Çalışmak

PAYLAŞ

Gündüz çok çalıştım mı akşam vakti çalışma isteğim kalmıyor. O zaman yatma vaktine kadarki saatler oyalanmakla geçiyor. Televizyonla bağım zayıf. Gazeteye sabahları üç beş dakika bakar gibi yapıyorum. Bir de akşam onlarla uğraşamam doğrusu. Telefonda çene çalmaktan nefret ederim, ayrıca çene çalacak kimsem yok. İçkiyle zaman öldürmek kafama göre iş değil. O zaman gene bir şeyler okuyup bir şeyler yazmak kalıyor bana. Yakındığımı sanmayın, ben hoşnudum kendimden. Aziz Paulus kaç yüzyıl önce “Çalışmak istemeyen yememeli” demiş. Çalışmak istediğimiz ama çalışma olanağı bulamadığımız oldu, çalışıp da doğru dürüst kazanamadığımız oldu. Çalışmak isteyip de çalışma olanağı bulamayanı düşünmüş müdür Aziz Paulus? Düşünmüş olmalı ki “çalışmak istemeyen” diyor. Eskiden beri bir eli yağda bir eli balda olanların bir bölümünün hatta büyükçe bir bölümünün çalışmakta gözü yoktur ama en çok yiyenler de onlardır.
Çalışmak en büyük avunmadır. Sıkıntılar kapıyı çaldığı zaman, haksızlık toplumsal bir alışkanlık durumuna geldiği zaman, hastalıklar ve ölümler birbiri ardına dizildiği zaman çalışmaya koyulurum. Çalışmak bir çeşit arınma eylemidir benim için. Arının sıkılacak vakti yoktur derler. Doğa bağrında yaşayan canlı yaratıkları beslerken onlardan da azçok emek bekliyor. Avını yakalama zahmetine katlanmayan hayvana doğa acır mı, acır da al ye diye ona şunu bunu verir mi? Havadan beslenmeyi becerebilmiş tek tür insandır. Kendi türünden birinin ya da birilerinin sırtından geçinmeyi beceren bir başka tür yoktur. Sömürücü değilseniz emek vereceksiniz. Emek vermeyin de bakın tarla size buğday veriyor mu? Buğday elde etmek için toprağı ekip biçmektense buğday üreteni çeşitli yollardan haraca bağlamak daha uygun değil mi? İnsan alışan bir varlıktır, haraca bağlanmaya bile alışabiliyor, alın terini bir başkasına kaptırmaktan rahatsız olmayabiliyor. Doğal sayabiliyor bunu. Yetkin insan çalışmayı seven ve hakkını almayı bilen insandır, hakkını yedirmeyen insandır. Hakkını almak ya da hakkını yedirmemek insan bireyinin tek başına becereceği bir iş değildir. Bunun için birlikte olma bilincine ya da daha basit bir deyişle toplumsallık bilincine ulaşmış olmak gerekir.
Çalışanın hakkını yemek biraz da bir cezalandırma biçimdir. Hakkı yenen kişi tek başınaysa elinden ne gelir! Tabancayı çekip ya da bıçağı çekip hak yiyenin karşısına geçecek değil ya. Bu yüzden gerçek anlamda kurumsallaşmış örgütlere gereksinimimiz var. Bunun için de örgütlenenlerin kendi alanlarında ağırlıklı kişiler olmaları gerekir. Bir ülkede örneğin yazar dediğimiz kimseler hevesli düzeyini aşamıyorsa bir yazar örgütü egemene gülücükler yollamaktan başka ne yapabilir? Kurulu düzen çalışanların karşısında şu tutumu almaktan geri durmayacaktır: bana uymadığın zaman ağzınla kuş tutsan haklarını alamazsın, bana uyarsan hak ettiklerin bir yana, hak etmediklerini bile ayaklarının önüne serebiliriz. Kurulu düzenler onurlu insanları hiçbir zaman sevemedi ve hiçbir zaman sevemeyecek. Toplumlar genel olarak onurlu insan yetiştirme konusunda pek istekli görünmüyor. Kurulu düzencinin kafasındaki insan Camus’nün başkaldıran insanına yani başkaldırmayan insanına tıpatıp uyan insandır.
İnsanlık için çalışıyorsanız haklarınızın yenmesini kutsal doğa adaletine bırakırsınız. Yalnız kendi için çalışan, kendinden başkasını düşünmeyen insanlar hakları yendiği zaman öfke bunalımlarına girerler. Onlar için en doğru tutum kurulu düzenin bütün isteklerini yerine getirmek olabilir. Hatta ahlak değerlerine uymak konusunda çok titiz olmak da gerekmeyebilir. İnsana bu yakışır mı diyeceksiniz. Yakışmaz elbet. Ama çok yerde insan bunu kendine ne yazık ki yakıştırıyor. Gerçek anlamda insan olmak zor iştir, bilek ister mide ister. Ben bana yapılan haksızlıkları çalışarak unutmak istedim. Her şeyden bıktığım günlerde bıkmadığım tek şey çalışmaktı. Dinlenmekten vazgeçtiğim oldu ama çalışmaktan hiç vazgeçmedim. Haklarımı yiyen insanlara kinlenmemeyi de böyle başardım. Çünkü kin denen şeyin insana yaraşır olmadığını, kin taşıyan kişinin insanlığından çok şey yitireceğini biliyordum. Yaşamın yükleri altında belimizin büküldüğü olmuştur. Bir rus atasözü şöyle der: “İnsan çalışmakla zengin olmaktan çok kambur olur.” Ne olur kendimi övdüğümü düşünmeyin, öyle düşünürseniz üzülürüm. Çalışkan olmak övünülecek bir şey değildir, kendini bilen insan için son derece doğaldır. Belki biraz da enayilik…

CEVAP VER