ALMANYA’DAN… AP cazibesini mi kaybetti?

PAYLAŞ

5,5 yıl Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekilliği yaptığım yıllarda hem Türkiye kökenli milletvekili olmak hem de AP oldukça popüler bir olaydı. O dönemde özellikle Türkiye kökenliler arasında “kıran kırana” mücadele verilirdi aday olabilmek için. Türkiyeli Almanlar bu meclise çok ilgi gösterirdi. Son yıllarda ben AP konusuna “soğuk bakarken” bunun bana özgü bir durum olduğunu sanmaktaydım. Canla başla çalıştığım ve övüldüğüm bir dönemde yaşlı bir zenginin SPD içinde kurduğu ilişkileri kullanarak yaşamının son yıllarında bir de “milletvekili olma egosu” o sırada benim plan dışı arka sıradan aday olmamı ve SPD’nin aldığı çok kötü sonuç nedeniyle seçilememi beraberinde getirdi. Buna rağmen devletteki görevime bile Brüksel’de devam etmek şartıyla geri döndüm. Çünkü o yıllarda geri döneceğim düşüncesindeydim. Ancak benim yaşam çizgim gönüllü olarak beni AP’den uzaklaştırdı. Yaşama dönelik kararlarım ve AP’yi de yeterince tanımış olmam”AP’yi benim için cazip olmaktan” çıkardı. İmtiyazlar ve olanaklar ise zaten 5,5 yıl boyunca milletvekilliği yapmış bir birey olarak AP’nin yaşamımın sonuna kadar sunduğu haklar olarak benimdi. Brüksel’de “eski ya da halen” milletvekili olarak meclisteki “konuşma ve oy verme hakkını” saymazsak neredeyse aynı olanaklara sahip olmam beni bu konuda “tok” hale getirdi. Bu açıklamayı yapıyorum, çünkü “niçin aday olmadığım” sorusunu sürekli cevaplamak zorunda kalıyorum.
İşte ben bu soruya cevap verirken SPD ve Yeşiller özelinde de AP konusunda sunulan isimleri gördüğümde “Acaba Almanya’daki Türkiyeliler AP’ye artık ilgi göstermiyor mu?” diye de sormadan edemedim. Partiler adaylarını belirliyorlar ve Türkiyeliler bu adaylıklara fazla ilgi göstermiyor.
Kendi partim SPD ile başlıyayım. 8 Aralık 2008 günü adaylarını belirleyen partimin kongresine katılan bir Türkiye kökenli politikacı telefonda bana “Ozan, inanır mısın, neredeyse yerin dibine battım adaylardan biri çıkıp konuşma yaparken! Adam Almanca bilmiyor.” diye yakınıyordu. Bir Türk gazeteci de “Ozan, başka aday bulamadı mı?” senin partin diye bir aday hakkında yorum yapıyordu.
İlk önce hemen belirteyim, SPD’nin 20. sırasında Türkiye kökenli iyi bir aday var. Bavyera’da SPD’nin gençlik teşkilatı Juso’larda yetişmiş çok kültürlü Almanya’ya uygun 33 yaşında başarılı bir politikacı. Tek dezavantajı Türkiyeli seçmenler tarafından tanınmamak. Ama bence bu telafi edilebilir bir olay. İsmail Ertuğ, AP’de Almanya  ve Almanya’daki Türk Toplumu için doğru aday.
Bana gelince belki bu konuyu da her zaman içip anlatıp, kapatmak en iyisi. Mensubu olduğum Güney Hessen SPD Teşkilatı’nda bir akşam üyesi olduğum yönetim kurulu şansıma tesadüfi bir çoğunlukla beni önermiş olsa da SPD Hessen Başkanı “Andrea Ypsilanti’ye sadık hizip” çoğunluğa sahip olma avantajı ile  beni arka sıralara atarak “cezalandırma” ihtiyacı duydu. Çünkü ben partinin “dogmatik sol hizbini” temsil eden Andrea Ypsilanti’ye karşı Schröder Politikaları’nı savunan “Jürgen Walter hizbini” desteklemekteydim. Jürgen Walter’e olan karşıtlıkları had safhada olan Güney Hessen Başkanı Gernot Grumbach, “Ypsilanti Misyonu’nun iflas etmesinin” belki de ana mimarı Norbert Schmidt ve benim seçim bölgemde ilginçtir her zaman benim kendisini desteklediğim federal milletvekili Gerold Reichenbach benim seçilmemem için gerçekten “takdire şahan çaba” verdiler. Hatta “Walter’ciliğim” yetmemiş olacakki benim “Kuzey Kıbrıs” lehine tavrım bile aleyhime kullanıldı. Sakın yanlış anlamayın. Bunlar benim için politikada olağan olaylar. Karşı taraf sayıca fazla olduğu için ben kaybettim. Bana karşı kimin seçildiğinden ziyade “benim seçilmemem” çok önemliydi Ypsilanti Misyonu’nun kurmayları için. Hoş zaten Hessen’de şu an içinde olduğumuz duruma baktığımızda “neyi doğru yaptılar ki?” diye sormak gerek.
Ben de dürüstçe özeleştiri yapacak olursam aslında seçilmek için fazla bir çaba vermedim. Seçilmek isteyen adam kongre öncesi teşkilatları gezer, kendisini zaten seçecek olanlara takviye oyları organize eder. Ben ise sadece seçim kurultayında bir konuşma yapmak dışında pasif kaldım. Anlayacağınız “yanıp tutuşmuyordum bir kez daha aynı yerde milletvekili olmak” için.
Ancak bana karşı aday olarak yarışa sokulan Avrupa konusunda gerçekten bilgili bir Sedat Çakır’ın ya da deneyimi ile çok başarılı bir milletvekili olabilecek Ulrike Foraci’nin daha sonra harcanmalarına gerçekten üzüldüm. SPD Listesi’nde  ilk 35’te olması gereken Türkiyeli isimlerden biri olmalıydı Çakır. Ne yazıkki sadece beni engellemek amacıyla kullanıldı.
Ancak öte yandan bırakın benim eyaletimi Almanya genelinde o kadar becerikli ve başarılı isim varken kimse milletvekili adaylığına ilgi göstermedi. Ertuğ’nun aday olması SPD için bu açıdan bir şans oldu. Yoksa Türkiyelilerden oy istemek zor olacaktı.O kesin seçilecek bir yerde aday olmasaydı sanırım işimiz zordu.
Yeşiller’de de durum pek farklı değil. Cem Özdemir haklı olarak tercihini federal politikadan yana yaptı. Şimdi duyduğuma göre Avrupa konusunda gerçekten çok bilgili ancak “Türkiye kökenli milletvekilleri ile hep sorunlu” bir adaydan bahsediliyor. Bana karşı adaylık yarışında kaybetmiş ve ardında Cem Özdemir’e karşı aday olmaya cesaret edememiş ama gönlünde hep milletvekilliği yatan bir meclis grubu asistanı galiba Yeşiller’in Türkiye kökenli oylar için sunacakları isim. Şaşırıyorum. Almanya’da onca becerikli Türkiye kökenli politikacı kadrosuna sahip Yeşiller’in AP konusunda sundukları tabloyu görünce. İlk olarak hemen belirteyim zaten yirmi yıldan fazla zamandır mecliste memur konumunda Yeşiller için çalışan birinin milletvekili olmasına gerek yok. Zaten orada. Her ne kadar benim Yeşil milletvekilliğim döneminde ve Cem Özdemir’in halen milletvekilliği süren bu dönemde en büyük uğraşı bize karşı olmak olan bir Türkiye kökenli memurun aday olması Türkiye kökenli seçmenlerin oylarının SPD’ye kazanılması için bir avantaj olsa da Yeşiller’in bu durumun farkına varmamasına hayret etmekteyim.. Ancak Yeşiller’de AP adaylığı için Türkiyeliler arasında rekabet olmaması da ilginç değil mi?
CDU ve FDP gibi partilerde de durum farklı değil. Sol Parti ise zaten AP listesi söz konusu olduğunda başka kriterleri uygulamakta.
Bu durumda Türkiye kökenliler için “AP’nin cazibesi bitti mi?” diye sormadan edemiyorum. Almanya’da yerel, eyalet ve federal düzeylerde adaylıklar için “kıran kırana” bir rekabet varken AP niye ilgi çekmiyor?
Orada da kaliteli Türkiyeli milletvekillerine ihtiyacımız var oysa!

CEVAP VER