmudi Hayrani’nin soyundan gelmektedir ve Kureyşan’lıdır. Böylelikle soyağacının İmam Musa’el Kazım’a, buradan da Hz. Ali ve Hz. Muhammed’e kadar uzandığı rivayet olunur. Düzenli bir işte çalışmamıştır, “Dedelik” hizmetini yerine getirir. Çıkarmış olduğu 80 kadar plak, Almanya ve Türkiye’de piyasaya sunulmuş kasetleri vardır, bunların geliriyle yaşamını sürdürmüştür.

Tarihte bir büyük onur bıraktı
Şimşekler misali çaktı Atatürk
Yurda giren düşmanların üstüne
Bir şahin misali aktı Atatürk

Güzel Ankara’yı başkent yapışı
Kocatepe’ye şahlanıp çıkışı
Türklüğün hükmüyle ordu akışı
Düşmanı denize döktü Atatürk

Vatan toprakların geriye aldı
Sulari der Türk gençliğine kaldı
Bütün dünya milletleri hep bildi
Ayyıldızlı bir bayraktı Atatürk.

Cumhuriyet ozanı Aşık Veysel: Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası

20. Yüzyılın en “uzun ince yol”cusu Aşık Veysel adı Atatürk cumhuriyeti ile özdeşleşmiştir. 1894 yılında büyük ozanların yaşadığı Emlek yöresinin Sivrialan Köyü’nde doğmuş, oarad yağamış ve hayata da orada veda etmiştir. Çağın Mahsuni ile birlikte en büyük iki halk ozanından biridir. Birbirinden ünlü ve görkemli türküleri Türk halk edebiyat tarihinin de temel taşlarındandır. Âşık Veysel de diğer büyük Alevi – Bektaşi ozanları gibi Cumhuriyet’in yanında saf tutmuş, değerlerini savunmuş, Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal’e derinden bağlılık duymuştur. Onun Atatürk’e Ağıt’ı, bu bağlamda en bilinen örneklerdendir. Atatürk ve cumhuriyetin değerlerini ders verdiği Köy Enstitüsü yıllarında sindirmiş, bir ömür boyu onu bulunduğu her ortamda savunmuştur. Başka siyasi oluşumlara prim vermemiştir.

İstanbul’da radyo konserine katılmıştır, türküler söylemiştir. Kendisini dinleyen Gazi Mustafa Kemal, Aşık Veysel’i tanımak ister. Gazi Kemal Aşık Veysel’i İstanbul’da otellerde arattırır, ama Veysel’i bulamazlar. Veysel herhangi bir otelde değil de, kendisini dinleyen bir kapıcı tarafından evine misafir olur. Ömrü boyunca Atatürk ile tanışamamanın kederini yaşamıştır Aşık Veysel.

Ancak 1937’de okuduğu “Atatürk’tür Türkiye’nin İhyası” şiiri, o dönemdeki emperyalist kışkırtma sonucu gerçekleşen gerici ayaklanmalara (Menemen, Şeyh Said ve diğerleri ) karşı Alevi-Bektaşi kitlesinin halkçı-devrimci bakış açısını yansıtan bir manifesto değerindedir. Veysel devrimci Cumhuriyetin safından türküsünü okumakla kalmaz, onun gericiliği bastırma yöntemine de sahip çıkar: Bir yanda İstiklal Savaşı’yla “dış düşmana” galip gelen orduyu överken, “iç düşmana” karşı
mücadeleyi de sektirmeden destekler.

Aşık Veysel’in nasihatlarıyla büyümüş ve yetişmiş birisi olarak O’nun iki türküsünü buraya almak istiyorum. Bunlardan birisi cumhuriyetin manifestosu olan „Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası“, diğeri ise „Ben ağlamam on kasım“ diyen Aşık Mahsuni’nin tersine, „Ağlayalım Atatürk“ diyor Aşık Veysel.

Ağlayalım Atatürk’e
Ağlayalım Atatürk’e
Bütün Dünya kan ağladı,
Süleyman olmuştu mülke,
Geldi ecel, can ağladı,

Atatürk’ün eserleri,
Söyleyecek bundan geri,
Bütün dünyanın her yeri
Ah çekti, vatan ağladı.

Bu ne kuvvet, bu ne kudret,
Var idi bunda bir hikmet
Bütün Türkler, İnönü İsmet,
Gözlerinden kan ağladı.

Uzatma Veysel bu sözü
Dayanmaz herkesin özü,
Koruyalım yurdumuzu,
Dost değil, düşman ağladı.

Şüphesiz bu dünya fani,
Tanrının aslanı hani
İnsi cini cemi mahlûk,
Hepisi birden ağladı.

İskender-i Zülkarneyin,
Çalışmadı bunca leyin,
Her millet Atatürk deyin,
Cemiyeti akvam ağladı

Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası

Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası
Kurtardı vatanı düşmanımızdan
Canını bu yolda eyledi feda
Biz dahi geçelim öz canımızdan
Sinesini hedef etti düşmana
Ölmüşken vatanı getirdi cana
Çekti kılıcını çıktı meydana
Gören ibret aldı meydanımızdan
Çekildi sancaklar dayanmaz canlar
Şarktan garba gitti Türk’teki şanlar
O kadar paşalar o zabitanlar
Ayrılmadı asla sağ yanımızdan
Dumlupınar Sandıklı’nın cephesi
Dağları yıkıyor topların sesi
Kahraman askerin hücum etmesi
Cihan sele gitti al kanımızdan
Şeyh Said de yüzün tuttu isyana
Milletini hor baktırdı vatana
Fakir fukarayı boyadı kana
Öyle şeyhler çoktur külhanımızdan
Çağırdım Şeyh Said sağır mı diye
Başında sarığı değirmi diye
Tarttılar şeyhleri ağır mı diye
Haberin doğrulttun urganımızdan
Şeriatı düşündüler şerciler
Bir takım millete fesat verdiler
Her biri bir yerde hep geberdiler
Onlar kurtulmadı toplarımızdan
Aklı başında olan düşünür bunu
Şeriatçı oldu tüketen onu
Dağda belde fukaraya soygunu
Veren onlar idi vatanımızdan
Menemen meselesi geldi meydana
Orda birkaçları uydu şeytana
Mehdi diye kendi kendin urgana
Taktı kurtulamadı darlarımızdan
Gazi paşa Hazireti bir kişi
Ne kadar cesaret tuttu bu işi
Sarmıştı vatanı düşman ateşi
Esirgedi bizi ziyanımızdan
İddiacı Türkiye’nin insanı
Çalışmakla kazandık biz vatanı
Aç kurt gibi parçaladık düşmanı
Şecaat görünce aslanımızdan
Kurtardık vatanı bu belalardan
Tiren hattı küşat ettik her yerden
Terakki etti mektebimiz hep birden
Teşekkür kazandık müşranımızdan
Hükümette milletini kayırdı
Bir af etti hapisleri koyverdi
Adaletle tebligatlar duyurdu
Çok şeref kazandık bayramımızdan
Türkiye’yi adalette yaşattı
Dağları deldirdi demir döşetti
Millete bir altın kemer kuşattı
Haşa nankör olman davranımızdan
Aşık Veysel bunu böyle söyledim
Benden de yadigar bu kalsın dedim
Sözlerim yalan mı dinle efendim
Kürrei arz doldu hep şanımızdan

Âşık Emini, Âşık Kemteri, Aşık Sinemi, Aşık Ali Güç, Ozan Şahini mahlaslı Hülya Yıldırım, Ozan Ece, Ozan Sarpoğlu, Ozan Balkaymak, Ozan Düzgüni, Küçük Satı, Ozan Elifçe, Ozan Gül Kamberi, Emrah Mahsuni, Ozan Gülçınar, Hasan Karabaş ve Kul Ahmet gibi nice âşık ve ozan Atatürk, Cumhuriyet ve Atatürk Devrimleri temalı yüzlerce şiir yazmışlardır. Ozanlarımızı burada saygı ve minnetle anarken, Atatürk’e saldırılara karşı duran bir Alevi Bektaşi Vakfı başkanının “Atatürk’ten başka kimimiz var ki bizim” sözleriyle çalışmamı noktalıyorum.

_____________________

* Bu çalışma Aydınlık Gazetesi’nde 13. 14 ve 22. Aralık 2011 tarihlerinde biraz daha kısa haliyle yayımlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − six =